Şükrullâh-ı Şirvânî Şirvan’lı olup (Dağıstanın Doğusu) (ö 1506) 15. yy Osmanlı hekimlerindendir. Şükrullâh-ı Şirvânî’nin II. Bâyezîd adına Farsça kaleme aldığı Riyazül Kulüb adlı eseri; tasavvuf, mantık, hey’et, nücûm, hesâb, kıyafet, şiir ve muamma olmak üzere sekiz bölümden müteşekkildir. Güneş hakkında verdiği bilgiler şu şekildedir:

Güneş’in Cedy’den (oğlak burcundan) Seretan’a (yengeç burcu) kadarki tahvilinde (Bir durumdan başka bir duruma geçiş) günler uzar, geceler kısalır; Güneş’in diğer altı burçtaki tahvilinde bunun aksi gerçekleşir.
Güneş, hamel (koç burcu) ve mîzânda (terazi burcu) olduğu vakitte, gece gündüz eşit olur.
Buna “Saât-ı müstevi” (eşit saat) denir.
Saât-i muavvecde ise gün ve gece on iki saattir ve saat sayısında farklılıklar olur.

Güneş farsça, Mihr denir. Halk arasında Melik yıldızı olarak bilinir. İklimlerden dördüncü, feleklerden dördüncü, renklerden sarı ve pozitif frekans yayan bir yıldızdır. Hükmetme ve talih elde etme hallerini ifade eder. Pazar gündüzü, Perşembe gecesine hakimdir. Gündüz yıldızıdır. Cevheri altın, buhuru anber, halleri ise yemek yeme günüdür. Lacivert taşı, zırnık üzerinde etkilidir.

Şemsüddîn Muhammed b. Eşref es-Semerkandî (ö. 1322) Semerkand’lıdır. İlhanlılar Devleti zamanında yaşamış olup matematikçi, astronom ve mantıkçı olarak bilinir. İlmü’l afak ve’l enfüs adlı eserinde Güneş hakkında bilgiler şu şekildedir;

Biz Ay’ın, Güneş’in ve yıldızların tamamının bir gece ve gündüzde döngüsü tamamlanan bir hareketle hareket ettiğini görürüz. Bunlardan batıdan doğuya doğru doğanlar yine orada bir zaman gizlenirler. Sonra ikinci kez doğuya tekrar dönerler ve ilk seferindeki gibi tekrar doğarlar. Doğuşu ve batışı olmayan yıldızlar da daima diğerleri gibi böyle bir hareketle hareket ederler. Buna günlük hareket denir. Çok daha hassas bir gözlemle fark ederiz ki, onlar yavaş bir hareketle de batıdan doğuya doğru hareket
ederler. Bütün gök cisimlerini kapsayacak şekilde bu iki hareket birbirlerinin benzeridir. Ay, Güneş ve ışık veren 5 gezegenin hareketleri farklıdır. Fakat bu farklılık birinin diğerine kıyaslanmasıyla değildir. Bu nedenle filozoflar (hükemâ) ilk gözlemlerinde 9 feleğin varlığından söz etmiş, 2 tanesi mezkûr iki hareket, 7 tanesi de 7 gezegene ait hareket gösterdiklerini belirtmiştir. Geri kalan bütün yıldızların böyle bir hareketi olmadığından 8. feleği o yıldızlara mekân olarak belirlemişlerdir. Aslında bu iki hareket, birçok felek için mümkündür. Dolayısıyla 9. feleği en belirgin hareket, 8. feleği ise en gizli hareket için uygun görüp onun yıldızlarına Sâbitler adını vermişlerdir. Çünkü onların konumları ebediyen sâbittir. Geri kalan 7 hareketi ise gezegenlere ait göstermişlerdir. Bir kısmının diğer bir kısmıyla gölgelenmesi sırasına göre; 7. Zuhal, 6. Müşteri, 5. Merih, 4. Güneş, 3. Zühre, 2. Utarit ve 1. Ay şeklinde belirlenmiştir.

Semerkandî seleflerine uyarak gece ile gündüzün sürelerinin tespitini Güneş ışınlarının geliş açılarına göre belirlemiştir. Ancak o bununla ilgili tespitlerini belli bir tarih vererek zikretmemekte ve Zodiak’ta bulunan burçların konumuna göre yapmaktadır.
Örneğin; Güneş ışınlarının Yengeç dönencesine geldiği zamanlarda kuzeyde günler daha uzun, Oğlak dönencesine geldiği zamanlarda güneyde daha uzun, Ekvator’da olduğu zamanlarda ise eşit olur. Nitekim astronomlar bu tarihleri Hamel (Koç), Mîzân (Terazi), Seretân (Yengeç) ve Cedy (Oğlak) gibi burçlara tahsis etmiş ve buna göre belirlemelerini yapmışlardır.

Meşhur matematikçiler, daireleri ve çaplarını ölçmek istedikleri zaman, her daireyi 360 parçaya ve çapını da 120 parçaya bölüp her bir parçayı 60 dakikaya ve her dakikayı da 60 saniyeye ve 60 saniyeyi de saliseye, saliseyi de dörde (santisaliseye) böldüler.

1. Daire: Günlük hareket kuşağıdır. Büyük dairelerin en belirgini budur. Güneş onun üzerinde olduğu zaman, o dairenin bulunduğu her yerde gece ve gündüz eşit olduğu için “ Ekvator ( Ekvator dairesi)” olarak isimlendirilmiştir.

2. Daire: İkinci hareketin kuşağına “burçlar kuşağı” denir. İki kutbuna “burçlar kutbu”, parçalarına da “derece” adı verilir. Bu parçalar, dik olmayan açılarla, “itidal noktaları” adı verilen karşılıklı iki noktada hareket eden tüm feleklerde “ Ekvator”u keser. İşte Güneş, bu iki noktanın lâzımıdır ve ondan ayrılmaz. Güneş geçtiğinde meydana gelen bu kesişme eğer kuzeyde olursa “ ilkbahar ekinoks noktası”; diğeri de “ sonbahar ekinoks noktası” adını alır. Burçlar kuşağı; bu iki ekinoks noktasından biri kendilerinin başlangıcı olan 12 eşit kısma bölünmüştür.

Güneş’in hareketi, burçlar kuşağının yarısında yavaş, diğer yarısında ise hızlı olur. Yavaşlama zamanının ortalarında Güneş’in kursu, hızlanma zamanının ortalarındakilerden biraz daha küçüktür. Zira yavaşlama ve hızlanma zamanlarının ortalarında tam Güneş tutulması gözlendiğinde Güneş’in, ilkinde yerinde duruyormuş gibi, ikincisinde ise yerinde durmuyormuş gibi veya kendisinden geriye bir nur halkası
kalmış gibi görünür.

Ay tutulmasının her iki hâlinde ise eşit uzaklık söz konusudur. Bu durum, Güneş’in yavaşlama döneminde âlemin merkezinden daha uzak, hızlanma döneminde ise âlemin merkezine daha yakın olduğuna delil getirilir. Güneş’in yavaşlığındaki yarılanma ve hızlandığındaki yarılanmada -dahası Güneş’in bir tür yavaşlama, hızlanma, uzaklaşma ve yakınlaşma gibi âlemin merkezine göre konumundaki herhangi bir durumu, peş peşe burçlar kuşağının parçalarında intikalini gerektirir ki- bu, saniye (derece) düzeyindeki bir hareketle sâbit yıldızların intikaline yakın bir harekettir.

Şurası açıktır ki bu feleğin iki yanından biri âlemin merkezinden daha uzak; diğer tarafı ise daha yakın olacaktır. En uzakta olan noktasına “en uzak mesafe (apoje/evc/yeröte)” denir. Bu tarihte Güneş, Yengeç burcunun başındadır. En yakın olduğu noktadaki konumuna da “en yakın mesafe (perije/hadid/yerberi)” denir. Bu tarihte Güneş, Oğlak burcunun başındadır. İlk yarıda Güneş, âlemin
merkezinden en uzaktadır ve hareketi de en yavaştır. Çünkü burçların parçaları orada daha geniştir ve âlemin merkezinden uzak olmak parçaların genişliğini gerektirir. İkinci yarıda ise daha yakındır ve hareketi daha hızlıdır. Çünkü orada parçalar biraz daha sıkışıktır.

Sanki Güneş, denizdeki balığın yüzüşü gibi o felekten dış merkez yörüngesine uygun olarak hareket eder. Aynı husus diğer yıldızlar için de geçerlidir. Nitekim şu âyet bu duruma işaret eder: “Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” Yasin 40

En uzak mesafe ve en yakın mesafenin hikmetine gelince; Güneş’in yörüngesi tek düze ve merkeze uygun olsaydı, yeryüzünü su kaplar ve ekolojik sistem yok olurdu. Bu yüzden ilâhî hikmet, Güneş yörüngesinin bir tarafının yeryüzüne daha yakın diğer tarafının daha uzak olmasını gerektirerek Güneş’in yakınlığının, havanın sıcak ve kuru olmasından dolayı suların daha yakın olan tarafa çekilmesini sağlamıştır. Çünkü havanın sıcaklığı ve kuruluğu suların çekilmesini sağlar. Diğer tarafta Güneş; uzak, hava soğuk ve kuru olduğu için inkişaf eder. Böylece en uzak mesafe kuzeyde olduğu için kuzey tarafının açıkta (karaların çokluğu) kalmasını, güney tarafında ise -en yakın mesafenin güneyde olmasından dolayı- denizlerin daha çok olmasını sağlar. Sular da en uzak mesafe ve en yakın mesafenin hareketine bağlı olarak hareket ederler. En uzak mesafe güney tarafına ve en yakın mesafe kuzey tarafına ulaştığında, kuzey tarafı suya dalar, güney tarafı açığa çıkar. Bu çok uzun bir sürede gerçekleşir.
Çünkü en uzak mesafe, sâbit yıldızların hareketi gibi hareket eder. Onlar ise tek bir devri 36 bin senede tamamlar. Bu, mütekaddimînin görüşüne göredir. Müteahhirîn ise 24 bin sene demişlerdir.

Yüce Allah’ın kudret ve rahmetinin alâmetlerinden biri, gece ve gündüzün varlığıdır. Çünkü unsurlardan yapılma şeylerin hâlleri ancak sükûn ve hareket ile gerçekleşir. Bu nedenle Allah, geceyi sükûna münasip bir tabiat ve gündüzü de harekete uygun bir yapı üzere var etmiştir. Zira geceyi; soğukluk, nemlilik ve karanlık olmak üzere üç nitelikte yaratmıştır ki bu, ağırlık ve sükûn gerektiren bir durumdur. Gündüzü de; ısı, kuruluk ve aydınlık olmak üzere üç nitelikte yaratmıştır ki bu da hafiflik ve hareket gerektirir.

Bu hareket ya mekânsal veya büyüme ve erime gibi niceliksel bir harekettir. Yahut da renklerde, tatlarda, kokularda ve diğer şeylerde olduğu gibi keyfiyet değişikliği hareketidir, yani niteliksel harekettir. Bu nedenle geceleri hareket ve gündüzleri sükûn zararlıdır. Yüce Allah buna şöyle işaret etmiştir: “Allah, rahmetinden dolayı size geceyi ve gündüzü yarattı ki dinlenesiniz, lûtfundan rızkınızı arayasınız ve bütün bunlara şükredesiniz.”Kasas 73

Gökkuşağına gelince; eğer Güneş’in karşısında şeffaf su parçaları bulunursa, bunların arkasında da -mesela bir dağ ya da siyah bir bulut gibi yoğun bir cisim varsa ve Güneş de ufkun yakınındaysa, Güneş’in karşısındaki parçalara bakınca, konumları gözün ışınını Güneş’e yansıtacak şekilde olan parçalarda Güneş ışığı görülebilir. O parçaların konumunun dairenin konumu gibi olması gerekir, yoksa o parçalarla gören arasındaki uzaklıklar eşit olmadığı gibi, onlarla Güneş arasındaki uzaklıklar da eşit olmazdı. Ayrıca ışın ve yansıma açıları farklı olurdu. Eğer Güneş bir dairenin merkezi olsaydı, bu daireden meydana gelen miktar bu parçacıklara uğrayan yerin üstünde olur ve bu durum hislerle algılanırdı

Hâlelerin renkli olmasının sebebi şudur: Işık siyahla karışırsa ve siyahlık baskın gelirse; kestane kızılı, üzüm rengi, kırmızılık, ayrıca siyahlığın az veya çokluğuna göre bunlara yakın renkler ortaya çıkar. Eğer ışık baskın gelirse sarılık veya sarıya yakın olan bir renk meydana gelir. Eğer sarılığa parlak siyahlık karışırsa yeşillik ortaya çıkar ve yeşilliğe siyahlık eklenirse koyu kahverengi bir renk meydana gelir. Buna beyazlık katılırsa ortaya “ pas” rengi çıkar. Siyahlıkla hafif kırmızılık, kahverengiye katılırsa gece mavisi olur. Kırmızı, gece mavisine katılırsa erguvan çiçeği rengi (pembe, mor, eflatun arası ebruli bir renk) ortaya çıkar. Bunların hepsi ışında görünmektedir.

Güneş’in kursu son derece ışıklı olduğundan, onun civarındaki gökyüzü parçası aşırı aydınlık olduğu gibi bu parçanın yanındaki parçalarda aydınlıktır. Göz ışınları kendilerinden Güneş’in kursuna yansıyan bulut
parçalarındaki sarılık duyularla algılanabilir çünkü burada ışık baskın ve bulut karanlıktır. Göz ışınları kendilerinden (göğün) ilk parçasına yansıyan bulut parçalarındaysa, karanlık ve aydınlık ölçüsünde kırmızılık veya kırmızıya yakın bir renk görünür. Göz ışınları kendilerinden (göğün) ikinci parçasına yansıyan bulut parçalarında yeşillik veya yeşile yakın bir renk görülür. Bundan dolayı sarılık, ortasında ve geriye kalan etraflarda olur. Ancak (göğün) iki parçası veya ikisinden biri bulut ya da tozdan dolayı
Güneş’in tek bir tarafında bulunursa sarı olmaz. Güneş’in yakınında yoğun ve parlak bir sis bulunursa -tıpkı Ay gibi- kendisi de ışığı ya Güneş’ten alır ya da almaz. Işığı almazsa Güneş’in şeklini ayna gibi iletir veya yapışık buhar gibi yukarı yükselir ve havadaki nemli cisimlerin doğasında olduğu üzere dairesel şekil alır. Bu yükselişinde de ateş küresine ulaşır ve orada tutuşur. İşte bu durumda o, Güneş şeklinde görünerek “ Güneşçik” diye adlandırılır. Hatta o, bazen maddesinin yoğunluğundan dolayı günlerce
kalabilir ya da bozuk bir şekilde feleğe yönlendirilir.

Yüce Allah, kâmil hikmet ve kudretiyle Güneş’in ışınını, unsurlardan olma cisimleri ısıtma ve kurutmayla etkileyecek his ve özellikte yaratmıştır. Güneş’in ışını altın, gümüş, la‘l taşı, yakut ve diğerleri gibi
madenlerin tabiatlarını ve özelliklerini değiştirir.

Bitkilerde de durum aynıdır. Eğer Güneş’in şiddetli sıcaklığı yumuşak çamura yıllarca etki ederse, tıpkı ateşin, şerbet bardağına yaptığı gibi toprağı taşa dönüştürür.

Güneş ışınının hararetinin, denizlerin ve çevresinin derin olmasından dolayı denizde daha şiddetlidir.
Böylece denizde ve deniz çevresinde buharlar daha çok yükselir ve bulutlar çoğalır, denizin havası ve suyu ayrışır. Buharların yükselmesi, hava ve suyun ayrışması, bulutları karaya sevk eden güçlü rüzgârlara neden olur. Bulutlar uzak ülkelere ve kuru topraklara ulaşıp orayı sulayana kadar çoğalır. Böylece nehirler ve kaynaklar, bitkiler ve hayvanlar için yaşam ortaya çıkar. Bunların faydaları açıktır. Güneş ışınlarının buhar parçalarıyla karışan toprak parçalarına etkisiyle bu parçalarda incelik, letafet ve ruhanî (nefse yarayacak) sıcaklık meydana gelir. Bundan dolayı, toğrağın altında ve üzerinde hayvanlar ve bitkiler oluşur. Güneş’in sıcaklığının etkisi sayesinde deniz suyunda acılık ve tuzluluk meydana gelir.

Güneş ışınının sıcaklığı da bitkilerin beslenme, büyüme ve çoğalması konusunda rûhen/içsel olarak kuvvetlenmesine yardımcı olur.

Allah’ın mükemmel hikmetine ve kâmil kudretine bak! Allah Teâlâ, eşyayı gerektiği şekilde ve menfaatlerine uygun olarak nasıl yaratmış ve onları yaşamlarını devam ettirmeye nasıl yönlendirmiştir. Öyle ki -daha önce geçtiği gibi- bitkiler, gıdalarını temin etmek için dallarını uzatmış, Güneş’e ve ışınlara yönelmiştir. “O, her şeye hılkatini ( varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir.”TAHA 50 O’nun kudreti her şeyi aşkın ve hikmeti mükemmeldir

Sad b.Mansur İbn Kemmûne (ö.1284) Aslen yahudi olup Bağdat’ta yaşamıştır. Mantık, felsefe, tıp ve kimya ile meşgul olmuştur. el-Cedîd fi’l-ḥikme eserinde Güneş hakkında verdiği bilgiler şu şekildedir;

Dönen feleğin Güneş’in bulunduğu yerlerde dolabiyye bir defasında kuzeye bir defasında da güneye meyleder (dönenceler). Güneş senenin yarısına yakın taraflardan birinde, yarısına yakın da diğerinde kalır. Güneş en fazla, paralel daire olan ekvatorda görülür. Arzın merkezinden çıkan bir çizgi
(eksen) vehmettiğimizde Güneş’in cirmini geçerek en büyük feleğin yüzeyine ulaşır. Güneş kendine özgü hareketiyle tam bir dönüşle döner. Yüzeyde bu felek ekvatoru kesen büyük bir daire olarak resmolur ve “burçlar feleği (felekü’l-burûc)” olarak isimlendirilir. İkisinin kesişme noktasından Güneş
geçtiği zaman ve bu olay kuzeyde gerçekleşince ilkbahar ekinoksu (noktatü’litidal) olurken, buna karşılık kesişme noktası onu geçince ve güneyde meydana geliyorsa sonbahar ekinoksu olur. Kuzeyde iki kesişme noktası arasında yaz gündönümü (noktatü’l-inkılab), güneyde ise kış gündönümü olur. İbn
Kemmûne’ye göre vehimde hayal ettiğimiz bu dört nokta, üç eşit bölümü verince altı daire meydana gelir. Her biri de karşılıklı iki noktada on iki bölümü (aylar) oluşturur. Bunlara “burç” adı verilmektedir.

Antarktika da güneş anelemması

İbn Kemmûne’ye göre yeryüzünün üzerinde meydana gelen şeylerin sebebi, Güneş’in sular ve nemli yerler üzerinde doğmasıdır. Bu nemlilikten buhar, kuruluktan da duman oluşur. Buna göre buhar yükselince incelir ve hava olur. Soğuk tabakaya ulaşarak orada yoğunlaşır ve bulut olur, sonra da yağmur şeklinde damlar. Bulut bazen havanın şiddetli soğukla yoğunlaşmasından oluşur ve çoğu kez soğuk bundan daha kuvvetli olursa bulut damlalar şeklinde donar ve neticesinde kar yağar. Bazen dolu yağar, ancak buhar o tabakaya ulaşmaz ve çok olursa, sis olayı gerçekleşir. Buhar az olur ve gecenin soğuğu yoğunlaşıp donmazsa çiğ, donarsa kırağı meydana gelir. Eğer duman yükselirse buharla karışık olarak soğuk havada buhar, bulut olarak oturur ve duman içinde hapsolur. Duman kendi sıcaklığı üzere kalırsa yükselmek, eğer soğursa aşağı inmek ister. Bulut sert bir şekilde parçalanırsa gök gürültüsü olur, eğer çarpışmanın şiddetiyle kıvılcım çıkarsa şimşek ya da yıldırım veya şartların değişmesiyle ikisi birlikte olur. Bunlar ateş küreye ulaşınca, yerle iletişimi kopunca parlar ve bu parlama atılan bir yıldız gibi gözükür. Eğer parlamazsa bu yanma perçem gibi veya yılan şeklinde devam eder. Bazen bulutta kırmızı ve siyah korkutucu işaretler meydana gelir. Bazen bir gezegenin altında durur, ateşle beraber günlerce feleğin dönmesiyle döner. Dumanın yeryüzünden irtibatı kopmazsa alev alır ve onun ateşi yeryüzüne iner. Dumanın sıcaklığı havanın soğukluğuyla kırılınca iner havayla karışır ve rüzgâr olur. Bazen dumanlar ateş küreye ulaştığında onların oluşumu, felekî hareketten veya havanın çö-
zülmesinden ya da hareketinden kaynaklanabilir. Bazen de iki güçlü rüzgâr farklı yönde birleşir ve dönerse hortum meydana gelir (İbn Kemmûne 1982:363-364; İbn Sînâ 2013: 140-145)

Gökkuşağının dairesel olmasının nedeni de Güneş’le alâkalıdır.

Güneş ve Ay tutulmaları da depreme sebep olur (İbn Kemmûne 1982: 367-368)

İbrahim Hakkı Erzurumi (ö. 1780) Erzurumlu olup mutasavvıf, astronom, fizyoloji, aritmetik, geometri, trigonometri, felsefe konularında ilim sahibi olup Marifetname adlı eserinde Zühre hakkında verdiği bilgiler şu şekildedir;

Gece, gündüz, aylar, zamanlar onun hareketi ile belli olmakta, nice büyük işler onun varlığı ile meydana gelmektedir. Yedi gezen yıldızın ortasındadır. Aşağısına ve yukarısına ışık saçmak için makamı ortada olmuştur. Doğudan batıya hareket eder. İkinci olarak burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar batıdan
doğuya doğru alemin merkezi etrafında ağır ağır döner.

Ey aziz! eski astronomi alimleri demişlerdir ki: Hasad yapanlar (gözlemciler) Güneşin hareketinde bazen siir’at, bazen yavaşlama görmüşlerdir. Buradan Güneşin Yeryüzüne bazen yakın bazen uzak olması gerektiğini düşünmüşlerdir. Güneş kuzeydeki burçlarda (Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Arslan, Başak) yavaş hareket etmekte güneydeki burçlarda (Terazi, Akrep, Yay, Oğlak. Kova. Balık) hızlı hareket etmektedir.

Güneşin tabiatı itidal üzere sıcak ve kuru olup erkek ve gündüze nisbet edilmiştir. Sa’d-i evsat (Orta kutluluk) ile isimlendirilmiştir. Sıfatları kuvvet, Şiddet, kahır, zor yatışan öfke, rağbet, his, yufka yüreklilik, haya ve iffet bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı gibi sıfatları kendi tali’ düştüğü noktalarda açıkça müşahede kılınmıştır. Pazar günü ve perşembe gecesine hakim bulunmuştur. O gün ve gecenin ilk saatleri buna nisbet olunmuştur.

Güneş ile birinci iklimin ahalisinin hepsi siyah olup sıcaklığın şiddetine göre, huy ve bünye edinirler. Baş!arına Güneş yakın olduğundan (dik geldiğinden) bedenleri hafif, akilları zayıf olur. Ahlakları dar meşrebleri keskin ve ince olur. Yedinci iklim halkının başlarından Güneş uzakta ve sarı olur. Ahlak ve tabiatta her biri inek ve koyun gibi, ebleh ve eksik olur.

Güneşin te’sirlerinden biri de budur ki, evc noktası kuzey burçlarında iken dünyanın kuzey kısmı arazisi ma’mur olur. Dünyanın Güney kısmı denizlerle kaplı olur. Güneşin evc noktası güney burçlarına geçtiği zaman dünyanın güney kısmı ma’mur, kuzey kısmı denizlerle kaplı olacaktır.

Gökyüzündeki olaylar gözetlendiği yere göre değişir. Mesela doğuda seher vakti meydana gelen Ay tutulması ve Güneş doğarken görülen Güneş tutulması batıda görünmez. Batıda Güneş batarken
meydana gelen Güneş tutulmasını ve yatsı vakti görülen Ay tutulmasını doğudakiler göremez. Bir yerde, gökyüzünde hasıl olan Ay ve Güneş tutulmalarını o yere göre Arzın tam öbür yüzünde yaşayanlar göremez. Gökyüzünde meydana gelen Ay ve Güneş tutulması batıdakilere doğudakilerden önce görünür. Mesela batıdakilere seher veya kuşluk vakti görünürse doğudakilere ikindi veya yatsı
vakti görünür. Doğudakilere Güneşin doğup batmasının batıdakilerden erken olduğu Ay ve Güneş tutulmaları ile bilinir. Nitekim beldelerin boylamı da Ay ve Güneş tutulmaları ile bulunmaktadır.

Münkalibe olanlar «Koç, Yengeç, Terazi, Oğlak» tır. Bunlara münkalibe denmesinin sebebi, Güneş bunlarda iken bir mevsimden diğerine geçilir. Koç burcunda kıştan ilkbahara geçilir. Yengeç burcunda ilkbahardan yaza, Terazide sonbahara, Oğlak burcunda ise kışa geçilir. Koç burcunun başlangıcına ilkbahar noktası, Yengeç burcunun başlangıcına yaz dönüm noktası, Terazi burcunun başlangıcına sonbahar noktası, Oğlak burcunun başlangıcına kış dönüm noktası denir. Sabite olan burçlar «Boğa, Arslan, Akreb, Kova» dır. Bunlarda bir mevsimden diğerine geçiş olmadığı gibi, iki mevsimin karıştığı burçlar da değildir. [Mevsimlerin ortalarındaki burçlardır]. Mütecesside olan burçlar «İkizler, Başak,
Yay, Balık» tır. Güneş bu burçlarda iken bulunduğu mevsim ile gelecek mevsim arasında karışma olur. Mesela İkizler burcu ilkbahar mevsiminin sonu iken yaz ile karışır. Başak burcunda yaz ile sonbahar, Yay burcunda sonbahar ile kış, Balık burcunda kış ile ilkbahar karışır.

Güneş orada, göğün devrinin 365’te biri kadar her gün batıdan doğuya doğru kayar. Güneş, günde bir derecelik bu kaymasıyla ayda bir burcu katetmiş olur. Böylece her ay birine geçer ve yıl tamamlandığında eski yerine gelmiş olur.

Güneş Koç burcuna girdiği günlerde gece ile gündüz birbirine eşit olur. Güneş doğup batıncaya kadar o gün, hiç eksiksiz tam oniki saat olur. Yine gece de, güneş batıp doğana kadar oniki saat olur.

Bundan sonra yine gündüz, her geçen gün biraz kısalır. Ta ki Güneş Yengeç burcuna giresiye dek…
Güneş Yengece girdiğinde gündüzün saatleri sayısı onbeşe ulaşır. Gece de dokuz saattir.
Gündüz geceden altı saat aldığında üç gün böylece devam eder.
Ardından yine gece, her geçen gün biraz kısalır. Ta ki Güneş Terazi burcuna giresiye dek… Güneş Terazi burcuna girdiğinde gündüz ve gecenin saatleri yine eşit olur. Bu durum Güneşin Koç burcuna girdiği günler gibidir. Her ikisinde de Güneşin doğuş ve batış yerleri aynıdır.
Sonra yine gece, günden güne kısalır. Ta ki Güneş oğlak burcuna giresiye dek…
Güneşin bu dönüş seyri yılda bir tekrarlanır. Mim yuvarlağı gibi bu dönüşü devamlıdır.

Güneş yuvarlağının ışığı devamlıdır ama Ayın nuru Güneş ile vardır, Güneşi görmezse ışığı olmaz.

Güneş oniki burcun her birinden yılda bir defa geçer, Ay ise bu işi otuz günde tamamlar.

Güneşin, Terazi burcuna girdiği gün ufukta doğduğu yer meşrık (doğu) noktasıdır. Ufukta Güneşin battığı yer de mağrib (batı) noktasıdır.

Güineş batıdan doğuya hareket ederek bir yılda oniki burcu dolaşmış olur.

Her dilim bir burç adıyla anılır. Güneş bunların her üçünü dolaştıkça bir mevsim olur.

Mart ayının onbirinci günü Güneş burcunu değiştirir ve Koç burcunda 30 gün devam eder.

Nisanın onuncu günü Güneş burç değiştirir ve Boğa burcu içinde 31 gün gider.

Mayısın onbirinci günü Güneş burç değiştirir ve ikizler burcunda 31 gün devam eder.

Giineş her gün bir derece ilerlerken Ay, onüç derece ilerlemiş olur.

Ay, Güneşi her gün oniki derece geçer.

Kuzey yarımkürede Yengeç dönencesi, güney yarımkürede Oğlak dönencesi üzerinde bulunan beldelerin yaz mevsimi, ekvator bölgesi ile dönenceler arasında kalan bölgelerin yaz mevsiminden daha sıcaktır. Ekvator dairesinin biraz güneyinde hava ılığa yakındır. Ekvator bölgesine Güneş ışınları her zaman dik ve dike çok yakın gelirler. Ancak havanın ısınmasında Güneş ışınlarının dik gelmesi değil devamlı gelmesi de mühim sebeptir. Bu bakımdan gündüzün ikindiye yakın hava sıcaklığı tam öğle vakti sıcaklığından fazladır. Bunun gibi Güneşin sıcaklığı tam Yengeç dönencesi üzerine nazaran biraz güneye indiği zaman fazladır. Mesela, Güneşin Arslan burcu başında havaya yaptığı te’sir ikizler burcu başında bulunduğu zamanki te’sirinden fazladır. Çünkü Arslan burcunda iken Güneş Yengeç dönencesi civarında yaz dönüm noktasını tamamlaması için uzun süre o dönence civarıda kalmıştır. Halbuki ekvatorda bir dönüm noktası olmayıp Güneş birkaç gün başucunda bulunup sonra uzaklaşır. Zira ekvatorda Güneş ışınlarının eğiminin artması, yaz dönüm noktası civarındaki eğim artmasından çok büyüktür. Yaz
değişim noktası yakının güneş ışınlarının eğiminin değişmesi üç dört gün his bile edilmez. Dolayısı ile Giüneş dönüm noktalarında bir müddet yerinde kalıp dönence bölgelerinin iyice ısınmasına sebep olur. Buradan anlaşıldıi ki, Yeryüizüinüin en sıcak (ve kurak) bölgesi dönenceye yakın yerlerdir. (Dönence, enlemi 23,5 derece olan ekvatorun kuzey ve güneyindeki yerlerdir. Kuzeydekine Yengeç, güneydekine Oğlak dönencesi denir). Dönencelerden sonra her iki dönencenin onbeşer derece kuzey ve güneyi olan yerler sıcaktır.
Dönenceler arası da bunlar gibidir. (Ekvator bölgesinde her gün yağış olduğundan sıcaklık düşer. Dönenceler çöl bölgelerine rastlayıp kurak olduğundan sıcaklık fazladır)

Roma, Fransa ve adalar Aslan burcuna ve Güneş’e nisbet olunmuştur. Bu sebepten halkın çoğu ehl-i riyaset bulunmuştur.

Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Muhammed b. Ahmed el-İşbîlî (ö. /XII. yüzyıl) İbn Avvam meşhur adı. İşbîliye’de (Sevilla) doğdu. Endülüslü Botanik alimi. Kitâbü’l-Filâḥa, tarım ve hayvancılık üzerine yazdığı eserde Güneş hakkında verdiği bilgiler şu şekildedir:

Kitâbü’l-Filâha’da Güneş her şeyden önce toprağın oluşumu ve kalitesiyle ilişkilidir.
Çünkü toprak, Güneş ve yağmurun etkisiyle zaman içinde oluşur ve yeryüzünde en iyi toprak,
güneş gören yerlerdeki topraktır. O kadar ki Güneş görmeyen bazı kuyulardan veya derin yerlerden kazılarak çıkarılan toprakta hiçbir şey yetişmez. Çünkü toprağın tabiatı barid “soğuk” ve yabis “kuru” dir; Güneş hararetiyle ısıtmadıkça, yağmur rutubet vermedikçe üzerinde bir şey yetişmesi mümkün değildir

Ancak sürülmüş iyi toprağı yaz aylarında bu şekilde bırakmamak gerekir. Aksi takdirde Güneş’in sıcaklığı toprağın nemini alıp kurutacağından ekime elverişli olmaz

Güneş, kötü kokulu topraklar gibi bazı verimsiz toprakların verimli hale getirilmesinde de önemli bir rol oynar

Ekim işine Güneş toprağı ısıttığında başlanmalıdır. Eğer geciktirilirse toprak soğur, ekilen tohumu tam kabul etmez; dolayısıyla mahsul az olur

Güneş, bitkilerin büyüme ve gelişmesinde de etkilidir. Ancak bazı bitkiler bol Güneş ışığı isterken bazıları daha gölgeli yerleri tercih ederler

Dikim ve aşılama için ağaçlardan alınan budağın Güneş görmüş olması tercih sebebidir; zira gölgede büyüyen budaktan yetişen ağacın yemişi az olur ve olgunlaşmadan dökülür.

Bilhassa çok sıcaklarda yapılan sulama sırasında da Güneş’in batışına yakın saatler tercih edilmelidir

Zeytin ağacını dikmek için en uygun zaman, Güneş’in Balık burcunun ikinci yarısında doğuşundan Boğa burcuna varıncaya kadar olan devredir. Üzümün büyüyüp gelişmesiyse Güneş, Koç burcuna girdiği zaman olur.

Verdiğimiz örneklerde de görüldüğü üzere Güneş, öncelikle verdiği “hararet” sebebiyle, toprağın oluşumu ve terbiyesiyle bitkilerin hayat bulması başta olmak üzere hemen tüm zirai faaliyetlerde -bazen olumlu bazen olumsuz- önemli bir etkendir.

Ahmed b. Abdurrahman el-Mevsılî el-Kâdiri er-Rufaî. (ö.1737) El-Müsellem olarak bilinir. ed-Dürru’n-Nakî fi Ilmi’l-Mûsikâ adlı eserinde Güneş hakkında verdiği bilgiler şu şekildedir;

Güneşin musiki makamı buselik makamıdır.

Buselik makamının elementi ateş, burcu Aslandır. Saati; dördüncü felek Güneştir. Günü Pazar’dır. Şubeleri nişabur, (nihavend de denir) yani yedinci makamdır.
Buselik makamını dinlemenin Güneş’e göre fayda ve tavsiye edilen gün ve vakitleri şu şekildedir:

PAZARTESİ Zeval(Öğle) Vakti (5) (CUMA GECESİ 5. SAAT)

PAZARTESİ Gün Batımından Sonra (12) (CUMA GECESİ 12. SAAT)

SALI Güneşin Yükselişi (2) (CUMARTESİ GECESİ 2. SAAT)

SALI İkindi vakti (9) (CUMARTESİ GECESİ 9. SAAT)

ÇARŞAMBA Zevaldan (öğleden) sonra (6) (PAZAR GECESİ 6. SAAT)

PERŞEMBE Kuşluk Vakti (3) (PAZARTESİ GECESİ 3. SAAT)

PERŞEMBE İkindiden sonra (10) (PAZARTESİ GECESİ 10.SAAT)

CUMA Öğle ortası (7) (SALI GECESİ 7. SAAT)

CUMARTESİ Zevaldan (Öğleden) önce (4) (ÇARŞAMBA GECESİ 4. SAAT)

CUMARTESİ Gün Batımından Önce (11) (ÇARŞAMBA GECESİ 11. SAAT)

PAZAR Güneşin Doğuşunda (1) (PERŞEMBE GECESİ 1. SAAT)

PAZAR  İkindiden önce (8) (PERŞEMBE GECSİ 8. SAAT)

Muhyiddîn Muhammed b. Alî b. Muhammed el-Arabî et-Tâî el-Hâtimî (ö. 638/1240) Endülüslü. Babası Ali b. Muhammed İbn Rüşd’ün yakın arkadaşıdır. Sûfî müellif. Şems hakkında şunları söylemiştir:

Allah katında vekil melaikesi Rukyaildir. Bu kevkeb gök burçlarının her birinde bir ay süreyle oturur. Feleklere de bir sene süre içinde uğrayarak geçer. Bu kevkebe atfedilen sıfatlar şunlardır: büyüklük, güç, kahır, uzun olmak veya kimseye boyun eğmemek, Hayret, Ar, gayret ve haya (ar, namus).

Osman ATIF


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here