Kuranda kıyamet sürecinden bahsederken gökler hakkında bilgi verilmiştir.

KURANDA GÖKLERİN ÖZELLİKLERİ

1-Sema dönmektedir.
2-Gezgin yıldızlar hariç yıldızlar semada sabittirler. Yıldızlarda uzaklaşma, büyüme, küçülme, doğma, ölme yoktur. Karadelik, süpernova, cüce, nötron yıldızları yoktur. 
3-Sema yeryüzünün bir çatısı gibidir. Sağlamdır. Bu yapı kabuk şeklinde ve çatlayacak niteliktedir. 
4-Semalarda kapılar yani enerji noktaları geçişler vardır. Bu kapılar izinlidir. Göklerde yollar bulunmaktadır. 
5-Yıldızlar parçalandığı vakit sema erimiş maden haline gelecektir. Bu semanın boş olmadığı içerisinde özel sıvı bir madde olduğunu göstermektedir. 
6-Gökler yedi kattır, genişletilmiştir ama genişlememektedir. Galaksiler yoktur. Paralel evrenler yoktur. 
7-Gökler ve yer bir düzen içinde işlemektedir. Bu düzeni sağlayan Yüce Allahtır. 
8-Gökler dayanak olmaksızın yükseltilmiştir. Çadır misali içiçedir.

KIYAMETİN OLUŞUM SAFHALARI

1- Ve sûra birinci üfürülüşle üflendiği zaman, 
(Hakka, 69/13)

Kıyametin kopması için ilk etkidir. Gaybi bir olaydır. İçeriği hakkında tam bilgi sahibi değiliz. Suru İsrafil meleği üfleyecektir. 
İlk üfleme kıyametin başlangıcı içindir. Bu aşama kıyametin dehşetli ve korkunç şekilde sürecini başlatır. İkinci üfleme tüm canlıların ölümü içindir. Üçüncü üfleme ise göklerin ve yerin değişimi ve tüm canlıların yeniden yaratılışıdır.

2- O gün gök, sarsılıp çalkalanır. (Tûr, 52/9)

Belirli bir yörüngede dönen sema sur üfürüldükten sonra hızlanarak çalkalanması sürecine girer. 
İbn Abbas (68 h/687 m), Mücâhid (ö. 100 h/718 m), Taberî (ö. 310 h/922 m), Dahhak (ö. 105 h/723 m) gibi müfessirler âyetteki “mevr ” fiiline dönme yani dönüşünün hızlanması anlamını vermişlerdir. 
(Taberî, XXVII/I3, Neysabûrî, XXVII/21; F. Râzî, XXVI-11/243; Suyûtî, 11/449; îbn Kesir, IH/389.)

Kurtubî (ö. 671 h/1272 m) sözkonusu âyetteki gök kelimesine “felek: yörünge” anlamını vermiştir ve bu feleğin düzeninde ve seyrindeki değişim ve çalkantılardan söz etmiştir. 
(Kurtubî, XVII/63;)

3-Güneş dürülüp köreltildiği zaman, (Tekvîr, 81/1)

4-Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman, 
(Tekvîr, 81/2) (Mürselat 77/8) (İnfitar 82/2)

Abdullah b. Abbas (ö. 68 h/687 m) ve müfessirlerin bir kısmı bu “tekvîr” fiiline; güneşin sönüp kararması, anlamını verirlerken, bazıları da ona; katlanma ve dürülme, anlamını verdiler. Taberî (ö. 310 h/922 m) ve Kurtubî (ö. 671 h/1272 m) sözkonusu fiilin anlamına bakarak, güneş üzerinde her iki olayın birden gerçekleşeceğini söylemişlerdir. 
(Taberî, XXX/41-42; Kurtubî, XIX/227.)

5- Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, ‘sarkmış-za’fa uğramıştır.’ (Hakka, 69/16) (Mürselat 77/9) (İnfitar 82/1) (İnşikak 84/1) (Müzzemmil 73/18)

Gök artık çatlamış ve yarılmıştır. Göklerin çatlaması bir yapı olduklarını gösterir. Yani gözle görülemeyen bir yapı ki bu yapı geçmek zaten imkansızdır. Ayetteki “vahiyetun: ” kelimesine müfessirlerin pek çoğu; zayıflık, gevşeklik, gibi anlamlar verdiler. Kurtubî; bir binanın ciddi bir zayıflık gösterdiğinde bu kelimenin kullanıldığını, söylerken Fahrettin Râzî bunun; çok sağlam bir yapıda olan göğün gevşeyip güçten düşmesi, anlamına geldiğini söyler. Neysabûrî (ö. 728 h/l 328 m) ise ona; birbirine tutkun göğün gevşemesi, anlamını verir. 
Bütün bunlardan anlaşılan şudurki gök artık kendi ağırlığını taşıyamıyacak bir gevşeklik ve zafiyete uğramış ve kuvvet bağlantılarını ve dengelerini kaybetmiştir. 
(Kurlubî, XVIİI/265; F. Râzî, XXX/108; Neysabûrî, XX1X/31; Kadı Bcydavî, H/544; Ne-sefî, fV/287.)

Ayrıca göğün yarılması “inşikak” fiili üst seviyede kütlesel bölünüp parçalanmaları ve “İnfitar” fiili de daha küçük madde ve zerre (atom) parçalanmalarını ifade etmektedir. Her ikiside çöküş için kullanılmışlardır.

Fahrettin Râzî bu yıkılışı; bir binanın çatısından başlanarak temellere doğru olan yıkılışına benzetmiştir. 
(F. Râzî, XXXI/77.)

6- O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur. (Nebe 78/19)

Ayette gök, açık kapısı olmayan ve geçit vermez sağlam bir yapı olduğu vurgulanmış ve daha sonra da kıyamete doğru bu kapıların açılacağından söz edilmiştir. 
(Taberî, XXX/6-7;. Kurtubî, XIX/176.)

İbn Abbas (r.) bir kitap sayfaları gibi katlanıp dürülmesi için göğün yarılıp açılacağından, söz etmektedir 
(Kurtubî, XIX/157) 
İbn Kesîr (ö. 774 h/1372 m) ise burada; yarılıp açılmakla beraber göğün iç kısımlarının sarkması ve çevresinin güçten düşüp çökmesinden, söz eder 
(ibn kesîr, III/578.) 
Zemahşerî ve Nesefî (ö. 710 h/1310 m) ise, gökteki yarılıp açılmayı, orada açılacak kapılara yormuşlardır. 
(Zemahşerî, VI/I96; Nesefi, İV/322; )

7-Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman; (Rahman 55/37) 
Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün; 
(Mearic 70/8)

Zemahşeri ve İbn Kuteybe bundan sonraki bir aşamada, göğün tunç, kurşun veya erimiş gümüş mâdeni rengine bürüneceğini söylemişlerdir.
(İbn Kuteybe, 485; Zemahşerî, VI/155.)

8-Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman (Tekvir 81/11)

Müfessir ve dilciler; sıyrılılp yüzüldüğü zaman, anlamını bu âyetteki “keşt ” fiiline; bir nesnenin kabuk ve örtüsünün soyulup çıkarılması, olarak vermişlerdir. Buna göre tüm bir gök, soyularak yerinden çekilip alınacak ve katlanıp dürülecek şeklindedir. 
(îbn Kuleybe, 516; Râgıb ei-Isbahâni, 651; Taberî, XXX/47 Zemahşerî, VI/213; F. Râzî, XXX1/70.)

Güneşin dürülüp söndürülüşü ardından yıldızların kararıp düşmesi ve ardından dağların yerlerinden alınmalarından ve bütün bunlardan sonra da göğün soyulup sökülerek yerinden alınması olayı dile getirilmiştir. Aslında sıyırıp alma üstten başlayan bir işlemdir. Böylece yıldızlar kendi yörüngelerinden çekilip alınmış olacaklar. Tüm gökleri içindekilerle birlikte yerlerinden alıp kaldıran ve imhaya götüren güç elbet onları yaratan güçtür.

9-Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu üzerimizde bir vaiddir. Elbette, biz yapıcılarız. (Enbiya 21/104)

Sonuç olarak gökler, betbenizi gitmiş, şekil ve düzenleri bozulmuş ve böylece de ayakta duramaz bir durum alacaklar ve sonra yeni bir âlemde yer almak üzere kâinat mezarlığında ölüm veya yokluk uykusuna yatacaklardır. Artık burada kâinatta yalnız Allah vardır. Rahman, Rahîm, eski ve yeni tüm âlemlerin Rab ve Meliki olarak O, yeniden her şeye “ol ve kalk” emrini verecektir. Kıyamet işte bu kıyam ve bu kalkıştan isim almıştır.

Osman ATIF

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here