Teknolojik gelişimler günümüzde çok hızlı bir şekilde ilerlemektedir. Bu ilerlemeye rağmen insanoğlu gerçeğe dair bilgilere ulaşma ve kavrama noktasında tam tersi yönünde yol almaktadır. Aklını kullanabilecek mekanizma ile donatılmış olan insanoğlu, bu mekanizmayı çalıştırarak bugün elde ettiği mevcut bilim ve elindeki materyaller sayesinde evrenin yaratılışına dair bilgilere kısmi de olsa ulaşıyor fakat anlama konusunda yanından teğet geçip atlamaktadır.
Materyalist akım ulaşabildiği yada açıklamakta zorlandığı bu kısmi bilgileri, kasıtlı olarak toplum ile paylaşmaktan imtina etmektedir. Bunun başlıca sebepleri Dini, Ekonomik ve Siyasi olmak üzere pek çok nedeni vardır. Biz bu yazı dizimizde tüm bu nedenlerin her birine ayrı ayrı tafsilatlı olarak giremesek te yer yer işaret ediyoruz.
Unutulmamalıdır ki, bizler evrene dair bilinmesi gereken tüm doğru bilgilere, ancak onu bir sebebe binaen yoktan var eden yaratıcının bildirdiği kadarını idrak edebiliriz. Bu bakımdan Yaratıcıyı devre dışı bırakarak yol almak mümkün değildir. Din, olayları tek boyutlu değerlendirmeye uygun değildir, yanlışa sürüklenmemek için kâinattaki tüm faaliyetleri menfi ve müsbet olarak en az üç boyutlu olarak ele alınıp düşünülmesi gerekir.
Yaratılış sebebimizi, bugünü ve yarını dünyevi ve uhrevi olarak ta ele alınmalıdır. Dolayısı ile ne yaratılış bir sebepsiz nede yok oluş bir gayesiz değildir, tıpkı toprağa giren çekirdeğin yokluğa gitmediği gibi, toprağa giren bir insanda yokluğa gitmez beden elbisemiz fani, ruhumuz ise bakidir.
O halde bedenimiz için ölüm bir yok oluş iken ruhumuz için, sadece mevcut mekândan başka bir mekâna bir göç ve ebedi olan hayatın başlangıcı için bir değişim ve yeni bir var oluştur.
Şimdi bu bakış açısı ile tüm ruhların ilk yaratıldığı mekan ile son varacakları mekan hakkında elimizde kısmi bilgiler mevcuttur ve fiziki olarak bu mekânları keşfetmemiz mümkün değildir. Ancak şuan ki yaşadığımız mevcut mekanın şekli ve fiziki yapısı hakkındaki bilgilere ulaşabilmemiz gayet mümkün ve caizdir. Bu bilgilere ulaşmak, onu çok hassas dengelerle ve muhteşem bir sanat eseri olarak tasarlayıp yaratan o sanatçıyı bize tanıtır ve böylece müminlerin imanını arttırır.
Bu kısa ön açıklamanın ardından evrenin fiziki yapısına dair bilgilere geçebiliriz. Aktaracağım bu bilgilerin doğruluğu birçok kişi kurum ve kuruluşlar tarafından tenkide maruz kalabilir, ancak bu durum karşısında kendilerinin mistik, hurafi ve batıl akıl oyunlarından başka ortaya koyabilecekleri hiçbir argümanları yoktur.
– Şimdi konuyu üç boyutlu olarak şerri deliller ışığında değerlendirelim.
“Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan O’dur. Sonra göğe yö-nelip de onları yedi gök halinde düzenledi. O her şeyi bilendir.” Bakara/29
“Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan O’dur…
Bu âyet-i kerimeden yüce Allah’ın yeri gökten önce yarattığı anlamı çıkmaktadır. Aynı şekilde Hâ-Mîm es-Secde sûresinden de anlaşılan budur. Katade’nin görüşünce önce sema yaratılmıştır. Bu görüşü Taberi ondan nakletmektedir. Mücahid ve onun dışındaki diğer müfessirler ise şöyle demiştir: Yüce Allah Arşının üzerinde bulunduğu suyu kuruttu. Orayı yer olarak halk etti. Bu sudan bir duman çıktı ve yükseldi. Bunu da sema (gök) olarak yarattı. Böylelikle yerin yaratılması gökten önce gerçekleşmiş oldu. Daha sonra emrini semaya yönelterek onları yedi sema halinde düzenledi. Bundan sonra ise, yeryüzünü yayıp genişletti. Çünkü ilk yarattığında henüz yayılmış ve genişletilmiş bir halde değildi.
Dumanın yerden önce yaratılmış olduğunu gösteren hususlardan birisi de es-Süddi’nin Ebu Malik ve Ebu Salih’ten, onun İbn Abbas’tan, ayrıca Murre el-Hemdani’nin İbn Mesud’dan ve Rasulullah (s.a)’ın bir grup ashabından, yü­ce Allah’ın: “Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip de onları yedi gök halinde düzenledi” buyruğu ile ilgili açıklama­larını aktararak dedi ki: Şanı yüce Allah’ın Arşı su üstünde idi. Sudan önce hiçbir şey yaratmadı. Allah yaratıkları yaratmayı murad edince sudan bir duman çıkarttı ve bu duman suyun üstünde yükseldi (sema). O bakımdan ona “semâ” adını verdi. Daha sonra suyu kuruttu, onu tek bir arz halinde yarat­tı. Sonra bu arzı birbirinden ayırarak iki günde, pazar ve pazartesi günlerinde yedi arz haline getirdi. Arzı balık üstüne koydu. -Balık ise, şanı yüce Al­lah’ın Kur’an-ı Kerim’de: “Nûn. Ve Kalemle, yazmakta olduklarına yemin ol­sun” (el-Kalem, 68/1) buyruğunda sözü geçen “nun”dur. Balık su içerisin­dedir, su da dümdüz bir kayalık üstündedir. Dümdüz kayalık da bir mele­ğin sırtı üzerindedir. Melek bir başka kayanın üstündedir. Kaya ise, rüzgara maruzdur. Burada sözü geçen kaya, Lukman sûresinde kendisinden söz edilen ve yerde de gökte de olmayan kayadır. (Bk. Lukman, 31/16) Balık ha­rekete geçti ve kıpırdadı. O bakımdan yer de sarsıldı. Allah yere dağlan bı­rakınca yer kararını buldu. O bakımdan dağlar yere karşı öğünür. İşte yüce Allah’ın şu buyruğunda kastedilen budur: “O sizi çalkalayıp sallar diye yer­yüzünde sağlam dağlar…. bıraktı.”(en-Nahl, 16/15; Lukman, 31/10)
Allah yerde dağları, orada yaşayacak olanların gıdalarını yerin ağaçlarını ve orası için gerekli olanları da iki günde, yani salı ve çarşamba günlerinde yarattı. İşte yüce Allah şu buyrukların da bunu anlatmaktadır: “De ki: Siz iki günde yeri yaratan Allah’ı inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz ? İşte O alemlerin Rabbidir. Ve orda üstünden sabit dağlar yarattı. Or­da bereketler kıldı ve gıdalarını takdir etti. Bütün bunları soranlar için mü­savi olarak dört günde yaptı.” (Fussilet, 41/9-10) Yani soran kimseler bilsin ki durum işte böyledir.
“Sonra semaya yöneldi. O vakit o duman halinde idi.”(Fussilet, 41/11) Sözü geçen bu duman ise, suyun teneffüs etmesi ile (buharlaşması) ile meydana gelmiştir. Allah ondan sonra (buharın yükselmesi sonucu) bir tek sema halinde göğü yarattı. Sonra onu ayırarak iki günde, Per­şembe ve Cuma günlerinde yedi sema haline getirdi. Cuma gününe bu ismin veriliş sebebi ise, göklerin ve yerin yaratılışının bu günde tamamlanmasıdır. “Ve her bir gökte de ona ait olan emri vahyetti.” (Fussilet, 41/12)
Yani her bir semada oraya has olan melekleri yarattı. Yerde de bulunan dağları, denizle­ri, dolu ve bilinmeyen daha pek çok şeyleri var etti. Sonra dünya semasını yıldızlarla süsledi. Bu yıldızları hem bir süs hem de şeytanlara karşı bir koruma aracı kıldı.
Yüce Allah dilediğini yaratmayı bitirdikten sonra bu sefer Ar­şa istiva etti. İşte buna da yüce Allah’ın şu buyruğu işaret etmektedir: “Gök­leri ve yeri altı günde yarattı.” (el-A”raf’, 7/54; Yunus, 10/3-..) Yine yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Göklerle yer bitişik idi de Biz on­ları ayırdık.” (el-Enbiya, 21/30) Daha sonra (ravi) Âdem (a.s)’ın yaratılışını yine bu sûrede yüce Allah’ın izniyle açıklanacak şekilde zikretti.
Vekî, el-A’meş’ten, o Ebu Zabyan’dan, o da İbn Abbas’tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Yüce Allah’ın ilk yarattığı şey “kalem”dir. Ona: Yaz, diye buyurdu. Kalem: Rabbim neyi yazayım? diye sordu. Yüce Allah: Kaderi yaz, diye buyurdu. Kalem o günden Kıyamet gününe kadar meydana gelecek her-şeyi yazdı. Bundan sonra yüce Allah “Nun”u yarattı ve onun üzerinde arzı yayıp döşedi. Suyun buharı yükseldi ve ondan sema vatı ayırdı. Nun, çalkandı, bunun üzerine yer de sarsıldı, dağlarla sağlamlaştırıldı, yere sebat verildi. O bakımdan dağlar Kıyamet gününe kadar yere karşı övünürler.
Bu rivayette ise, yerin yaratılışı (âyet-i kerimede) duman diye ifade edilen su buharının yükselişinden önce söz konusu edilmektedir. Ancak yine İbn Abbas’tan ve başkalarından gelen ilk rivayet daha uygundur. Çünkü yüce Al­lah şöyle buyurmaktadır: “Bundan sonra da yeri yayıp döşedi” (en-Naziat, 79/30.) Allah neyi nasıl yarattığını en iyi bilendir. Konu ile ilgili görüşler fark­lı farklı bize kadar gelmiştir. Ve bu konuda içtihada yer yoktur.
— İkinci Aşama
Acaba kâfirler görmedi mî ki göklerle yer birleşik ve yapışık İdi. Biz onları ayırdık ve canlı her şeyi sudan yarattık. Hâlâ imana gelmezler mi? Ve yer onları çalkalamasın diye onda sağlamlaştırıcı kazıklar yarattık. Orada yol bulabilsinler diye de ondaki dağlar arasından yollar açtık. Ve gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Hâlbuki yine onlar O’nun âyetlerinden yüz çeviricidirler. O gece ve gündüzü, güneşi ve ay’ı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzerler.” Enbiya /30-33
Acaba kâfirler görmedi mî ki göklerle yer birleşik ve yapışık İdi. Biz onları ayırdık ve canlı her şeyi sudan yarattık. Hâlâ imana gelmezler mi?”
İbn Abbas, el-Hasen, Ata, ed-Dahhâk ve Katide şöyle demişlerdir: Yani gökler ve yer tek bir bütün idiler. Ve bunlar birbirlerine yapışıktılar. Yüce Allah ikisinin arasını hava ile ayırdı. Ka’b da böyle demiştir: Allah gökleri ve yeri birbirinin üstünde yarattı. Sonra aralarında bir rüzgar var etti ve bu rüzgarla onları birbirinden ayırıp uzaklaştırdı. Gökleri yedi gök, yeri de yedi yer yaptı.
“Acaba kâfirler görmedi mi ki?” buyruğundaki; “…medi mi ki* buyruğu genel olarak “vav” İle okunmuştur. İbn Kesir, İbn Muhaysın, Humeyd ve Şibl b. Abbâd ise “vav” sız, diye okumuşlardır, Mekke Mushaf’ın­da da bu böyledir, “Görmedi mi ki”; bilmedi mi ki anlamındadır.
“Göklerle yer birleşik ve yapışık îdi.” el-Ahfeş dedi ki: Burada: “(İkisi) idi” şeklinde gelmesi gök ve yerin iki ayrı sınıf olmasındandır. Nitekim Araplar “onların ikisi iki siyah erkek devedir” derlerken, yine bu şekilde tesniyeye riayet ederek söylerler. Nitekim yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak Allah göklerle yeri ze­val bulmasınlar diye tutar.” (Fatir, 35/41)
Ebu İshak dedi ki: Burada “idi(ter)” lafzının tesniye geliş sebebi semavâttan tek bir semâ gibi söz edilmesinden dolayıdır. Çünkü bütün semavât bir tek semâ idi. Arzlar da aynı şekilde böyleydi. Yüce Allah’ın burada “birleşik ve yapışık” anlamındaki lafzı tekil olarak kullanıp “ikisi birleşik ve yapışık idi” şeklinde tesniye kullanması da bunun mastar oluşundandır. İkisi de birleşik ve yapışık olmak özelliğinde idi, anlamındadır.
Mücahid, es-Süddî ve Ebu Salih tarafından şöylede ifa­de edilmiştir: Semalar tek bir tabaka halinde birbiri içinde idi. Yüce Allah bunları birbirinden ayırdı ve yedi sema haline getirdi.Yerler de aynı şekilde birbirine bitişik tek bir tabaka halinde idi. Yüce Allah onları da birbirinden uzaklaştırıp yedi tabaka haline getirdi. Bunu el-Kutebî de “Uyunu’l-Ahbâr” adlı eserinde İsmail b. Ebi Halid’den şanı yüce Allah’ın: “Acaba kâfirler görmedi mi ki göklerle yer birleşik ve yapışık idî. Biz onları ayırdık” buyruğu hakkındaki açıklamalarından nakletmekte ve şöyle demektedir:
Sema tek başına ayrı bir mahluk, yer de tek başına ayrı bir mahluk idi. Yüce Allah birinden yedi sema ayırdı, ötekinden de yedi arz yarattı. En üstteki arzı yaratıp oranın sakinlerini cinler ve insanlar kıldı. ( Dünya yedi kat yerin en üstü olan yeryüzündedir) Orada nehirler açtı, meyveler, bitkiler yetiştirdi. Denizleri yarattı ve oraya MER’a adını verdi. Onun eni de beş-yüz yıllık bir mesafedir.

1- Dünya “Yeryüzü” demek değildir. Dünya Yeryüzünün merkezinde ufakbir alanı kaplar. Yaşadığımız dünya düz olup, üzerimizde sırasıyla gökyüzünü saran gaz katmanları ve daha da ötesinde manyetik bir alan bulunulan ve çok hassas dengelerle dairevi bir şekilde üzerimizde dönen, Ay Güneş ve Yıldızlar la çevrilidir. Bu kuşağın daha da ötesinden başlayıp dünyamızı yarım küre şeklinde çevreleyen bir “gök kubbe” si mevcuttur. Bizler bu yarım küre şeklindeki gök kubbe içerisinde kapalı bir alanda yaşamaktayız.
2- Dünyamızı çevreleyen bu kubbe duvarı güney buzulların ötesinde olup ona YAKLAŞMAK hatta geçebilmek, tıpkı gökyüzü ne çıkma zorlukları gibi bir takım zorlukları barındırır. Mevcut teknolojinin anlam veremediği bir takım manyetik alanlar mevcuttur. (Bu manyetik alanlar daha çok cin kavmine ait olabilir.) Dolayısı ile üzerinde gezindiğimiz bu YER zemini, dünyamızı çevreleyen kubbe duvarının diğer tarafına doğru Allah’ın takdir ettiği mesafeye kadar devam etmektedir. Tek bir zemin ve üzerinde ise iç içe geçmiş semalara doğru uzanan toplamda yedi gök kubbe vardır.
3- Dünya kubbesi sınırımızın diğer tarafında “ed-Dekmâ” denilen bölgede “KOMŞUMUZ” Yecuc- Mecuc, Cablika ve Cabliska kavimleri bulunmaktadır…

Daha sonra İKİNCİ arzı da eni ve kalınlığı itibariyle onun gibi yarattı, orada da bir takım kavimler var etti. Bunların ağızları kö­pek ağzı gibi, elleri ise insan eli gibidir. Kulakları sığır kulaklarına, saçları da koyun tüylerine benzer. Kıyametin yakınlaşacağı sırada yer onları Ye’cuc ve Me’cuc’un üzerine bırakır. Bu arzın adı da “ed-Dekmâ”dır.
Sonra ÜÇÜNCÜ ar­zı yarattı. Bunun da kalınlığı beş yüz yıllık bîr mesafedir. Bundan da arza doğru bir hava(akımı) vardır,
DÖRDÜNCÜ sünde ise karanlık ve cehennem ehli için siyah katırları andıran akrepler yarattı. Bu akreplerin uzun atların kuyrukla­rını andıran kuyrukları vardır. Biri diğerini yer ve bunlar Ademoğullarına mu­sallat edilir.
Sonra BEŞİNCİ arzı, kalınlığı eni ve boyu İtibariyle onun gibi ol­mak üzere yarattı. Bu arzda cehennem ehli İçin zincirler, bukağılar ve tas­malar vardır.
Sonra ALTINCI arzı yarattı, bunun da adı Mâd’dır. Orada simsiyah taşlar vardır. Adem (as)ın toprağı da buradan yaratılmıştır. Kıyamet günün­de bu siyah taşlar ve bundaki her bir taş, pek büyük bir dağ gibi gönderi­lecektir. Bu büyük taşlar kibrittendir, kâfirlerin boyunlarına asılacak ve yüz­lerini, ellerini yakıncaya kadar tutuşacak, yanacaktır. İşte yüce Allah’ın: “Yakıtı insanlar ve taşlar olan… o ateş” (el-Bakara, 2/24) buyruğunda an­latılan budur.

Arkasından YEDİNCİ arzı yarattı, bunun da adı Arabiyye’dir, Ce­hennem de ordadır. Burada iki tane kapı vardır. Birisinin adı Siccîn’dîr, diğeri ise el-Ğalak adındadır. Siccîn denilen kapı açıktır. Kâfirlerin amel defterleri oraya ulaşır. İsa (as)a indirilen sofraya rağmen iman etmeyenlerle, Fi­ravun kavmi bu kapıya arz olunurlar (ve Berzah azabını çekerler.) el-Galak denilen kapı ise kilitli olup kıyamet gününe kadar açılmayacaktır.
Devam edecek….

Derleyen Abdurrahman Toraman

07 Ağustos 2019

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here