Makalemizin 4. bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümümüzde Ay ve Güneşin, Gece ve Gündüzün Hallerini konu edeceğiz. Çok mühim bilgilere ulaşacağınızı düşünüyorum..
“Görmediniz mi ki Allah, yedi göğü birbiriyle ahenkli olarak nasıl yaratmış. Onların içinde ayrı bir nur yapmış, güneşi de bir kandil olarak asmıştır” (Nûh,15-16)
Ayet hakkın da şöyle birkaç soru sorulabilir;
Birinci Soru: Hak Teâlâ’nın, “Yedi göğü birbiriyle ahenkli olarak…” ifadesi, göklerin üst üste olmasını gerektirir. Bu da aralarında hiçbir boşluğun bulunmamasını gerektirir.  O halde,  melekler göklerde nasıl iskân eder.
Cevap: Melekler, ruhî (maddî olmayan) varlıklardır. Göklerin tabaka-tabaka olmalarından maksad, onların birbiriyle temas etmeleri değil, birbiri hizasında olmaları demektir.
İkinci Soru: Cenâb-ı Hak, Ay, göğün hepsinde yer almayıp, aksine en yakın gökte yer aldığı halde daha nasıl, “Onların içinde ayı bir nur yapmıştır” buyurmuştur (ne dersiniz)?
Cevap: Bu, tıpkı, “padişah Irak’ta” denilip de, onun zatının, Irak’ın bütün her köşesinde bulunduğunun değil, bir beldede, bir köşede bulunduğunun kastedilmesi gibidir. İşte burada da böyledir.
Ay Lambaya Benzetilseydi?
Üçüncü Soru: “Sirâc” (lamba)nın ışığı, arızîdir (sonradan olmadır). Ayın ışığı da arızîdir, üstelik değişkendir. Şu halde, ayı lambaya benzetmek, güneşi lambaya benzetmekten daha uygun olurdu (ne dersiniz)?
 Cevap: Gece, yeryüzünü karanlığın kaplamasından ibarettir. Güneş, yeryüzünün karanlıklarının izalesine sebep olunca, lambaya (sirâc)’a benzemiştir.  Hem sonra, lambanın bir ışığı vardır. Işık ise, nurdan daha kuvvetlidir. Dolayısıyla ışığı en az ifade eden şey Aya;  en kuvvetliyi ifade eden şey de Güneşe sıfat olarak verilmiştir.  Hak Teâlâ’nın, “O (Allah), güneşi bir ışık, ayıda bir nur olarak yaratandır” (yunus, 5) ayeti de böyledir…  Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb

* Kur’ân-ı Kerîm kâinatın kozmik sisteminde yer alan çeşitli varlıklara dikkat çekmekte, insanın bunlar üzerinde düşünerek ibret almasını, böylece şuurlu olarak Allah’a inanmasını ve ilâhî birer lutuf olan bu nimetlerden faydalanmasını istemektedir.

Bu arada yirmi yedi âyette “ay” anlamında kamer kelimesi geçmektedir. Burada önemli olan husus, ilgili âyetler de güneş “ziyâ” ve “sirâc” kelimeleriyle,  Ay ise “nûr” ve aynı kökten gelen “münîr” kelimeleriyle nitelendirilerek güneşin ışık kaynağı, ayın ise sönmüş bir yıldız olduğuna dikkat çekilmiş olmasıdır.  (Türkiye diyanet vakfı islam ansiklopedisi-ay konusu)
“Biz gece ile gündüzü iki ayet kildik. Gece ayetini sildik ve gösterici olan gündüz ayetini getirdik. Böylece Rabbinizden bir faz! arayasınız ve yılların sayısı ile hesabı bilesiniz diye… İşte biz her şeyi iyice anlattık” (Isra 12)
Şüphesiz gecenin simgesi ay, gündüzünki güneştir; “gecenin ayetini sildik” ifadesinden bir zamanlar ayın da güneş gibi ışık kaynağı bir yıldız olduğunu anlamak mümkündür. Gerçi ayın ışık kaynağı olmayıp güneşin ışığını yansıttığı ilk çağlardan beri biliniyorsa da onun güneş gibi bir yıldız iken sonradan söndüğüne ilk defa dikkati çeken Kur’ân-ı Kerîm olmuştur…  (Türkiye diyanet vakfı islam ansiklopedisi-ay konusu)
İmam Kurtubi  tefsirinde konu şöyle işlenmiştir.
Yüce Allah, burada “geceyi sildik” diye buyurma-maktadır. Ayeti geceye ve gündüze izafe etmesi, sözü geçen iki âyetin on­lar hakkında söz konusu olduğunu, bizatihi kendilerinin olmadığını göster­mektedir. “Sildik” görünmez kıldık, demektir.
Haberde yer aldığına göre yüce Allah, Cebrail (a.s)’a emretti, o da kana­dını ayın yüzünden geçiri verdi. Böylelikle ayın ışığı sönmüş oldu. Hâlbuki ay daha önce ışık saçıcı olma özelliği ile güneşi andırıyordu. Ayda görülen siyahlık işte bu silmenin bir etkisidir.  İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an
İbn Abbas da şöyle demektedir:  Allah, güneşi yetmiş cüz, ayı da yetmiş cüz kılmıştır. Ayın nurundan altmış dokuz cüzü sildi ve bunları güneşin ışı­ğına kattı. O bakımdan güneş, yüz otuz dokuz cüz, ay ise bir cüz aydınlığa sahiptir. Yine ondan nakledildiğine göre: Allah, arşının nurundan iki güneş yarattı. Ezeli ilminde güneş olarak yaratacağını takdir buyurduğu ismi; dün­ya ve onun doğular ile batıları arasındaki uzaklık kadar yarattı.  Ayı da gü­neşten küçük yarattı. Cebrail (a.s)’ı gönderdi, o da kanadını ayın üzerinden üç defa geçirdi. Ay da o gün bir güneş idi. Onun aydınlığı giderildi, geriye nuru kaldı. İşte ayda görmekte olduğunuz siyahlık bu silmenin bir izidir. Eğer, ayı da güneş olarak bırakmış olsaydı, gece gündüzden ayırt edilemezdi.
Ondan gelen birinci rivayeti es-Sa’lebî, ikincisini ise ei-Mehdevî nakletmiştir, ileride merfu  (Hz. Peygambere nisbet olunan söz)  bir rivayet olarak gelecektir.
Ali (r.a) ile Katade şöyle demişlerdir:  Yüce Allah, “silmek” ile ayda bulunan siyah beneği kastetmektedir. Böylelikle ayın ışığının, güneşin ışığından daha az olması ve bu suretle de gecenin gündüzden ayrılması sağlanmış oldu.

Fahruddin Er-Râzi  Ayetin tefsirinde Güneş ve Ayın Faydaları konusuna çokça değinmiş ve Ayetin, daha önceki kısımla münasebeti hususunda şu izahlar yapılmış.

 1) Allah Teâlâ, önceki ayetinde, insanlara bir dinî nimet otan Kur’ân’ı bahşettiğini açıklayınca, bunun peşi sıra da onlara verdiği dünyevî nimetleri saymaya başlayarak, “Biz gece ve gündüzü iki ayet kıldık” buyurmuştur. Yani, “Nasıl Kur’ân, muhkem ve müteşabih ayetlerle dolu, birbirine uyumlu ise, zaman da, geceler ve gündüzlerle meydana gelmiştir. Dolayısı ile muhkem, tıpkı gündüz; müteşabih de tıpkı gece gibidir. Mükellefiyetlerin esası, ancak muhkem ve müteşabih ayetlerin zikredilmesi ile tamamlandığı gibi, zamandan da mükemmel bir biçimde ancak gece ve gündüzün olması ile istifade edilir.
2)  Allah, geçen ayetlerde, Kur’ân’ın en âdil ve doğru yola ilettiğini beyan buyurunca, bu da ancak tevhide ve nübüvvete delalet eden delillerin getirilmesi ile olunca, bunun peşi sıra tevhidin delillerini getirmiştir. Bunlarda, ulvî ve süflî alemdeki (göklerde ve yerdeki) dikkate değer durumlardır.
3) Cenâb-ı Hak insanı çok aceleci, yani bir durumdan diğer duruma, bir halden diğer hale çabucak geçen bir varlık olarak tavsif edince, bu âlemin bütün hallerinin böyle olduğunu beyan etmiştir. Bu da, âlemin karanlıktan aydınlığa, aydınlıktan karanlığa geçmesi ve ayın ışığının artıp eksilmesi (gibi hallerdir). Allah en iyi bilendir.

Gece ve Gündüz de iki Ayettir.
Ayetteki, Biz gece ile gündüzü iki ayet kıldık” cümlesi hakkında iki görüş vardır:
Birinci Görüş:  Cümledeki iki ayetten murad, bizzat gece ve gündüzün kendisidir. Buna göre mana, “Allah Teâlâ, gece ite gündüzü, insanların dinî ve dünyevî işlerinde birer delil kılmıştır. Bunların dinî bakımdan delil oluşlarına gelince bu, onların birbiri peşine devamlı gelmelerine rağmen, birbirlerine zıt ve birbirinden başka olmaları, zatları gereği var olmadıklarına; aksine, işlerini yürüten bir faillerinin ve kendilerini belli ölçüler dahilin de yaratan bir yaratıcılarının olduğuna delalet eden en güçlü delillerden olmalarıdır. Bunların dünyevî bakımdan delil oluşuna gelince, bu da, dünyevî menfaatlerin ancak gece ve gündüzün bulunmasıyla tamam olmalarından ötürüdür. Binaenaleyh eğer gece olmasaydı, sükûnet ve istirahat olmazdı; eğer gündüz olmasaydı, kazanç, geçim ve atım-satım olmazdı.
Allah Teâlâ daha sonra, “Gece ayetini sildik” ifadesindeki izafet, izâfet-i beyâniyye, yani “Gecenin kendisi olan ayet” manasına olur. Buna göre ifade, “Biz gece’nin ayetini sildik ve gündüzün bizzat kendisi olan ayetini, aydınlatıcı kıldık” manasında olur. Bu, bizim “Bir şeyin nefsi, zâtı, kendisi” dememiz gibidir. Binâenaleyh, “Gece ayeti” tabiri de, ”gecenin kendisi” demek olur. Yine, “Horasan beldelerine girdim” demek de böyledir. Bu, “Horasan’ı meydana getiren beldelere girdim” demektir. İşte burada da böyledir.
Gece Ayetinin Silinmesi
İkinci Görüş:  Bu görüşe göre Cenâb-ı Hak güneş ile ay’ı murad ederek: “Biz geceyi ve gündüzü aydınlatan ışık kaynaklarını iki ayet kıldık. Derken gecenin ayetini, yani ay’ı sildik” buyurmuştur. Ayı silmenin ne demek olduğu hususunda da şu iki görüş ileri sürülmüştür:
  1. a) Bununla, ayın ışığının artıp eksilmesi kastedilmiştir. Binâenaleyh ay, işin başında hilâl şeklinde gözükür. Sonra gittikçe ışığı artarak, tam bir dolunay olur. Sonra yine gittikçe ışığı azalır. İşte ayette bahsedilen silme budur. Bu iş, başlangıç noktasına kadar devam eder.
  2. b) Ayın silinmesi, onun yüzündeki lekelerin silinmesidir. Rivayet olunduğuna göre güneş ve ay aydınlık ve ışık bakımından eşit imişler. Derken Allah Teâlâ, Cebrail (a.s)’i göndermiş ve ona, kanadıyla ayın yüzünü silmesini emretmiş. O da, ayın ışığını silip azaltmış. Arapça’da “Mahv”. Bir şeyin izini, eserini silip gidermek demektir. Nitekim sen, ortada bir şeyin hiçbir eseri kalmadığında dersin. Ben derim ki: Ayetteki “mahv” kelimesini, birinci manaya hamletmek daha uygundur. Zira ayetteki litebteğu ve ta’lemu fiillerinin başındaki lâm, daha önce bahsi geçen şeye mütealliktir. Daha Önce bahsedilen de, gece ayetini mahvetmek {silip yok etmek) ve gösterici olan gündüz ayetini getirmektir. “Mahv”ı, ayın ışığının artması ve eksilmesi manasına hamlettiğimizde, ancak gece ayetini silmek, “Allah’ın fazlını istemeye” tesir etmiş olur. Çünkü Allah’ın fazlını istemenin hasıl olmasının sebebi, ayın nurunun hallerine göre değişir. Tecrübe ehli, mesela denizlerin med ve cezir haline tesir etmesi ve doktorların kitaplarında bahsettiğine göre deneylerin hallerinin değişmesi gibi, ay’ın, ışığının farklı farklı oluşunun bu âlemin hallerinde ve maslahatlarında büyük bir tesiri olduğunu açıklamışlardır. Hem ay ışığının artması ve eksitmesi sebebi ile (kamerî) aylar; ayların dönüp dolaşması (devam etmesi) sebebi ile de, hilali görmeye bağlı olan, arabî (hicrî) yıllar meydana gelir. Nitekim Hak Teâlâ. “Yılların sayısı ile hesabı bilesiniz diye” buyurmuştur. Binâenaleyh ayette bahsedilen “mahv’ın, söylediğimiz manaya hamledilmesinin daha uygun olduğu sabit olur,
Şunu da söyleyebilirim: Ayetteki “mahv’i, ayın yüzündeki lekeleri ve pürüzleri silip yok etme manasına aldığımızda da bu, Müslümanların mebde ve meâd ile ilgili  (Varlığın nasıl başladığı ve sonunun neye varacağı)  görüşlerinin doğruluğu hususunda kesin ve büyük bir aklî delil olur.
Devam edecek….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here