Tektonik bir nesil..!

Deccalist yapının nihai hedeflerine ulaşmasına en büyük ENGEL, imanlı dürüst ve sevgi dolu bir AİLE yapısıdır. Toplumda, büyük aileler (aşiret-soy sop) yapısı geleneği yerini lokal aile yapısı aldı. Sistem bu lokal aile yapısını da tamamen çökertip yerine tektonik bir neslin getirilmesi için maksimum bir hızla çalışmaktadır.

Aileleri bir arada tutmayı sağlayan değer, vasıf ve kurallar yani çocuğun durumu, kadının yeri, kocanın konumu görev ve sorumlulukları gibi konuları hiç şüphesiz madde madde ilahi kaynaklarda belirtilmiştir. Aile toplumun en küçük çekirdek modeli ve vazgeçilmez unsurudur. Bu çekirdek aile sağlam ve sağlıklı bir temele oturmadığı sürece asla güçlü ve sağlam bir toplum oluşmaz.

Günümüzde evlilik dışı davranışlar meşru, günübirlik dost yaşam biçimi özendirilmiş, aile kavramı ve değerleri yıpratılarak adına da özgürlük denilmiştir. Sözde kadını koruma adına çıkartılan bir dizi kanunların temelinde yatan şey kadını korumak değil yuvaları dağıtmak için vardır. Bugün kadın hak ve özgürlükleri adı altında en büyük ihanet kadına ve dolayısıyla aileye yapılarak kadına olan şiddet ve cinayetler artmıştır ve kadın islam öncesi cahiliye kadınları seviyesine geri döndürülmüştür.

Diğer taraftan BİLİNÇLİ olarak yapılan EKONOMİK baskılar sonuç vermiş, sigortalı baba maaşı alabilmek için boşanmalar artmıştır. Oysaki İslam hukuku tüm bu sorunları ortadan kaldırmış ve kadına hak ettiği değeri layıkıyla vermiş ve onu olması gereken konuma yükseltmiştir.

Peki aile bağlarının koparıldığı bir toplumda, sağlıklı eğitim ve çocuk gelişiminden bahsetmek mümkün müdür. Hele de 71 yıl öncesinden fulbright eğitim anlaşması ile okullardaki eğitim sistemi de Abd’ye teslim edilmemiş midir. Ailesinin kollarından anasının dizinden ayrılıp hayata dış dünyaya ilk adımını atan çocuk zaten bu eğitim sisteminin kucağına düşmüyor mu. Fulbringht eğitim modeli bizlere aslımızı kültürümüzü ve değerlerimizi unutturup ahir zaman çocukları yetiştirmeyi gaye edinmiştir.

Siz istemeseniz de çocuğunuzun zihni ele geçirilip hapsediliyor, genç beyinlere şeytani kültür aşılanarak toplumda ciddi bir bilinç kaybı yaşanmasına sebep oluyor. Bir ülkenin zihni ancak eğitimle esir alınabilir ve bir nesli ancak eğitimle yozlaştırabilirsiniz. Mevcut sistemde zaten bunun için uğraş vermiyor mu?  Vesselam..

Abdurrahman Toraman

22 Şubat 2020

müzik deneme amaçlıdır…

1 YORUM

  1. Kadını değerli kılan şey ve onun saygınlığını, konumunun ne olduğunu en güzel bir şekilde İslam göstermiştir… Aileleri bir arada tutmayı sağlayan değer, vasıf ve kurallar, çocuğun durumu, kadının yeri, kocanın konumu görev ve sorumlulukları gibi konuları hiç şüphesiz madde madde İslami kaynaklarda belirtilmiştir. Aile toplumun en küçük çekirdek modeli ve vazgeçilmez unsurudur. Bu çekirdek aile, sağlam ve sağlıklı bir temele oturmadığı sürece asla İlahi bir yönetim şeklinden bahsedilemez, güçlü ve inançlı bir toplum oluşmaz.
    Günümüzde evlilik dışı davranışlar meşru, günübirlik dost yaşam biçimi özendirilmiş, aile kavramı ve değerleri yıpratılarak adına da özgürlük denilmiştir. Sözde kadını koruma kollama adına çıkartılan bir dizi kanunların temelinde yatan şey kadını korumak değil, inançları ve yuvaları dağıtmak için vardır. Bugün kadın hak ve özgürlükleri adı altında en büyük ihanet kadına ve dolayısıyla aileye yapılarak kadına olan şiddet ve cinayetler artmıştır ve kadın islam öncesi cahiliye kadınları seviyesine geri döndürülmüştür.
    Kadın baba, koca ve devletin himayesindeki konumu, batının kapitalizmi geliştikçe, patronların himayesine geçti, artık baba ve koca, kadınını aynı efendi ile paylaşılır oldu. Bilinçli yapılan ekonomik çıkmazlar sefalete dönüşmüş, “Kadının yeri evidir” anlayışı çökertilmiş, Sanayi dişlisi durmasın elit sürekli kazansın, eve daha çok gelir girsin diye seri çocuk üretimine girilmiş. Sefalet alkolizim, ahlaksızlık, aile çöküşünü hızlandırarak, ruhi ve maddi bozukluklara sebep olmuş fuhuşu arttırmıştır. Vardiyalı ve uzun saatlere varan ağır çalışma koşulları yüzünden kadın ve koca birbirini evde göremez duruma gelmiş, evlilik dışı cinsel ilişki yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Böylece ar namusun ortadan kalkması ile dini rütüllerde terk edilmiştir. Burjuvazi, bu insanlık dışı yaşam koşullarının faturası ise yine halka yüklemeye calışılmıştır. Bu durumu.. ENGELS: Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni Adlı kitabında şöyle eleştirir “İnsanları ancak, hayvana yakışan bir durumda bırakırsak, ya isyan eder ya da hayvanlığa kapılırlar. Burjuvazinin, işçi sınıfının yüzüne cinsel kabalığını vurmaya herkesten daha az hakkı vardır..(!) Emile Zola’nın Germinal adlı kitabında, çocuğunun yaşamını devam ettirmek, bakkala borç yazdırabilmek için bedenini satan anneler ya da beğendiği bir elbiseyi alabilmek için bile fuhuş yapan genç kızlar görürüz. Kadının ev hapishanesinden (!) sokak cehennemine düşmesi, başta, onu tutsak kılan ikinci bir alan olarak tanımlanabilir.. Peki.. Batı modern olan, Doğu gelenek olan ise, kadının özgürlük mücadelesi, modernleşme ile cevap bulmuş mudur? Kesinlikle hayır. Çünkü modernleşmiş kapitalist toplum, kadını yarı çıplak bir ücretli köle haline getirmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here