Kur’an Kimsenin Patentli Bir Malı Değildir  (2)

Çeşitli kaynaklardan alıntılar yaparak derlemeye çalıştığım islam’a dair konuları, her kitleden okuyucunun rahatlıkla anlayabileceği bir üslup ile sizlere sunabilmektir amacım.

Her şeyden önce din adı altında insanlara sunulup tabi olunmaları istenilen o kadar çok dinler icad edilmiştir ki, insanların doğruya isabet edebilmeleri şöyle dursun, neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair araştırmalarına imkân vermemek adına ekonomik yönden sürekli bir baskı altında tutulan halk, her daim geçim sıkıntısı ile karşı karşıya bırakılmıştır. Her gün bir başka suni gündemler oluşturularak beyinler meşgul edilmiş, günübirlik para kazandıracak konulara yönlendirilmiştir.. Dediğimiz gibi dünyada beşeri ve ilahi olmak üzere pek çok dinler mevcuttur ve bunun ayrıntılarına ileride değineceğim, fakat özetle, Din sahibi olmak, mal sahibi olmak değildir. Herkes bir din sahibi olabilir lakin kâmil iman sahibi olamaz.

Günümüzde İslami hareketin geldiği yer ve varacağı nokta tartışmalı bir hal almıştır. Sebepleri bilenler için malum, toplum ve yöneticileri şerri kaynaklardan uzaklaşıp, beşeri sistemlerin çarpık örf adet ve hukuk anlayışını benimsemeleri. Birey aklı ve çıkarları genelin maslahatına tercih edilip sosyal hayata geçirilişidir. Oysaki islam uleması şerri delilleri kullanarak (Edille-i Şerriye) İslam’ın kavramsal ve hukuki İlkelerinin neler olduğu ve neyi hedeflediği konusunda temel noktalarda icmaa ve ittifak etmişlerdir.

Şimdi bu konunun ayrıntılarına girmeden önce belirtmek isteriz ki, İslam ve tüm semavi dinlerin gönderiliş amacı, toplumun genel kamu yararına (maslahatına) olan beş değerin muhafazası, korunması ve uygulanması için gönderilmiştir.

Bu beş değer;  Nefsi korumak, Dini korumak, Aklı korumak, Nesli korumak ve Malı korumaktır. Biz bu değerleri ele alır­ken İslam hukukunun genel amaçlarına bakacağız. Çünkü Suç, kuşkusuz bu beş şeyden birisine karşı yapılan saldırıdır. Mesela zina nesle karşı yapılmış bir saldırıdır, hırsızlık mala, içki içmek akla, dinden dönmek ve Rasulullah (s.a.v.)’e sövmek dine karşı yapılmış saldırılardır.

Mademki suçlar İslamın korumak için geldiği maslahatlara karşı yapılmış bir sal­dırıdır, o halde mutlaka buna engel olucu, suçluyu suçunu ve zulmünü işlemeye devam etmekten alıkoyucu ceza öngörmek kaçınılmazdır. (1)

Beş Değeri Koruma Altına Almak Bütün Şeriatların Amacıdır..

 Yukarıda sözünü ettiğimiz beş değer bütün şeriatların muhafaza ettikleri ve korumak için cezalar tayin ettikleri değerlerdir. Bu konuda Hüccetul İslam İmam Gazali şöyle söyler;

“Gerçekten menfaatin temin edilmesi ve zararın giderilmesi insanların maslahatınadır. Halkın iyiliği de ancak bu amaçlarını gerçekleştirmeleriyle mümkündür. Fakat biz maslahat kelimesiyle şeriatın amaçlarının muhafaza edilmesini kastediyoruz. Şe­riatın insanlarda gerçekleştirmek istediği amaçları beş tanedir. Bunlar insanların dinlerini, canlarını, akıllarını, nesillerini ve mallarını korumak ve muhafaza altı­na almaktır. İşte bu beş değeri muhafazayı içeren her bir hüküm maslahattır. Bu beş değeri zedeleyen her türlü hareketler de mefsedettir (kötülük) ve bunların giderilmesi ve önlenmesi maslahattır. Bu sözünü etiğimiz beş değerin muhafaza edilmesi zaruretler derecesinde önemlidir. Çünkü bunlar maslahatlar içerisinde, mertebe itirabiyle en güç­lü olanı ve korunması en gerekti olanlarıdır. Bir örnek vermek gerekirse şeriat insan­ları saptıran kafir bir kimsenin öldürülmesini emreder. Bid’atçi olup aynı zamanda bu bidatin propagandasını yapan kimselerin bid’atından dolap cezalandırılmasını öngörür. Çünkü propaganda yapan bid’atçı ve insanları saptıran kafir insanların dinlerini bozmaktadır. Şeriatın kısas sistemini getirmesi de bir başka örnektir. Çün­kü şeriat ancak kısas sistemini getirmekle insanların canlarını koruma ve muhafaza altına almış olur. İçki içme cezası da bir başka örnektir. Zira içki içme cezasıyla mü­kellefiyetin dayanağı olan akıllar koruma ve muhafaza altına alınabilir. Zina cezası da bir başka örnektir. Zira zina cezasıyla insanların nesebleri koruma altına alınır. Gasp yapanların, hırsızlık edenlerin caydırıcı cezalara çarptırılması da yine bir başka örnektir. Zira bu yolla insanların geçimlerini sağladıkları mallar koruma ve mu­hafaza altına alınabilir ve insanlar yaşamak için mallarına muhtaçtırlar. İnsanla­rın iyiliklerinin amaçlandığı hiçbir şeriat ve din yoktur ki bu beş değerin zedelenme­sini yasaklamış olmasın ve caydırıcı tedbirler getirmiş olmasın. İşte bu nedenle şeriatler kafirliği, adam öldürmeyi, zina etmeyi, hırsızlık yapmayı içki içmeyi haram kıl­mış ve bu konuda farklı hükümler getirmemişlerdir.”

İster şiddetli cezalar şeklinde olsun, ister böyle olmasın, islam’ın öngördüğü ceza­lar sadece toplumun bozulmaya uğramaması, bundan korunması için getirilmiş ce­zalardır. Toplum nasıl bozulur? Toplum içinde Allah’a isyan eden ve bozgunculuk eden kimseler su yüzüne çıkar, temiz ve iffetli kişiler gizli kalır ve bütün manzara gü­nah bataklığı biçiminde olursa, o toplum bozulmuş demektir. İşte böylece hem ge­nel kamu yararı, hem de özel yararlar saldırıya uğramış olur.

Mademki İslam şeriatı bu yararları korumak için gelmiştir ve mademki mo­dern hukuk düzenlemelerinden hiçbirinin (gerek genci ve gerekse özel planda) bu yararları korumamazlık etmesi mümkün değildir, o halde bu düzenlemelerin soru­na çare bulmakta İslam’dan ayrılmış olsalar bile, hedefte İslam şeriati ile buluşmaları kaçınılmazdır. Ya da daha güzel bir ifade ile, bu sorunlara çözüm bulmakta İslam’ın gerisinde kalmış olsalar da, gayede bir araya gelmeleri kaçınılmazdır.

Fıkıh literatüründe “maslahat” ruhi veya bedeni, ferdi veya içtimai olsun, dünyevi ve uhrevi faydaların sağlanmasını ve zararların giderilmesini belirten bir terim olarak kullanılır. (2)

İslamın getirdiği çözüm, kesin ve sonuç alıcı çözüm olarak alınmalıdır, diye çağrıda bulunursak, ölçüyü kaçırmış olmayız. Çünkü tıbbın en eski babası sayılan Hipokrat’ın dediği gibi, her hasta kendi ülkesinin ilacı ile tedavi edilir. Fakat biz isteğimizde gü­zel davranıyor ve diyoruz ki: Öğrencilerimiz İslam ceza hukukunu öğrenmelidirler. Ve onlar araştırmaları esnasında bizim toplumsal hastalıklarımıza ilaç olarak alınabile cek şeyleri bulacaklardır.

Hind kanunlarından ya da dünyadaki başka kanunlardan çözümler alacağımıza, islam Fıkhı’ndan çare aramak bizim için daha iyidir. Çünkü kendi yanımızda olan değerleri küçük görüp de başkalarının yanındakilere hayran kalmamız doğru değildir, İmam Şafiî’nin şu sözündeki kimseler gibi olmamız hiç yakışık almaz: “Kendi toprağında güzel düzgün bir direk, bayağı bir odundan başka bir şey olarak görülmez.” Türkçede bir atasözü vardır: “Evin danasından tosun olmaz.” İmam Şafii’nin vecizesi bu anlamdadır. (3)

İslam şeriatı, suçtan ve bunların cezalarını madde madde sıralayan bir kanun mecmuası değildir. Tam tersine İslam şeriatı, beyan edilmiş apaçık emirler ve yasak­lar manzumesidir. Söz konusu emirlerin ve yasakların nassları içinde hükümler hikmetleriyle, emirler ve yasaklar da illetleriyle birlikte yer almaktadır. Naslar bir hükmü illetine ve hikmetine uygun olarak beyan etmektedir. Şu halde bir beyan yapılırken iki hükmü açıklamak için yapılmaktadır. Birincisi naslarla açık ve sarih olarak beyan edilmiş olan hükümler. Bir de ikinci olarak, naslarla açıklanmamış ancak nassın beyan ettiği illetin umumundan ya da illete dayanarak veya Rasulullah’ın (s.a.v.) uygulama­sından ya da şer’i hükümlerin toplam ortak ruhundan anlaşılan hükümler.

Şeriatın madde madde düzenlenmiş bir kanun olmayışı onun namına bir eksiklik değildir. Çünkü madde madde kanun yapmak hukuklarda yeni bir yöntemdir. Hat­ta bazı Avrupa kanunları hâlâ madde madde düzenlenmiş değildir. Mesela İngiliz hukukunun ekserisi hala yazıya geçirilmiş değildir. İngilterede hakimler bu yazıya geçirilmemiş olan kanunlarla hüküm veriyorlar diye İngiliz adaleti sakatlanıyor de­ğildir. Çünkü adalet kanun düzenlemeye ya da kanunları madde madde bir araya getirmeye bağlı değildir.

Şeriat madde madde düzenlenmiş kanun değildir’in manası, şeriat insanları başı boş bırakmıştır, ya da insanları açık olmayan bir takım hükümlerle baş başa bı­rakmıştır demek değildir. Tam tersine Şeriat, hükümleri hem genel hem de özel ola­rak açıklamıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.) ömrünü tamamlayıp ümmetinden ayrıldığı zaman, her hüküm açıktı; ya nass ile beyan edilmişti ya da bu konuda genel bir kural getirilmiş ve insanlara gösterilmişti. Hz. Muhammed (s.a..v) yüce Allah’ın katına gi­derken ümmeti, hükümlerin nasslardan ve İslam’ın genel kurallarından nasıl alınaca­ğını peygamberin bizzat içtihat uygulamaları ile görüp öğrenmişti. Rasulullah (s.a.v.) ümmeti kendisinden uzakta iken, kendisine sorma imkanları bulunmadığı zamanlar­da karşılaştıkları olaylar hakkında içtihat yapmalarını kabul etmişti. Şu açıklama Rasulullah’tan gelen sahih bir beyandır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Sizleri gecesi de gündüzü gibi aydınlık olan apaçık bir yola havale ediyorum. (Bıraktım).” (4)

Şeriatı inceleyenler şu sonuca ulaşmışlardır ki, ahkamın bilinmesine yarayan Şer’i kaynaklar üzerinde ittifak olup ittifakla kabul edilenler ve edilmeyenler olmak üze­re, Kitaptır, Sünnettir, İcmadır, Kıyastır, Istihsandır, Mesalih-i mürseledir, Seddüz-Zerai’dir, Istishab’dır ve son olarak Örftür.

Şimdi biz bütün bu kaynakları teker teker ele alıp bir sonraki yazımızda dile getirmeye çalışacağız. Bunu yaparken tüm ayrın­tılarıyla açıklamak niyetinde değiliz.  Bizi ilgilendiren kısımlara değinerek, bu metoda karşı çıkan ve kendini islama nisbet eden akımlara bir cevap niteliğinde olacaktır.  Başarının gerçek sahibi yüce Allah’tır.    (2. bölümün sonu)

19 Temmuz 2019

1 YORUM

  1. Bunlar ne biçim yazılar arkadaş. İslam’da yasak olmasına rağmen mezhepleri savunmuşsun.
    Yetmemiş bide şu sözde alimleri, yani İslam’ın bu gün bu halde olmasına sebep olan olan herifleri savunmuşşun.
    Bide yok kafir öldürülmeli yok, dinden dönen öldürülmeli gibi İslam’da yeri olmayan şu övdüğün heriflerin uydurması saçma-salak şeyleri de savunmuşşun. Sen basbayağı, Allah “din adamlarını Rab’ler edinmeyin” demesine rağmen, bu herifleri “Rab’ler” edinmişşin.
    Hasta mısın arkadaş ? Bide bu herifleri ve saçmalıklarını reddedenleri suçlamış hakaret etmişşin.
    Sen kimsin ki bu herifleri ve saçmalıklarını reddedenleri şeytana hizmet etmekle, cahillikle,selefilikle suçluyorsun. Beynini(!), emanet ettiğin şu herifler yüzünden İslam bugün bu halde. İslam en iyi zamanlarını da bu herifleri taklit eden fakihlerin, şeyhul-İslam olduğu zamanlarda YAŞAMAMIŞTIR. İslam altın çağını mezhepler ve tasavvuf illeti yayılmamışken YAŞAMIŞTIR.
    Mezhepler ve tasavvuf yayılınca İslam’ın altın çağı bitmiştir. Aileler potansiyeli olan çocuklarını o zamanlar üniversite gibi olan medreselere değil , dergahlara-tarikatlara göndermişlerdir. Senin sözde alimlerin yüzünden onlarca nesil heba olmuştur.
    İlimden, şeri ilimlerden bahsetmişsin, hiç ağzınızdan düşmez zaten böyle şeyler. Herkes cahil, aptal, salak, geri zekalı, mal, şeytan, amerikan uşağı ama bir tek sizler akıllı ve ilim sahibisiniz. İslam’da olmayan onca şeyi Dine siz sokun biz bidatçı olalım ne güzel değil mi ?
    Hanefi , Şafi, Gazali(Maliki, Hanbeli nerde kızmasınlar sonra sana ?) bunların kimden ne üstünlüğü varmış. Kime göre neye göre alim(!) bu herifler. Siz ve sizin gibi birsürü biatçı embesil bu herifleri alim(!) ilan etti diyemi ? Büyüklerinden, atalarından böyle öğrendin diye mi ? Hem Kur’an’ın neresinde yazıyor, dinden dönenin öldürülmesi gerektiği, kafir olanın öldürmesi gerektiği ? Kafanıza göre şeriat kuralları koymak kolay. Hatta kafasına göre şeriat kuralı koyanların peşinden gitmek daha kolay. Dininizi gidin Kur’an’dan öğrenin, başkalarından değil.

    Bu arada o Ayetlerin önceside var. Zikir Ehli=Ehl-i Kitap (kendilerine önceden kitap verilenler Yahudi ve Hristiyanlar)

    “Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkek(peygamber)ler gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun.”(Enbiya 7)

    “Senden önce de Kendilerine vahiy ilettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız kitap ehline sorun.”(Nahl 43)

    Daha başka meallere de bakarsan(ki şuradan kıyas yapablirsin; “kuranmeali.com”)göreceksinki çoğu mealcinin orada kastedilenlerin, Ehl-i Kitap(kendilerine Tevrat ve İncil verilenler) olduğunu söylediğini görürsün(Hatta istersen tefsirlerine de bak)

    Bak buda benden sana;
    “Bütün bunların ardından (ey Nebi), sana indirdiğimiz mesajın gerçekliğinden şüphen varsa, daha önce indirilen kitapları okuyan kimselere sor! Doğrusu, Rabbinden sana hakikatin ta kendisi gelmiştir: Artık asla kuşku duyanlardan olma!”(Yunus, 94)

    Diğer Ayette ise(Ankebut, 43) Allah aklını kullananlardan, okuyan, araştıran, sorgulayanlardan(Ki bunları yaparsan bilen biri olursun. Kabul etmesen de.)bahsediyor.

    Kafana göre Ayet cımbızlayıp işine geldiği gibi anlama. Aklını, ona-buna emanet etme.
    Kafanıza göre birilerini alim(!) belleyip peşinden koşmayın.
    Kur’an’ı yetersiz görmek, Allah’a ihanettir,nankörlüktür. Allah’ı noksan görmektir(haşa).

    Kabul etsen de etmesen de, çatlasan da patlasan da;
    ALLAH BANA YETER ! , KUR’AN BANA YETER !
    Sizin alim(!) sandıklarınızla işim olmaz. Dinin tek kaynağı “Kur’an’dır”.
    Din Allah’ındır. Hanefilerin, Şafilerin, Gazalilerin değil.

    Daha yazacak çok şey varda neyse. Hadi selametle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here