KRONOLOJİ

1548 Napoli Nola’da doğdu. Babası, paralı bir askerdi.

1563 15 yaşında Napoli Dominik Tarikatı Klisesine girdi.

1565 17 yaşında Dominik Metafizik Ustası Giordano Crispo’nun onuruna Giordano adını aldı

1566 18 yaşında hafızada teknikleri konusunda bilgisi Roma da Papa ve kardinallerin ilgisini çekti. Romaya çağrıldı. Orada Jordanus, Papa V. Pius ve Kardinal Rebiba’ya hafıza sanatları hakkında bilgiler verdi hatta Zebur’dan Fundamenta şarkısını İbranice olarak ezberden okudu, ve Rebiba’ya bu sanatla ilgili birkaç şey öğretti.

1572 24 yaşında Papazlık ünvanını aldı. Bir papazın yapması gereken her şeyi yapıyordu. Yeni doğan çocukları vaftiz ediyor, ölmekte olanlara günah çıkartıyordu. Bruno’nun sık sık manastırı bırakıp Napoli’ye gitmesi gerekiyordu. Ve bu kısıtlı özgürlükten faydalanma fırsatını kaçırmayıp bilginlerle tanışıyor, yasak kitaplar alıyordu. Kopernik’in kitabı ile bu yıl tanıştı ve okudu ve Aristotalesin jeocentrik modelini alaya alarak helocentrik görüşü benimsedi.

1575 27 yaşında İlahiyat bölümü Doktor ünvanını aldı.

1576 28 yaşında Napoli manastırından mezun oldu. Aynı yıl Napoli Engizisyonu tarafından yasak kitap bulundurmaktan ve 130 maddelik Katolik inancına aykırı görüşlerden suçlandı. Napolide davanın sona ermesini beklemeden manastırdan kaçtı. Bruno kendisini savunacak birini bulmak için Roma’ya gitti. Roma’da papaz cübbesini çıkarıp şapka ve pelerin giydi. Buradan İtalya da bulunan Savona, Torino, Bergamo, Padua, Venedik’e gitti. Buradan Fransa’ya geçti. Chambery, ve Lyona gitti. Buradan İsviçre Zürihe geldi.

Bruno, seyahatleri sırasında,çalışmalarının yayınlanmasında yardımcı olan, fikirlerine ilgi duyan ve kendi gibi paganist ve hermenist fikirleri olan düşünürler, filozoflar ve şairlerle tanıştı.

1579 31 yaşında Cenevre ye (İsviçre) geldi. Cenevre Üniversitesi’nde Felsefe Kürsüsü profesörünün bir derste yaptığı yirmi hatayı listeleyen bir bildiri yayınlar. Bu konu öyle bir büyür ki hapise bile atılır. Suçu büyük olmadığı için serbest bırakılır. Cenevreden Fransa’ya önce Lyon oradan Toulouse geçti. Toulouse Üniversitesinde teolojide doktora yaptı Öğrencilerin isteği üzerine Felsefe ve Astronomi üzerine dersler verdi

1580 32 yaşında Parise (Fransa) geldi. Bilimsel konuşmalara önem veren Kral Henry III. Bruno dan etkilenir. Kral, Bruno’yu profesör tayin etmiş, hatta onun kilise ayinlerinde bulunmamasına bile izin vermişti. Kralın desteği ile Paris’te, mantık ve metafizik üzerine otuz ders verir.

1582 Bruno hafıza konusunda yayınladığı ilk kitap olan De umbris idearum -Fikirlerin Gölgesi- (1582)’ni Fransız Kralı III. Henri’ye (1551-1589) ithaf eder.

1583 Nisan’ında 35 yaşında Henry III’ün tavsiyesiyle Fransız büyükelçisi Michel de Castelnau’nun konuğu olarak İngiltereye gitti .  John Dee’nin etrafındaki Hermetik dairenin diğer üyeleri ile tanıştı. Londra’da ve Oxford’daki uzmanlarla görüştü ve Wittenberg Üniversitesi’nde Aristoteles felfesefesi üzerine dersler verdi. Oxford da Kopernik’in reforme ettiği güneş merkezli evren teorisini tartışan konferanslar verdi. Oxford profesörlerinin en bilgilisi olan Doktor Nundinius fikirsel olarak ters düştü ve ağır eleştirilerde bulunduğu için üniversite ve halk tarafından düşmanca karşılandı ve aşırı tepki gördü Bu sebeple Londra’ya geri döndü.

1584 36 yaşında “Dell Infinito, universo e mondi” (“Sonsuzluk, Evren ve Dünya”) kitabını yayınladı. Kitabında Koperniği bir yandan savundu bir yandan yeni teorisini ortaya koydu. Güneş merkezli bir evrenden ziyade sonsuz sayıda güneş sistemi olan sonsuz bir evren düşüncesini ve evren de akıllı canlıların varlığını savundu.

1585 Ekim’inde, Londra’daki Fransız büyükelçiliği bir çetenin saldırısına uğradıktan sonra, Bruno, Castelnau ile Paris’e geri döndü.

1586 38 yaşında Almanya’ya önce Magburga buradan Wittenberge geçti. Wittenberg de öğretmenlik yaptı. Almanya’da Giordanisti adında gizli bir örgüt kurdu. Giordanisti, etkin bir Hermetik direniş hareketi olacaktı. Kısa zamanda İngiltere ve Fransa’da müritler edindi. Avrupa’nın pek çok yerinde, Bruno’nun mesajını taşıyan hoca ve öğrenci hareketliliği ortaya çıkıyordu.

1588 40 yaşında İmparator Rudolf II (1552-1612) tarafından Prag’a davet edildi. Prag da Helmstedt Üniversitesi’nde matematik profesörü olarak görev yaptı.

1590 42 yaşında Frankfurt’a (Almanya) geldi. Burada Karmelit manastırına yerleşti.. Protestan bilginlere konferanslar verdi. Burada dinle ilgisi olmayan daha çok yazmayı seven, boş ve hayalî yenilikler peşinde koşan insan olarak tanındı.

1591 43 yaşında Raphael Egli (simyacı) Bruno’yu Zürih (İsveçre) yakınlarındaki Elgg’de (Winterthur bölgesinde bir belediyedir.) Johann Heinrich Hainzel’in kalesine Aristo Felsefesi konusunda dersler almaya davet etti. Bruno burada Raphael Egli ve arkadaşlarına dersler verdi. Raphael Egli aynı yıl Bruno’nun anlattığı hermetik temelli Gül Haç Kardeşliği örgütünü kuracaktır.

1592 44 yaşında Venedik’in en güçlü ailesi ve özellikle de Fatih Sultan Mehmet’e karşı her savaşta en önde yer alarak ünlenmiş olan Mocenigo Hanedanı’ndan bir davet aldı. Bu mektupta kendisinin ve görüşlerinin bu hanedanın güçlü kişileri tarafından çok beğenildiği ve bu nedenle de kendisine kitaplarını yazabilmesi için Mocenigo Hanedanı’na ait bir ev ve aylık tahsis edileceği belirtilmiştir. Çok sıkıntı içinde olan ve sağlığı bozulan Bruno, daveti kabul ederek Mocenigo’nun evine yerleşmiştir. Yaklaşık iki ay boyunca Mocenigo’ya bellek sanatı üzerine öğretmenlik yaptı.

Bruno yeni bir eserini yayınlatmak için Frankfurt’a dönmeye karar verdi. Mocenigo kalması konusunda ısrar etti ve uzun bir tartışmadan sonra Bruno seyahatini ertesi güne ertelemeyi kabul etti. Bu gelişme üzerine cizvit Giovanni Francesco Mocenigo (1558-1607), Bruno hakkında önceden hazırlanmış olan ihbar mektubunu imzalayarak Engizisyon Mahkemesi’ne verdi. 23 Mayıs günü, şafakta, Venedik Engizisyonu bir grup askerle Bruno’yu tutuklayıp tüm mallarına ve kitaplarına el koydu. Çıkarıldığı duruşmalarda kendi görüşlerini ısrarla savunan Bruno, kilise yetkililerinin suçlamalarını şiddetle reddetti. Katolik Engizisyonu’nun, Bruno’ya yönelttiği iki suçlamadan biri, gizli Calvinist olması; diğeri ise, çok ilginçtir ki “Türk Sultanı’ nın ajanı” olmaktı. Engizisyon tutanaklarında Giordano Bruno’ nun “Felsefeci” değil “Casus” olduğu yazılıdır.

1593 45 yaşında Venedik Engizisyon Mahkemesinden Roma Engizizyon mahkemesine nakledildi. Nona Kulesine hapsedildi.

1595 Roma Engizisyon mahkemesinde yapılan sürekli ertelemeler sonucunda Engizisyon, Bruno’nun mevcut tüm yazılarının toplanmasına karar verdi.

1598‘de yargılamanın tam notları 600 sayfaya ulaştığı için mahkeme sürdürülebilir bir halden çıktı bu sebeple yargılamaların bir özeti derlendi.  Galileo’nun arkadaşı ve yeni Engizisyon Danışmanı olan Kardinal Robert Bellarmine’nin önerisi ile daha insancıl bir stratejiye karar verildi. Mahkeme Bruno’nun kitaplarında bulunan bazı yanlış tezlere kitaplarındaki hermestik düşüncelere, evrenin mekânsal olarak sınırsız olduğu inancına, Hz. İsa’nın yalancı bir sihirbaz olduğuna ve Hz. Meryem’in bekareti hakkındaki görüşlerine savunma istedi. Evrenin ve dünyanın bir ruhunun olduğuna, Adem ve Havva’dan önce insanların olduğuna ve Dünya’nın Kopernik teorilerine göre hareket ettiğine dair düşüncelerinden vazgeçmesini istedi.

1599 yılının Ocak ayında, Bruno bu heretik düşüncelerden felsefik olarak vazgeçeceğini açıkladığında, Engizisyon Brunoya üç görevli gönderdi ve tezleri iptal etmesi durumunda yalnızca bir kefaret yapması gerektiğini söyledi. Bruno, ilahiyat konusunda önemsiz yanlışlar yaptığını, fakat temel görüşlerinin ilahiyattan çok felsefe üzerine olduğunu vurgulayarak kendini savundu.

1599 yılında Bruno’nun örgüt arkadaşı Giordanisti Tomasso Campanella (1568-1639) Kalabriya’yı İspanyol egemenliğinden kurtarmak ve ideallerindeki heretik düzeni kurabilmek için manastır keşişlerini de yanına alarak İspanyollara karşı bir darbe kalkışma hareketi tertip etti. Keşişler halk arasına girip isyana katılmaları için teşvik ettiler. Ancak isyan başlamadan ihbar edilmesi üzerine geniş bir tutuklama başlatıldı ve bu kapsamda Campanella da tutuklandı. Ayaklanmanın başarısız olması durumunda isyancıları kurtarmak için Kalabriya açıklarında bir Osmanlı gemisi beklemekteydi. Aslen Kalabriyalı olan Cigaloğlu Yusuf Sinan Paşa (1545-1606), (Cağaloğlu ismi buradan gelir,) yeniden Osmanlı topraklarına dönmek zorunda kaldı.

Bu kalkışmanın bastırlması ve Bruno’nun düşüncelerinin sadece teorik olarak olarak değil eylemsel olarak ta örgütlü bir hal alması Papa’yı endişelendirmişti. Mahkeme hızlandırılmış ve ayaklanma sonrası Bruno Papa’ya tevbe etmeyeceğini fikirlerinde ısrarlı olduğunu söylemişti.

17 Şubat 1600‘de, 52 yaşında Papa Clement VIII (1536-1605) Bruno’yu sapkın ilan etti ve Engizisyon ölüm cezası verdi. Aziz Peter meydanında yakıldı.

KOPERNİK, KABALA VE BRUNO

Kabala 15. yüzyıl boyunca Avrupa’da hızlı biçimde yaygınlaşmıştır. Kabala’nm genel öğretisi, evrenin bir bütün olduğu, belli bir düzen içerisinde hareket ettiği, evrende görülen her şeyin Tanrı’nın bir parçası olduğu, insanın da evrenin ve dolayısıyla Tanrı’nın bir parçası olması açısından küçük bir evren sayılması gerektiği üzerine kurulmuştur.

Kabalacı kavramların tümü Hermetizm de de vardır. Kabala, Rönesans döneminde Hermesçilik ile içiçedir. Güney Fransa ve İspanya’da XII. ve XIII. yüz yıllarda görülen Yahudi gizemciliğindeki gelişmenin büyük ölçüde Hermesçilik ve uzantılarının Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’da yaşamayı sürdürmüş olmasıyla açıklanabilir.
Kabala aynı zamanda Hermesçilikte görülen tüm kilit düşünce ve kavramları da içerir. “Üçlübirlik“, “Gizli Tanrı“, harekete geçiren “Logos“, “Sekiz Gök Küresi” ve iyi eğitilmiş gizemcinin bu kürelerin ötesine geçebilmesi gibi Kabalacı kavramların tümü Hermetizmde de vardır.

Leon-Jones; Giordano Bruno’yu Kabala’yı gerçekten uygulayan mistik ve bir Kabalist olarak görüyor: “Hiçbir yerde, Bruno’nun Kabala’yı yazılarında sadece tanımladığı ya da“ kullanmadığı ”görülmedi. Aksine, iddia ettiği şeydi. Yani; Kabala’nın eseri “(s. 17).

Bruno, mistik doktrini ile parçalanmış Hristiyan mezheplerini, evrensel bir manevi reformda birleştirmeyi umuyordu. Reform Sonrası Kiliselerin mezhepçiliğinden kaçınmak için Bruno, teolojik söylemi için kozmolojik ve hermeneutik bir yapı sağlayan alternatif bir maneviyat modeline, Kabala’ya döndü. İncil in yeniden tefsiri, Bruno’nun dinsel reformlar konusundaki peygamberlik söylemine güçlü bir “Musevi” unsur getirmiştir. Nihayetinde, Bruno’nun siyasal sözdizimsel dini görüşleri, genel bir reform değil, sapkınlığa mahkum edilmesine ve mahkum edilmesine yol açar. ( Leon-Jones Peygamberler, Sihirbazlar ve Rabbis: Giordano Bruno ve Kabala Yale Üniversitesi Yayınları, 1997)

Rahip Bruno Rahip Kopernikten etkilenmiş ve her şeyin merkezi Dünya değil Güneş’tir demiştir. Kopernikus sistemine inanmaya başladıktan sonra Hıristiyan inancıyla birlikte tüm ilahi dinler ile arasındaki bütün bağları koparttı. Ayrıca Bruno evrenin sonsuzluğu yanında evrenin birliği ilkesini de benimser: Buna göre gök ile yer ayrılığını kiliseye karşı reddeder.

Giordano Bruno Kopernik’in heliosentrik teorisi, “yeni felsefe” dediği dinini ortaya koyması için bir başlangıç noktası olarak belirledi. Thomas Digges’in (1546-1595) 1576 yılında yayınladığı eserinde geçen her biri güneş sistemine benzeyen sonsuz sayıda yıldız evreni bulunduğu fikrini ve 1440’da Katolik Kardinal Cusa Nicholas’ın (1401-1464) “On Learned Ignorance” kitabında geçen evrende Yer’den başka yerlerde de hayat olduğu görüşünü birleştirerek bu fikirleri, Panteizmin geniş şemsiyesi altında restore ederek yaymaya çalıştı. Bruno düşüncesinin temeline sonsuz bir evren ve sonsuz güneş sistemini koydu ve bu sebeple Aristoteles’in temel argümanını reddetti.

Frances Yates’e (1899-1981) göre, Bruno, Copernicus’un bilimsel çalışmasını, tıpkı ilahi gizemlerin hiyeroglifi olarak yorumlayarak, panteist çizgiye taşımıştır.

Bruno düşüncelerini matematik temeline aktarmamıştır çünkü matematiği küçümsemiş daha çok teolojik olarak felsefeye önem vermiştir.

Bruno, panteizme (panteizm ya da tüm tanrıcılık, her şeyi kapsayan içkin bir Tanrı’nın, evren’in ya da doğanın Tanrı ile aynı olduğu görüşü) derinden inanmıştır. Panteist (Hermetik) öğretinin büyülü yönlerine o kadar kuvvetle inanmıştı ki, tamamen Mısır kaynaklı bir düşünceye geri dönülmesini istedi. Mısır temelli düşüncesinin, reforme edilmiş Katolik Kilisesi’ne şu veya bu şekilde dâhil edilebileceğini düşündü. Brunoyu tarihte anılır kılan konu sadece panteist görüşleri değil bu görüşlerini Kopernik’in görüşleriyle birleştirmesiydi. Bruno aynı zamanda Güneş merkezli evren fikrinin Panteist açıdan getirdiği neticeleri değerlendirmediği için Kopernik’i eleştirmiştir.

William Derham (1657-1735), 1731 yılında yazdığı, Yıldız Teolojisi adlı eserde, Bruno’nun ortaya koyduğu evren için genel olarak kabul edilen bakışı şöyle açıklıyordu: Kopernikus hipotezi sabit yıldızlar küresini evrenin sınırı olarak kabul ederek, merkezde olan Güneş’e eşit uzaklığa yerleştirilirken, yeni sistem, bizim içinde oturduğumuzdan daha başka bir çok güneş ve gezegen sistemlerinin olduğunu, yani her sabit yıldızın bir güneş olduğunu ve çevresinde birincil ve ikincil gezegenler bulunduğunu varsayıyor.’

Astrofizikçi Steven Soter’e (1943) göre, “yıldızların kendi gezegenleriyle diğer güneşler olduğunu” kavrayan ilk kişi Bruno’ydu.

Bruno, diğer dünyaların “daha az erdeme ya da Dünyamızdan farklı bir doğaya sahip olmadığını” ve Dünya gibi “bitkiler, hayvanlar ve canlılar içerdiğini” yazdı.

Bruno, tarihte “Rölativite” kuramı kullanan ilk bilim adamıdır. Bruno’nun idamından sonra kitapları yasaklanmış ve gizlice okuyanlar yakalandıklannda çok ağır cezalara çarptırılmışlardır. 18. yüzyılın sonlarına doğru İngiliz Deistleri, Bruno’yu okumuşlar ve onun “Rölativite” kuramını yaygınlaştırmışlardır. 20. yüzyılda bu kuramın teorisini önce Lorentz, ondan sonra da Einstein yapmıştır.

BRUNO NUN DİNLERE BAKIŞ AÇISI

Brunonun inançları

1- Adem ve Havva’dan önce insanların olduğuna inanmaktadır.

2- Güneşin evrenin merkezinde olmadığına ancak dünyanın güneş etrafında döndüğüne inanmaktadır.

3-Musa’nın Mısırlılardan sihir öğrenen sıradan biri olduğuna inanmıştır.

4-Hz. İsa bir peygamber değil aksine mecusi ve günahkar biri olarak inanmaktadır.

5-Büyü, sihir, hafıza teknikleri ve heretik hiyoğrifler ve gizemli şekillerle ilgilenmiştir.

6-Hz. Meryemin masum olmadığı böylece bakire değil bir erkekle ilişkiye girerek Hz. İsayı doğurduğuna inanmaktadır.

7-Pisagor gibi ruh göçüne inanmaktadır.

8-Evrenin ve dünyanın bir ruhu olduğuna inanmaktadır.

GİORDANİSTİ ÖRGÜTÜNDEN GÜL HAÇ KARDEŞLİĞİNE MASONİK YAPILANMA

Bruno Hermetizmin erdemlerini anlatarak ve Hermetizm prensiplerine dayalı bir toplumsal devrimi vazederek Avrupayı dolaştı. Sanki gösterişli ve inatçı bir Mesihti. Çok yüksek bir egosu ve kendi mükemmelliğine kesin inancı vardı.
Giordano Bruno, felsefeci ve bilim adamı olmanın ötesinde bir okultist (Gizli güçlere inanan kimse) ve teosofistti (Bir kimsenin ruhu ile Tanrı arasında doğrudan bağlantı kurulabileceğini ileri süren düşünce). Kopernik’i, Avrupa’da tanıtan odur.

Bruno Sihirli Mısır dininin sadece en eski din değil, hem Museviliğin hem de Hıristiyanlığın kararttığı ve yozlaştırdığı tek gerçek din olduğunu savunuyordu. Eski Mısır dinini yeniden kurmanın görevi olduğuna ve bunun Avrupanın politik ve toplumsal sorunlarına bir son vereceğine tutkulu bir şekilde inanıyordu. İnancının gereğini yaptı. Katolik Kilisesini ve Papayı iflah olmaz bir zalim olmakla suçladı. Haliyle devrimin daha gizli kapaklı yöntemler kullanarak gerçekleştirilebileceğine karar verdi. Almanya’da Giordanisti adında gizli bir topluluk kurdu. Giordanisti, etkin bir Hermetik direniş hareketi olacaktı. Kısa zamanda İngiltere ve Fransada ve Avrupanın pek çok yerinde müritler edindi. (“Yasak Evren” Lynn Picknett ve Clive Prince)

Bruno, güneş merkezli evren modelini Hermetik devriminin merkezi olarak ilan etmiş, kilisenin düşüşünü veya yenilenmesini tetikleyecek olan bir işaret haline getirmişti. Giordanistilere göre, güneş merkezlilik sadece bir teori değildi: Yeni bir Hermetik ütopyaydı. Tommaso Campanella, Brunonun ruhani varisi ve büyük olasılıkla Giordanistiydi. Napoli Krallığına ve dolayısıyla İspanyol tahtına karşı, yani Katolik ülküsüne en bağlı olduğu düşünülen kişilere saldırmayı amaçlayan bir ayaklanma başlattı. Bekledikleri aydınlanma 1600 yılında kuvveden fiile çıkacaktı. Aydınlık yeni yüzyılın yaklaşıyor olması, Campanellayı Brunodan çok daha cüretkâr olması için cesaretlendirdi.

Tommaso Campanella, 1599 yılında İspanyollara karşı bir ayaklanma tertip etti. Yıldızların hareketlerinden başarılı olacağı kehanetini çıkaran Campanella, manastır keşişlerini de yanına alarak büyük bir ayaklanmaya öncülük eder. Keşişler halk arasına girip isyana katılmaları için teşvik edilir. Hatta bu isyana kıyıdaki bir Osmanlı donanmasının da yardım ettiği ileri sürülmüştür. Fakat işler hiçte yıldızların dediği gibi olmaz. İsyan bastırılır ve Campanella isyanın sorumlusu olarak hapsedilir. Hapis hayatı sırasında “Güneş Ülkesi” adlı eserini yazdı. Tommaso Campanella, 1626 yılında özgürlüğüne kavuştu ve ardından Roma’ya gitti. Fakat yaşadığı sıkıntılar son bulmamıştı. Burada bir suikasta uğrar. Bunun neticesinde Paris’e gitmiştir. Bir Dominikan manastırında (1639) 71 yaşındayken hayata veda etmiştir.

1599’da örgüt acımasızca parçalandıktan sonra Campanella ile diğer liderler tutuklandı. Bu gelişme Engizisyonun Bruno’dan kurtulma konusundaki ani kararının da gerçek nedeniydi.

Bruno ile irtibatlı olan ve bilgisinden esinlenen Raphael Egli (1559-1622) 1591’de Gül Haç (Rosicrucian) Hareketi’ni kurdu ve başta Almanya olmak üzere İsveçre, İtalya ve diğer Avrupa ülkelerinde örgütlenmeye başladı. Raphael Egli XVI. yüzyılın sonları ile XVII. yüzyılın başlarında makro ve mikro kozmos arasındaki ilişkilerin analizinden Sihirli sembollerin yorumlanmasından Rosicrucian (Gül Haç) teorilerine kadar Almanya’da Rosicrucian hareketinin manifestosundan biri olan Confessio fraternitatis ile birlikte yayınlanan Consideratio Brevis’in yazarı olduğu düşünülmektedir. Bruno’nun Zürih’teki kalışı sırasında bazı Rosicrucian doktrininin ortaya çıkmasında, Egli’nin, Bruno ile ilişkili olduğu netleşmiştir. Bruno Venedik’teki hücre arkadaşlarıyla konuşurken Almanya’da kurduğu “Giordanisti” ile övünmektedir.( Luigi Firpo (1915-1989) Giordano Bruno’nun davası, 1993, s.250-251)

Gül ve Haç Kardeşliği örgütünün temelleri Mısır’ı M.Ö. 1500-1447 arasında yöneten Firavun Thutmose III, tarafından Güneş tanrısı Aton’u tek Tanrı olarak – yaşamın temeli, Işık, Hakikat ve Sevinç sembolü olarak kabul eden bir din kurdu ve adını bu yeni fikirleri yansıtacak şekilde Akhnaton olarak değiştirdi.  Karnak’a obeliskler diktirdi, Heliopolis’e ise bir güneş tanrısı tapınağı inşa ettirdi.

https://www.ritmanlibrary.com/2017/01/giordano-bruno-and-the-rosicrucians/

Lynn Picknett (1947) ve Clive Prince’e göre “Tarihi klişelerin ötesinde bakıldığında”, Kopernik ile başlayıp Newton ile bittiği düşünülen bilimsel denilen devrim aslında Hermetik bir devrim. Yani bilim denilen şey, doğrudan okült dünyadan yükselmiştir. Tüm önemli oyuncuları, sadece Hermetika’nın verdiği düşünceye değil, onun yaratılış modeline de dayanmışlardır.

Güneş merkezli teoriyi gündeme getiren Nicolaus Copernicus (1473-1543), Gül ve Haç örgütünün düşünce temelini atan Paracelsus (1493-1541), Sonsuz evren düşünce temelini atan Giordano Bruno (1548-1600), Avrupada ilk heretik ayaklanma tertipleyen Tommaso Campanella(1568-1639), İlk Gül ve Haç örgütünü kurumsallaştıran Raphael Egli (1559-1622), Koperniğin düşüncelerini matematiksel olarak geliştiren Cizvit Galileo Galilei (1564-1642), Evrenin varlığını monad adı verdiği ruhsal atomlarla açıklayan Gottfried Wilhelm Leibniz (1646-1716), Yerçekimi teorisini ortaya atan Isaac Newton (1643-1727)… Bu örgütlenmenin en önde gelenleri…

Her ne kadar Newtoncu olan John Maynard Keynes (1883- 1946) Newton hakkında “O sihirbazların sonuncusuydu!” dese de bu bilim adı altında yürütülen Kabalist düşünce Eintein ve nice Cizvit astronom tarafından devam ettirilmiştir.

Bilim denilen yada bilim adamı denilen bu örgütlü kişilerin Kabala temelli fikirleri bugün bilim ve aydınlanma diye ortaya konulmaktadır. Aslında olanı özetlersek kimyanın simyadan ve astronominin astrolojiden oluşmasıdır. Hatta daha net konuşalım felsefenin kaynağı Kabaladır (teolojidir).

Giardonistiler Katolik kilisesini alaşağı edip “Hermetik cumhuriyet” kuramadılar ama otoritesini büyük ölçüde alaşağı ettiler. Aytunç Altındal (1945-2013) Gül Haç Kardeşliği adlı kitabında 13 harften oluşan bir şifre taşıyan Fransa Büyük Doğu Mason Locası’nın (G.O.D.F.) mühründe, Avrupa’daki en esrarengiz gizli örgütün, “Gül ve Haç Kardeşliği”nin Anayasası sayılan “FAAM”nın baş harfi (F) ve bunun üzerine oturtulduğu bir haç vardır. Her harfin arasına üçgen oluşturan üç nokta konulmuştur ve bu da Mason Tanrısı’nın; “Kâinatın Yüce Mıman”run kodudur. “Gül ve Haç Kardeşliği”, “Tapınak Şövalyeleri” ve masonlar 18. yüzyıldan bu yana ortak (syncretic) bir strateji İzleyerek, Avrupa Birliği’ni kurmaya çalışmaktadırlar. Söz konusu üç gizli Örgütün üç locası, son yüzyıldır, özellikle Avrupa siyasetinin “Perde Arkasındaki” en güçlü temsilcileridirler. Bunlardan “Gül ve Haç” Alman kökenli, “Farmasonluk” (Freemasonry) İngiliz, İskoç kökenli ve “İnsan Hakları” savunuculuğunu yapan Tapınak Şövalyeleri de Fransa kökenli olup tarih sahnesine çıkartılmış Okültik Gnostİk Hıristiyan (gizli) örgütleridirler.
Bu gizli örgütlerin hazırladıktan “Üst Tasarıma” göre, Avrupa Birliği bir Hıristiyan Birliği olacaktı ama esasta bu “Birlik” Masonik Evrensellik ilkesine göre inşa edilecekti. Birleşik Avrupa’da Hıristiyanlığın Tanrısı değil. Masonların Tanrısı “Kâinatın Yüce Mimari” (Arehetechton) egemen olacaktı. Bu gizli örgütler 17. yüzyıldan beri bu düşleri kuruyorlardı. Tek kilise Tek din Tek tanrı” ….

BRUNO VE SİHİR

1560 yılında ünlü büyücü ve erken dönem bilim adamı Giovanni Batista Porta (1535-1615), Napoli’de Academia Secretorum Naturae’yi [Doğa’nın Sırları Akademisi] kurdu; akademinin üyeleri Porta’nın evinde buluşarak, bazıları büyüyle ilgili bazıları da gizemli sırlar üzerine tartışıyorlardı. Porta’nın “sırlar”ından biri, fizyognomiye olan ilgisidir. bu alanda, insan yüzlerinin hayvanlarla benzerliği hakkında tuhaf bir çalışma yapar. (G. B. Porta, Physiognomiae coelestis libri sex, Napoli, 1603.)

Bruno, Giovanni Batista Porta’dan etkiLenmiştir. Porta ayrıca Mısır’ın gizemleriyle ilişkilendirdiği şifrelere ya da gizli yazıma da ilgi duyuyordu, (G. B. Porta,De furtivis litterarum notis, Napoli, 1563.) Porta hayalgücünün, imgeleri sanki kalemle çizer gibi hafızaya çizdiğini söyler. Hem doğal hem de yapay bir hafıza vardır. Çarpıcı bir yanı olduğu, çok güzel ya da çok gülünç olduğu için seçilen insan figürleri hafıza imgeleri olarak kullanılmalıdır. İyi ressamların resimlerini hafıza imgesi olarak almakta fayda vardır, çünkü bunlar sıradan ressamların resimlerinden daha çarpıcıdır, insanı daha fazla etkiler. Örneğin Michelangelo Buonarroti (1475-1564), Leonardo da Vinci (1452-1519), Raffaello Sanzio (1483-1520), Titian Vecellio (1487-1576)’nın resimleri akılda kalır. Mısırlılar’ın hiyeroglifleri de hafıza imgesi olarak kullanılabilir.

Bruno Gölgeler kitabında hafıza sistemini inşa ederken kullandığı efsunlu yıldız imgelerini Hermetik ve Kabalacı büyü üzerine Rönesans döneminin en önemli ders kitabı olan CORNELIO AGRIPPA’nın (1486-1535) De occulta philosophia büyü rehberinden de alır. Agrippaya göre evrenin parçaları, üç dünyanın (elementlerin dünyası, göksel dünya ve anlaşılır dünya) merkezinde yer alan her şeyi ve insanı canlandıran ruhla birbirleriyle ilişki içindedir. Bu nedenle sihir, insanı kozmosta hareket eden gizli kuvvetlerin efendisi yapar. Agrippa üç büyü türünü ayırt eder: ilki, maddi cisimleri canlandıran gizli kuvvetlerin bilgisini kullanarak yapılan doğal büyüdür; ikincisi, yıldızların etkilerini inceleyen ve kontrol eden göksel sihirdir; Üçüncüsü, tüm şeytani güçleri kontrol eden ve savaşan dini veya törensel sihir ya da kara büyüdür. De occulta felsefesinin ilk kitabında, doğal nesnelerin gizli erdemlerinin nasıl kullanılacağı ve karasal iblislerin imgeler, yetkinlikler ve diğer yollarla nasıl çağırılacağı açıklanmaktadır. İkinci kitapta göksel tanrıların matematik, geometrik diyagramlar, burçlar ve gezegensel imgelerle nasıl çağrıştırılacağını anlatır. Üçüncü kitap sefirot ile nasıl çalışılacağını, kabala ve numerolojik sembollerin isimlerini kullanarak öğretmektedir.

Bruno hayatı ve kitaplarında otuz rakamını Kabaladaki 10 sefirotun yerine koymuştur. Hayatı boyunca kitaplar, broşürler, diyaloglar, şiirler, hatta bir oyun olmak üzere otuz eser üretmiştir. Pariste “Tanrının otuz sıfatı” üzerine otuz ders vermiştir. Gölgeler’ kitabındaki temel sayı otuzdur.Mühürler kitabında otuz mühürden, Heykeller kitabında otuz heykelden, ve cinlerle nasıl bağ kurulacağını konu alan yapıtında da otuz “bağ”dan sözeder.

Bruno’nun otuz rakamına verdiği asıl değerini Johannes Trithemius (1462-1516) Steganographia kitabından almıştır. Kitap uzun mesafelerde iletişim kurmak için cinleri kullanma hakkında bilgiler vermektedir. Burada otuz adet cinin, nasıl çağrılacağına dair usulleriyle birlikte açıklanmaktadır. Çağdaşı olan yine hermetik olan John Dee (1527-1608), Bruno dan etkilenerek otuz rakamının büyüsel değerine ilgi duymuştur. Clavis Angelica kitabında (1584’te Krakov basım yeri ) dünyanın dört bir yanında hâkim olan “havanın prenslerinin otuz tarikatının” nasıl çağrılacağını tarif eder. Dee, otuz büyü ile içiçe geçmiş otuz çember içine yerleştirerek melek ve cinleri çağırma büyülerine girişir.

Giordano Bruno cesaret gerektirecek riskli ve çok daha karmaşık yöntemlerle ne kadar tehlikeli ve yasak olursa olsun her tür büyü işlemine başvurmayı göze alan bir sihirbazdır.

ALGI OLUŞTURARAK İNSAN ZİHNİNE HÜKMETME YÖNTEMLERİ

Bruno De vinculis in genere (Umumî olarak Zincirler Hakkında) eserinde psikolojik aldatmacayı anlatmaktadır.
Bu eser, kitle psikolojisi ilminin temelini teşkil eder. İnsanların bir “manipülatör”, bir sihirbaz tarafından zincirlenerek nasıl kontrol edilebileceğini gösterir.

Bruno da bu eserinde, insanda bulunan tüm iyi ya da kötü hal ve huyların temelinde, ego sevgisinin bulunduğunu iddia eder. Bu sevginin ehemmiyetini şu şekilde izah eder:

“Ruhun daimi devamlılığının ve onun bedene olan mecburi bağlantısının farkında olan bir kimse, hem tabii şeyleri kontrol etmek, hem de onları daha iyi anlamak için mühim bir prensibe sahip olur.”

Bruno, insanın kendi nefsine olan sevgisine, “zincirlerin zinciri adını verir. Tapınakçıların, farmasonların, Cizvitlerin vs. lideri olan ve bugün dünyayı idare eden sihirbaz, insanları, egolarına bağlı bu zincir sayesinde köleleştirmektedir. Sihirbaz, köleliği ve köle ticaretini yasaklayarak görünen metal zincirleri kırmış, bunun yerine insanların hepsini görünmez zincirlerle zincirlemiştir. Bu görünmeyen zincir, bu ego sevgisi, Eflâtuncularca, “Büyük Şeytan” olarak bilinir. Şeytandan kurtulmak kolaydır; fakat Büyük Şeytan’dan kurtulmak çok zordur.

Bruno’ya göre, kurbanını zincirlemek isteyen sihirbaz, hedefini ve onun nefsini iyi tanımalıdır. Onun genç mi, çocuk mu; kadın mı, kız mı; fakir mi, zengin mi; memur mu, tüccar mı vs. ne olduğunu; tabiatını; huylarını; makam, mülk, övülmek, takdir edilmek gibi arzularını;
nelere alaka duyduğunu; komplekslerini; zayıf yanlarını ve zayıf anını çok iyi bilmelidir. Zincirin cinsini, buna göre seçmelidir. Aksi takdirde onu zincirleyemez. Bruno, bunu şöyle ifade etmektedir:“İçeride sana çalışan bir hain olmadıkça, bir kaleyi kolayca ele geçiremezsin.
Kadehler dolduğunda, kale elde edilir. Muhafızların ve bekçilerin değişmesini izle. [Fırsatı yakaladığında] Asla tereddüt etme.”Bir kişiyi zincirlemektense, bir grubu ya da cemiyeti (mesela bir siyasi parti vasıtasıyla) zincirlemek daha kolaydır. Çünkü ne tip zincir bağlanırsa bağlansın, o cemiyet içinde bu düğüme, zincire yakalanacak kişi mutlaka bulunacaktır. Hele de bu insanlar tek tip olarak yetiştiriliyorsa. Sihirbaz, şu üç kapıdan geçerek kurbanını zincirler:
Görme, duyma ve hayal etme.
Sesler (müzik ve kelimeler) ve imajlar, göz ve kulak gibi his kapılarından geçerek, ruhta cazibe, öfke, sevinç ve nefret meydana getirir. Eğer doğru imaj ve sesler kullanılırsa, kurbanın zihni kontrol altına alınabilir. Bruno, sihrin tesir etmesini şöyle açıklamaktadır:
Göz, kulak ve hayal gücü vasıtasıyla, insan bilir. Bilince, arzu eder, ister.
Arzu edince, ona doğru meyleder. Meyledince, cezbedilir, çekilir. Cezbedilince, harekete geçer. Harekete geçince, ona yaklaşır. Yaklaşınca, onunla birleşir, ona katılır. Katılınca, zincirlenir. Zincirlenince, yakalanır. Yakalanınca, ruhu sihirbazın olur. Bugün bu ses ve imajlara, “medya” diyoruz. O halde televizyon kanalları, gazeteler, kitaplar, radyolar, sinemalar, internet, cep telefonu uygulamaları, oyunlar, yani medya kimin kontrolündeyse, sihirbaz, odur. Nefs, bedende hislere komşudur. Beyin ve kalp ile de irtibatı vardır.
Dolayısıyla nefs, görülen ve duyulan şeylerin tesirinde kalır.
İnsan da nefsine bağlı sevgi zinciri yüzünden, his uzuvları ne ile meşgul olursa onun tesirinde kalır ve bağlanır. Bu zincirler o kadar kuvvetlidir ki insanın aklını örterler. “Sevgi, bütün hisler gibi, bilginin kullanışlı bir şeklidir. Akıl, sevgiden daha büyük değildir.” diye yazar Bruno.
Bu yüzden insan, beyinde yer alan aklını kullanamaz. Kullanabilse bile, akıldan gelen irade ve kuvvet, çoğu zaman bu zincirleri kırmaya kâfi gelmez. Mesela; insanlar, karşıdakinin abarttığını ya da yalan söylediğini bildiği halde övülmekten hoşlanır. Öleceklerini kesin olarak bildikleri halde, dünya malına bağlanırlar. Bazı erkekler, hayatlarını mahvedeceğini bildikleri halde, güzel bir kadının teklifine hayır diyemez. Bedene gelen sesler ve imajlar, ruhun anlayabileceği suretlere çevrilir. İnsanda bilgi, kişinin zihninde, bilinen şeyin suretinin veya hâsıl olan suretinin, yani hayalinin oluşmasıyla meydana gelir. Bu yüzden, bilen kişi, bildiği şeyin tesirinde kalır. Bilgi arttıkça tesir de artar.
Bruno’ya göre, ruha en çok tesir eden his, görmektir. Buna rağmen, görme ve işitme, ruhu avlamak için ikinci derece kapılardır.
Ruhu ele geçiren asıl kapı, üçüncüsü; yani, insanın hayalinde meydana gelen suretlerdir:“Hayal ve fikir, akıldan daha çok bağlar; ilki, ikincisinden daha kuvvetlidir.” Hatta bu kapı, diğer kapıları kör ve sağır eder. İnsanların çoğu, suretleri kontrol edemez. Üstelik beyin, mücessem eşyanın his organları (birinci ve ikinci kapı) vasıtasıyla meydana getirdiği suretler ile, hayalinde, vehminde meydana gelen
mücerret (soyut) suretleri (üçüncü kapı) ayırt edemez.
Böylece sihirbaz, kurbanına aslında var olmayan şeyleri, varmış gibi gösterebilir. Aslında var olmayan bu suretler, hakikaten varmış gibi insana tesir eder. Yani; suretleri kontrol eden, gerçekliği de kontrol eder. İnsan, ruhunun lezzetleri ile nefsinin lezzetlerini ayırt edemediği için, aslında güzel, iyi ve doğru olmayan bir şey, öyleymiş gibi gösterilebilir. Kurban, buna inandırılabilir. Bu yüzden, karma mekteplerde saçma ve yanlış bilgilerle kafaları doldurulan, uyuşturulan okumuş cahiller, çok daha kolay kurban olur. Bu insanlar, şehvet ve sevk-i tabiileri ile hareket ettikleri, ya da yanlışı doğru sandıkları için,
sihirbaz, medya vasıtasıyla bunlar üzerinde istediği zinciri bağlayabilir.

Şimdi yüzlerce çekilen o genişleyen evren, galaksiler, nötron yıldızları
kara delikler, güneşten büyük yıldızlar, gezegenler vs. animasyonların sebebi insanlara sihir yaparak gerçeğin üzerini örtmekten başka bir şey değildir.

Ey Bruno şimdi toronların senin izinden gidiyorlar amma onların da sonu senden farklı olmayacak… Sihirleri dağılıp gidecek inşaallah…

Osman ATIF

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here