Dünyamız yeryüzü yani arzımız hariç gökteki tüm gezegen olarak adlandırılan gökcisimleri, yıldızlar ve uyduları mitolojide Roma ve Yunan pagan dininin tanrı isimleri ile adlandırılmıştır. Bu durum gökbilimi yani astronomi ile uğraşanların dini inançlarını, düşüncelerini ve felsefelerini yansıtmaktadır. Allah’a şirk koşanların Allah’a ortak koşanların ortak koştuklarını yüceltmeleri, onları üstünleştirmeleri algısal olarak bu bilimle uğraşanların yaşam tarzını yansıtmaktadır.

Astronomi ilimi her zaman iki yönlü gelişmiştir. Birincisi herhangi bir düşünce, felsefe ve dünya görüşü olmaksızın sadece ve sadece gerçeği öğrenmek isteyenlerin yansız, tarafsız olarak araştırma, deney ve gözlemleri. İkincisi belirli bir düşünce, inanç ekseni etrafında etkilendikleri veya ölçü olarak baz aldıklarıyla bir bakış açısı ve bu nazariye üzerine kurdukları geliştirdikleri varsayım, teori, kuram ve yasalaştırdıkları sonuçlardır.

İkinci grupta belirtildiği üzere Yunanlı bilim adamı Pisagorun kurduğu ruhsal transfer vb. bir takım sapık fikirleri kapsayan bir okul ve örgüt olan pisagorculuk kabbaladan etkilenmiş, cizvitler pisagorculuktan etkilenmiş, kabbala temelli bir astronomi bilim günümüze kadar gelmiştir. Pisagor, kabbala, cizvit ittifakı paganist unsurlar üzerine kuruludur.

Bugün şirk temelli cibt ve tağutlaşan bilim insanlarının teori ve kuramları, yasaları ile yaratıcıya alternatif görüşler ortaya atılmış ve bilim adı altında tüm insanlığa paganist unsurlar sunulmaktadır.

Gökyüzüne baktığımızda gezegen ve astroit olarak nitelendirilen gök cisimlerine sürekli pagan tanrı adları teleffuz ettirilmektedir. Tarihin kirli sayfalarında kalmış ve Yüce Allah’a iftira atılarak şirk koşularak en iğrenç ve en büyük zulmü işlemiş olanlar hala daha günümüzde bu durumu göklere vasfederek hakimiyeti haşa Allah ile paylaşmaktadırlar…

Şimdi bu gök cisimlerinin ne anlama geldiklerine bakalım…. (Not: Soldaki görüntüler özel teleskoplarla çekilmiş yıldızların gerçek görüntüsü sağdaki Nasanın görüntüleri bilgisayar üzerinde yapılan çalışmalardır. )

1-MERKÜR: Roma mitolojisinde büyük bir tanrıdır. Finansal kazanç, ticaret, itibar, mesajlar, iletişim ( kehanet dahil), gezginler, sınırlar, şans, hile ve hırsızlar tanrısıdır. Aynı zamanda ruhların yeraltı dünyasına rehberliği yapıyormuş.

2-VENÜS : Roma Aşkın ve güzelliğin koruyucusu, sevgi, güzellik, arzu, şehvet, seks, doğurganlık tanrıçası

3-MARS: Roma Savaş tanrısı.Mitolojide  Juno ile Jüpiter‘in oğludur. Romada erkek tanrılar arasında en güçlü ikinci konumdadır. Asil görünüşlü ve asla yenilmeyen bir tanrıdır.

4-JÜPİTER: Roma Tanrıların Babası. Satürn ile Ops’un en genç çocuğudur. Bir tanrı olan Atlas‘a evreni taşıma görevini o vermiştir. Ayrıca Romalıların büyük bir sevgiyle taptıkları yüce tanrılarından biridir. Etrüks mitolojisinde ise Tinia olarak bilinir. Juno‘nun eşi olup Juno, MinervaMars ile büyük tanrıları oluşturur. Ayrıca Pollux‘un babasıdır.

1610-1620 yılları arası Galileo’nun keşfettiği Jüpiter ile beraber hareket eden yıldızlar:

5-GANYMEDE: Yunan olimpiyat tanrılarının koruyucusu tanrısı.

6-İO: Yunan tanrısı Zeus ve karısı Juno arasındaki evlilik anlaşmazlığı sırasında ineğe dönüşmüş ölümlü bir kadındır. 

7-EUROPA:  Yunan Tanrısı Zeus’un eşi. Avrupa kıtasına ismini vermiştir. Poseidon’un oğlu ve Tyros kralı Agenor’un kızıdır.

8-CALLİSTO: Yunan tanrısı Zeus tarafından ayıya dönüşen bir kadındır.

9-SATÜRN: Roma tarım tanrısı ekilen tohumların koruyucusu.

Roma Mitolojisinde Altınçağ Tanrısı olarak da bilinir. Zamanı kontrol eder, disiplin ve ahlak kurallarını belirler, tarım ve hasat konusunda ise semboldür. İnsanlara tarımsal faaliyetleri öğretir. İlahi kurallar yerine kendi iradesini ve yasalarını uygulamaya çalışanları şiddetli şekilde cezalandıran bir motiftir. Roma’da bu mitolojik motif adına 17-23 ve 25 Aralık günleri arasında Satürnalya Bayramı veya diğer adıyla Satürnalya Festivali kutlanır.

10-URANÜS: Yunan gökyüzü tanrısı.  Yunan mitolojisindeAether ve Gaia‘nın oğlu, Gaia’nın kocası ve ilk tanrılardandır. Yunan tanrılarının atasıdır. Kozmik bir güce sahiptir. Uranüs aynı zamanda uzayla ilgili olarak da tavsir edilir. Gaia ve onun birleşmesinden, TitanlarHekatonkheir‘ler ve Kyklop‘lar oluşmuştur. Ancak Uranüs, bütün bu çocukları yeryüzünün karnında saklanmaya zorladığı için, bu yükü taşımakta zorlanan ve kızan Gaia, oğullarından Kronos‘a bir tırpan verip tanrının önce cinsel organlarını kesmiştir. Akan meni ile Gaia hamile kalmış ve Afrodit doğmuştur. Zeus‘un dedesi, TitanlarHekatonkheir‘ler ve Kyklop‘ların babasıdır. Kaderi ondan sonra başa gelen her tanrıyla aynıdır. Uranüs aynı zamanda havaya da hüküm sürmektedir.

1781 yılında William Herschell tarafından keşfedilen Uranüs, dönemin Britanya Kralı 3. Gerorge şerefine Georgium Sidus (“George Yıldızı”) ismiyle adlandırıldı. Herschel o dönem kraliyet astronomu olarak atandı. 1850’de Uranüs olarak gezegenin ismi yeniden değiştirildi. Görüldüğü gibi yıldız olarak isimlendirilen Uranüs birilerini rahatsız etmişti ve buna razı olmadılar paganist bir isim verdiler. Bugün bu isimlendirmeyi Uluslararası Astronomi Birliği yerine getirmektedir.
1919 da kurulan Uluslararası Astronomi Birliğinin isimlendirme hakkını biz kabul etmiyoruz.

11- NEPTÜN: Roma mitolojisinde su ve deniz tanrısı. Babası Satürn, annesi Ops olan Neptün, Jüpiter ve Plüton‘un kardeşidir.

Galileo, 1613 de Neptün’ü sabit bİr yıldız olarak kaydetmiştir. 

Burada yazmadığımız daha nice cüce gezegen, astroit ve bulutsu olarak adlandırılan bir çok yıldıza pagan unsurlu isimler gökyüzündeki isimlendirme hakkı sanki birilerine aitmiş gibi küfür ve Allah’a isyan üzerine konulmaya devam edilmektedir.

Oysa kutsal kitabımız Kuranı Kerimde göklerde ve yerde olan herşeyin Allah’a isyan değil tam tersi Allah’a secde ettikleri geçer.

Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah’a secde ederler ve büyüklük taslamazlar. Nahl 16/49

Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah’a secde etmektedirler.  Hac 22/18

Ayet görmedin mi derken kainat, gökler ve yerdeki her şeyin incelenmesi, araştırılması, var olan düzenin ve ahengin hiç bozulmadan devam ettiğini, tüm nesnelerin kendilerine verilen görevleri yerine getirdiğini, Allah’a itaat ettiklerini, boyun eğdiklerini dolayısıyla secde ettiklerini farketmemizi emretmektedir.

Hani Yusuf babasına: ‘Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız (kevkeb), güneşi ve ayı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm’ demişti. Yusuf suresi 4. ayet

Her cismin kendine has zikretme ve secde etme hali vardır. Güneş, Ay ve diğer gezen yıldızların secdesi ise yörüngelerinde dönmeleridir. Bir nevi tavaf denilebilir. Hz. Yûsuf ‘un rüyasında gördüğü onbir gökcismi kevkebdir. Kur’an-ı Kerîm’de genellikle yıldız için “necm”, gezegen türünde olanlar için de“kevkeb” denildiği anlaşılmaktadır. Bir iki âyette bu iki ısıtılahın birbirleri yerine kullanılmış olması da muhtemeldir. Necm (yıldız) kelimesinin Kur’an’da 14 yerde geçmesine karşılık “kevkeb” kelimesi sâdece beş yerde geçmektedir. Beş âyetten iki yerde “kevkeb” bir benzetmede kullanılmıştır. Nûr sûresi 35. âyette, Allah’ın nuru anlatılırken, inci gibi parlıyan bir kevkebe benzetilen bir kandilden bahsedilir.

Hz. Yusufun rüyasındaki onbir yıldız kardeşlerini, güneş babasını, ay ise annesini simgelemektedir. Hz Yusuf arzın peygamberi ve aldığı vahiy ve peygamberlik görevi ile merkezi ifade etmektedir. Görüldüğü üzere tevhit ve şirk arasındaki kavga göklere yani astronomiye de sıçramıştır. Küfür her yerde hakkı bozguna uğratıp şirki hem yeryüzünde hem beyinlerdeki gökyüzü düşüncesinde kendini gösterip insanlığı sapıklığa itmektedir Şeytan insanların akidelerini bozmak Allah’a şirk koşmaları için her türlü uydurma ve boş sözleri kullanmaktadır.

Hz. Yusuf burada nasıl tevhidi ve Allah’ın elçisi olarak din adına merkezde ise Allah’ın evi Kabe de fiziken göklerin ve yerin merkezidir.

Taberi milletler ve hükümdarlar tarihi eserinde İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Kabe, dünya yaratılmadan iki bin sene önce su üzerinde dört direk üzerine kuruldu.  Sonra yeryüzü kabenin altından yayıldı” (Ebu Cafer Muhammed Bin Cerir’üt-Taberi)

Bilindiği üzere dünyada bin yıl dünya günü Allah katında bir gündür.

Suyuti Durru’l-Mensur’da diyor ki: Hakim, sahih kaydıyla İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Allah mahlukatı yaratmayı dileyince rüzgarı gönderdi ve su dağılıp kuru yer ortaya çıktı. Burası Kabe’nin altıdır. Sonra Allah’ın dilediği uzunluk ve genişliğe ulaşıncaya kadar dünyayı uzattı. Böylece yeryüzü sarsıldı. Buyurdu ki: “Bu benim elimdedir” Allah sağlam dağları direk olarak yerleştirdi. Ebu Kubeys yeryüzüne konan ilk dağ oldu.”

Zayıf. Hakim (2/556) Hakim sahih demiş, Zehebi ise Talha b. Amr’ın zayıf olduğunu söylemiştir. Durru’lMensur (8/390)

İslam astronomisinde yeryüzü evrenin merkezindedir. Ve tüm gezen yıldızlar, burçlar, büyük felek yeryüzünün üzerinde dönmektedir. Yeryüzünün merkezide kabedir. Böylelikle tüm evren kutsal evin etrafında tesbih ve tavaf ederek secde etmektedirler.

Peki ne olduda kıblemiz ve evrenin merkezi kabenin yerini ateş topu olarak görülen güneş aldı?…

Bu merkezin yer değiştirme düşüncesi yeryüzünü hareketlendirmiş bir top haline getirmiştir. Böyle bir devrim neden yapılmıştır.

Nicolaus Copernicus (MS 1473-1543) katolik klisesine bağlı bir cizvit rahibidir. Astronomi ile uğraşmaktadır. Çalışmalarını klise yakından takip etmekte ve desteklemektedir. Ama Copernicus temkinli davranmaktadır. Biraz isteksizdir. Zira ortaya atacağı iddia tarihte bir çok değişim ve tepkilere yol açacaktır. Güneş merkezli bir güneş sistemi tasarımına dair kitap yazdı ama hayattayken yayınlamadı. Öldükten sonra kitabı yayınlandı.

Copernicus ilk olarak “Commentariolus” başlıklı bir el yazmasında, heliosantrik teori hakkındaki düşüncelerini  ortaya koydu. Burada güneşin evrenin merkezinde olduğu ve dünyanın döndüğü bir heliostatik sistem önerdi. Katolik Cizvitler Copernicus’un arkasındaki güçtü ve isteksiz din adamlarını, Kutsal Yazılarla çelişen heliosantrik teorisini yurtdışına yaymaya ısrarla çağırdı. Yeni kurulan Cizvitler Kutsal Yazının, yerin ve Yaratıcının otoritesinin kamu algısını değiştirdi. Copernicus’un teorilerinin yayınlanmasının ardından, Cizvit düzeni, Avrupa’daki diğer herhangi bir özel demografiden daha fazla gökbilimci üretti. Dini bir otoritenin bu kadar çok bilim insanı üretmesi normal olmasa gerek?  16. ile 21. yüzyıl arasında en önemli gök bilimciler yani astronomların çoğu Cizvit rahipleri idi. Modern sivil takvimini yani  Gregoryen takvimi‘ni bir Cizvit astronom Christopher Clavius ​​tarafından yapılmıştır.

Ve Georges Lemaitre (1894 – 1966) bir cizvit rahibi. Coleroi’deki Kutsal Kalp Cizvit Koleji’nden mezun oldu. 1923’te bir rahip olarak atandı. Onun papaz hayatı da oldukça hareketliydi. 

Bir piskopos rahip olmasına rağmen, Amis de Jesus’un bir üyesiydi ve yoksulluk, iffet ve itaat yeminini açıklamıştı. Taahhütleri arasında günlük 1 saatlik özel bir dua ve yıllık 10 günlük sessiz bir geri çekilme bile vardı. 

Lemaître’nin 1927’de evrenin genişlediğine dair bir teori ortaya attı. Çok ilginç iki yıl sonra 1929’da yayınlanan Edwin Hubble’ın gözlemleri yani samanyolu ötesi galaksilerin varlığı ve evrenin genişlediği düşünceleri ile ilintilendi. Lemaitrenin de başlangıç noktası ateştir. Burayı not düşelim.

Aslında işin gerçeği Nicolaus Copernicus’ (MS 1473-1543) yeni bir heliosantrik astronominin devrimci bir keşfi olmadığı; daha çok Samoslu Pisagor (M.Ö 570-495) tarafından benimsenen heliosantrik sistem türünün restoratörüydü .  Bazı tarihçiler Pisagor’un sisteminin tamamen sarmal merkezli olmadığını, güneş dahil gezegenlerin merkezi, görünmez bir ateş etrafında yörüngede döndüğü bir sistem olduğunu belirtmişlerdir.  Bununla birlikte, Pisagor’un sistemi gezegenlerin dairesel bir yörüngede seyahat etmesini isteyen ilk sistemdi ve bu yüzden erken bilim adamları tarafından heliosentrik sistemin gerçek kurucusu olarak tanındı. Mesela Johannes Kepler (MS 1571-1630) Pythagoras’ı “tüm Koperniklerin dedesi” olarak nitelendirmiştir.

Pisagor [Pythagorus] ünlü okulunu İtalya’nın güneyinde bir Dorian Kolonisi olan Crotona’da M.Ö 529’da kurdu ve daha sonra Masonlara benzer bir örgütlenme oluşturdu. Mesela bu okulun üyeliğine kabul edilmeden önce, adayın önceki yaşamı (ruhsal transfere inandıklarından) ve karakteri ele alınır incelenir ve gizlilik ilkesi temelinde yemin ettirilirdi.

Masonluğun kurucusu Mason Dr. James Anderson, Masonlukun Pythagoras’tan geldiğini Masonluk Savunması adlı kitabında belirtir.  Mason William Hutchinson Masonluk Ruhu adlı kitabında, eski Masonluk kayıtlarında Masonluğun kuruluşunun Pisagor prensipleri olduğunu belirtmiştir.

Pisagor, bir Yunandı. Peki öğretilerini nereden almıştı?…

Ünlü gizli teosofist HP Blavatsky’nin doktoru olan S. Pancoast, Pisagor’un en yüksek dereceli bir Kabalist olduğunu belirtir. Ayrıca, Masonluğun sembollerinin Kabalistik olduğunu ve Pisagor tarafından bilindiğini belirtir.
Pancoast, Pisagor’un Kabala’nın sırlarına girmesinin Pisagor’u heliosantrik felsefeye yönlendirdiğini ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, heliocentrism yani Masonluk için güneş merkezidir. Dünyanın dört bir yanındaki birçok Masonik kır evi, Copernicus’un onuruna adlandırılmıştır. 

Dikkatinizini cizvit pisagor kabbala ve masonların ortak bir noktasına çekmek istiyorum. ATEŞ…. Şeytan ateşten yaratılmıştır. Güneş bir ateş topudur. Evren ateşten yani ateşlemeden yaratılmıştır. Güneş merkezdedir ve tüm gökcisimleri güneşe tavaf etmektedir.

Peki çok tanrılı pagan inancına karşı bu gezgin yıldızlara Allah Resülü nasıl bir bilgi vermiştir.

Taberinin milletler ve hükümdarlar tarihi adlı eserinde

Ali bin Ebi Talib (Allah ondan razı olsun) Peygamber (s.a.v.)’in yanında oturmuştu :- Ya Resullallah! dedi. O yıldızlar ki Allahü Teala: Gündüz görünüp gece sönerler, diye anmıştır, onlar hangi yıldızlardır? diye sordu. Peygamberimiz (s .a.v .):

– Bu beş yıldız ki birisi Zuhal, birisi Müşteri, üçüncüsü Merih, dördüncüsü Zühre, beşincisi Utarit’tir. Bu beş yıldız da ay gibi doğudan doğarlar. Batıda dolanırlar. her birinin bir taşıtı vardır. Nitekim ay’ın ve güneşin de vardı. O taşıtlar hava boşluğundaki suların içinde yürürler ve Hak Teala şöyle buyurur: “Bütün yıldızlar ayrı bir felekte yüzerler.” (Yasin suresi, ayet: 40)

Eğer yüzmeselerdi Hak Teala yüzerler demezdi. Hemde bütün yıldızlar, bu beş yıldız dışında, her birisi gök boşluğunda yerli yerinde dururlar.

( (Ebu Cafer Muhammed Bin Cerir’üt-Taberi) )

1-Hadiste Resulullah (sav) in isimlendirmesinde herhangi bir pagan unsur bulunmamaktadır.

2-Bugün gezegen olarak nitelendirilen gökcisimleri yıldız olarak nitelendirilmiştir. Yani bu cisimleri dünya gibi karasal toprak parçası olarak görülmemelidir.

3-Seyyarelerin diğer yıldızlardan farkı ortaya konmuştur. Yapısal olarak bu yıldızlar iki kısımdan oluşmaktadır. Ana yapı ve parlak alevsi yapıları…

4-Seyyarelerin yörüngelerinin özellikleri ortaya konmuştur. Bulundukları ortam sudur. Ve bu suda hareket halinde yüzmektedirler.

Ayrıca astronomi ile ilgilenen alimlerden Kindi (801-866) ‘ye göre tüm gök cisimleri Allah’a secde etmektedir. Farabi (870-950), İbni Sina (980-1037), İbn Rüşd (1126-1198)’ e göre “el ecramüs semaviye” olarak adlandırdıkları felekleri, ruhu olmayan fakat, akıl ve nefisleri olan varlıklar olarak tanımlarlar. Fahrettin Razi (1148-1209) daha da ileri giderek yıldızların canlı ve akıllı olması gerektiği sonucuna ulaşır. Raziye göre felekler meleklerin menzili ve meskenidir. Melekler ise felek cismini yöneten ruhsal suretlerdir. Nitekim Kuranı Kerimde Yasin 40 ” Ne güneşin aya erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler. ” şeklinde göksel cisimlerin feleklerde yüzdüğünü yazar.

O halde bugün bize sunulan tüm gökcisimleri, uyduları, bulutsular, cüce gezegenler, astroitler, meteorlar tekrar gözden geçirmeli ve sorgulamadan iman edilmemelidir.

Biz Hz. Yusufa secde eden yıldızları şu şekilde öngörmekteyiz.

Güneş, Ay

1-Utarit 2-Zühre 3-Merih 4-Zuhal 5-Müşteri

Müşteri (jüpiter) takım yıldızları

6-Bercis 1 (ganymade) 7-Bercis 2 (io) 8-Bercis 3 (Europa) 9-Bercis 4 (callisto)

10- Azrak (mavi) Kevkeb (uranüs)

11- Azrak Ğamik (koyu mavi) Kevkeb (neptün)

Doğrusunu Allah bilir..

Osman ATIF

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here