düz dünya

“KORONA bir VİRÜS değil, Biyolojik Kitle İmha Silahıdır.”

Son günlerde dünyada birçok yönü ile konuşulan bu KORONA virüsünün gerçek nedeni, bazı merciler tarafından biliniyor olmasına rağmen korkularak susulan ve halktan gizlenen bir konudur. Bu biyolojik silahı elinde bulunduran güce hiçbir otorite karşı koyamaz, sorgulayamaz ve asla konuşamaz. Çünkü mevcut otorite ve güçte zaten kendi kont-rollerindedir. Dünyada diledikleri bölgelerde etnik, siyasi, askeri ve ekonomik birçok alanda lokal ve sistemik bir şekilde yaptırım gücüne sahiptirler.

Detaylarına girmeyeceğim ama susulan ve halktan gizlenen projeler sadece KORONA ile sınırlı değildir.
Dünyanın Şeklinden tutun, Uçaklardan yapılan kimyasal spreylemeye (chemtrails), HAARP, Armageddon, Mavi ışık ( Blue Beam) ve beşG projesine kadar birçok alandaki gizli çalışmalar yine bu otorite tarafından sürdürülmektedir.

Birçok yaptırım gücüne sahip olan bu otoritenin elinde bulundurduğu güç, tesadüflere ya da son yüzyılların bir eseri değildir. Gücünü, Adem (as) dan sonraki neslin bozulup paganist unsurların yaygınlaşarak şeytanın himayesine girmesi ve bizzat şeytanın telkin ve öğretileri ile Sümerler zamanında kurumsallaşmıştır. Bu kurumsal yapı, şeytani inanç ritüellerini bir merkezde toplayıp nesilden nesile bir aile geleneği şeklinde aktarmayı başarmış ve zamani durumlara göre pozisyon alarak, atılması gereken adımları büyük bir titizlik ve gizlilik içinde atmaktadır.

Tüm zamanlarda global olayların seyrinde başrol oynayan bu yapı, son yüzyılın teknolojik gelişimlerde de kendi varlığını hissettirmektedir. İnsani hiçbir kural ve sınır tanımayan bu şeytani yapının son yüzyıldır gerçekleştirmeyi hedeflediği planlarından biride, tüm insanların zihin kontrolünü ele geçirip tek bir masadan onları kontrol altına alabilmektir. Böylece şeytanla yapılan ahitleri yerini bulacaktır.

Ancak bu projeyi hayata geçirebilmek için önce nüfus planlaması gibi bazı “küçük” ön adımların atılması gerekmekteydi. 1.ve 2.dünya savaşında bu adımlar atıldı ancak son noktayı koyamadılar.

Bunun üzerine laboratuvar ortamlarda gizlilik ilkelerine dayalı kimyasal ve biyolojik silah yapımına yöneldiler.1940 lı yıllarda Geliştirdikleri MK ULTRA ve Monarch projeleri ile “kitlesel zihin kontrolü” çalışmalarını başlattılar. Son yıllarda bu çalışmayı daha da geliştirip, şimdiye dek hiç olmayan bir şey yaptılar. G-4 ve beşG gibi mobil internet, elekron /mikrodalga sinyalleri ile bu projeyi desteklediler.
Amacına uygun ve normal seyrinde yürüyen bu sinyallere, gerekli gördükleri zamanlarda tespiti yapılamayacak bir şekilde müdahalelerde bulunup, daha farklı bir amaç için kullanmaya uygun hale getirdiler. Böylece kullanmakta olduğumuz tüm mobil iletişim sistem ile çalışan cihazlara erişim sağlayarak, dilediklerinde bölgesel ve lokal olmak üzere sözünü ettiğimiz o sinyalleri yollayabiliyorlar.

Bu sinyaller, oksijen molekülündeki elektronların hareketlenmesine sebep veriyor ve Hemoglobinin Oksijen molekülüne tutunmasını engelliyor (yani boğulmaya sebep veriyor). Ayrıca elektroportasyon yaparak, hücreyi koruyan hücre zarlarının açılmasına sebep veriyor. Böylece normalde vücudun kendini koruyabildiği çok sıradan ve vücutta zaten mevcut olan, soğuk algınlığı virüslerin hücreye zarar vermesine meydan veriyor. Başka bir değişle, vücudun koruyucu kalkanını iptal ederek sinyallere karşı sizi korumasız kılıyor. Siz bu duruma Korona veya sürü-no diye isimlendirebilirsiniz. Buna aynı zamanda kitle imha silahı da denilebilir.

Sonuç olarak gelinen nokta şudur ki, hala barut ile çalışan harp teçhizatlarına gereksiz yatırımlar yapılmakta oysa dünyada bilindik tüm savaş ve savunma sistemleri bu tip gelişimler sayesinde çökmüştür. Firavun sarayındaki sihirbazların etkisinden sonraki, insanlık tarihinin hiç sahip olmadığı en büyük kitle imha silahı ile karşı karşıyayız ve deccal hala bir adım önde. Bizden sonraki nesillerin şeytana kul olmak ya da olmamak adına vereceği en büyük mücadele henüz yeni başlıyor, buna hazırlıklı mısınız.?

Abdurrahman Toraman
11 Mart 2020

Korona bir VİRÜS değil, Biyolojik Kitle İmha Silahıdır. Son günlerde dünyada birçok yönü ile konuşulan bu Korona virüsünün gerçek nedeni, bazı merciler tarafından bilinmesine rağmen korkularak susulan bir konudur. Bu biyolojik silahı elinde bulunduran güce hiçbir otorite karşı koyamaz, sorgulayamaz ve asla konuşamaz. Çünkü mevcut otorite ve güçte zaten kendi kontrollerindedir. Dünyada diledikleri bölgelerde etnik, siyasi, askeri ve ekonomik olarak birçok alanda lokal ve sistemik bir şekilde yaptırım gücüne sahiptir.Detaylarına girmeyeceğim ama susulan ve halktan gizlenen projeler sadece KORONA ile sınırlı değildir. Dünyanın Şeklinden tutun, Uçaklardan yapılan kimyasal spreylemeye (chemtrails), HAARP, Armageddon, Mavi ışık ( Blue Beam) ve 5G projesine kadar birçok alandaki gizli çalışmalar yine bu otorite tarafından sürdürülmektedir. Birçok yaptırım gücüne sahip olan bu otoritenin elinde bulundurduğu güc, tesadüflere ya da son yüzyılların bir eseri değildir. Gücünü, Adem (as) dan sonraki neslin bozulup paganist unsurların yaygınlaşarak şeytanın himayesine girmesi ve bizzat şeytanın telkinleri ve öğretileri ile sümerler zamanında kurumlaşmasıdır. Bu kurumsal yapı, şeytani inanç ritüellerini bir merkezde toplayıp nesilden nesile bir aile geleneği olarak aktarmayı başarmış ve zamani durumlara göre pozisyon alarak günümüze dek atması gereken adımları büyük bir titizlik ve gizlilik içinde atmaktadır.Tüm zamanlarda global olayların seyrinde başrol oynayan bu yapı, son yüzyıldaki teknolojik gelişimlerde de kendi varlığını hissettirmektedir. Hiçbir insani kural ve sınır gözetmeyen bu yapının son yüzyıllık planlarından biri, tüm insanların zihnini ele geçirip tek bir masadan onları kontrol altına alabilmekti. Böylece şeytanla yapılan ahitleri yerini bulacaktır. Ancak bu projeyi hayata geçirebilmek için önce nüfus planlaması gibi bazı “küçük” ön adımların atılması gerekmekteydi. 1.ve 2.dünya savaşında bu adımlar atıldı ancak son noktayı koyamadılar. Bunun üzerine laboratuvar ortamlarda gizlilik ilkelerine dayalı kimyasal ve biyolojik silah yapımına yöneldiler.1940 lı yıllarda Geliştirdikleri MK ULTRA ve Monarch projeleri ile “kitlesel zihin kontrolü” çalışmalarını başlattılar. Son yıllarda bu çalışmayı daha da geliştirip, şimdiye dek hiç olmayan bir şey yaptılar. G-4 ve G5 gibi mobil internet, elekron /mikrodalga sinyalleri ile desteklediler. Amacına uygun normal seyrinde yürüyen bu sinyallere, diledikleri zaman tespiti yapılamayacak bir şekilde müdahale ederek daha farklı bir amaç için kullanmaya uygun hale getirdiler. Böylece kullanmakta olduğumuz tüm mobil iletişim sistem ile çalışan cihazlara erişim sağlayarak, dilediklerinde bölgesel ve lokal olmak üzere sözünü ettiğimiz o sinyalleri yollayabiliyorlar.Bu sinyaller, oksijen molekülündeki elektronların hareketlenmesine sebep veriyor ve Hemoglobinin Oksijen molekülüne tutunmasını engelliyor (yani boğulmaya sebep veriyor). Ayrıca elektroportasyon yaparak, hücreyi koruyan hücre zarlarının açılmasına sebep veriyor. Böylece normalde vücudun kendini koruyabildiği çok sıradan ve vücutta zaten mevcut olan, soğuk algınlığı virüslerin hücreye zarar vermesine meydan veriyor. Başka bir değişle, vücudun koruyucu kalkanını iptal ederek sinyallere karşı sizi korumasız kılıyor. Siz bu duruma Korona veya sürü-no diye isimlendirebilirsiniz. Buna aynı zamanda kitle imha silahı da denilebilir. Sonuç olarak gelinen nokta şudur ki, hala barut ile çalışan harp teçhizatlarına gereksiz yatırımlar yapılmakta oysa dünyada bilindik tüm savaş ve savunma sistemleri bu tip gelişimler sayesinde çökmüştür. Firavun sarayındaki sihirbazların etkisinden sonraki, insanlık tarihinin hiç sahip olmadığı en büyük kitle imha silahı ile karşı karşıyayız ve deccal hala bir adım önde. Bizden sonraki nesillerin şeytana kul olmak ya da olmamak adına vereceği en büyük mücadele henüz yeni başlıyor, buna hazırlıklı mısınız.Abdurrahman Toraman11 Mart 2020

Abdurrahman Toraman paylaştı: 20 Eylül 2020 Pazar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here