Kuyudan kurtulan Hz.Yusuf yıllar sonra üvey kardeşlerini af edip firavun sarayında topladı. Her biri sarayda önemli mevkilere geldiler. Hz.Yusuf’un ölümünden sonra bu üvey kardeşleri firavun sarayında kripto bir güç oluşturup kadrolaşması onları Mısırın kozmik odasına kadar ulaştırdı. Eski tufan öncesine ait olan bir takım kadim bilgilere ulaştılar. Bunu haber alan firavun hiddetlenerek, o bilgiyi tekrar geri almak adına tüm ülkeyi karantina altına alarak İsrail oğullarının kaçışını engelledi. Bu işin içinde olan olmayan tüm İsrail oğullarına yıllarca zulüm ederek o bilgiyi aradı ama bulamadı çünkü bilgiler zihinler deydi. Bunu çözen firavun o zihinlerindeki bilgilerin İsrail oğullarının sonraki nesillerine aktarılmaması için oğullarını öldürmeye başladı. Zulüm o kadar arttı ki, Allah İsrail oğullarına bir kurtarıcı olarak Hz. Musa’yı gönderdi ve Mısır’dan kaçıp Kızıl denizi geçmeyi başardılar, kaçarken de o bilgiyi yanlarına aldılar ve böylece Mısırın tarih sayfasındaki ihtişamı sona erdi.

Peki neydi o İsrail oğullarının Mısır’dan çaldığı ve bugün hala daha aranan o kadim ve sır olan bilgiler, tabiki de tufan öncesi helak olan ve en gelişmiş bilim bilgi ve teknoloji ye sahip olan MU ve ATLANTİS uygarlığına ait olan bilgilerdi.

Ancak Yahudiler tufan öncesine ait olan bu kadim bilgilere ulaşmalarına rağmen mahiyetini ve değerini bilemediler anlayabildikleri ile de amel edip hak yolda kullanmadılar. Dolayısıyla Musa’nın tura çıkmasını fırsat bilen Samir’i belkide tufandan sonraki ilk robotu metal ve altın karışımından, konuşup böğüren sesler çıkaran bir inek robot yaptı, çok azı müstesna bu aşağılık İsrail oğulları bu ineğe tapınmaya başladılar. Hz. Musa’nın turdan dönmesiyle, bu İsrail oğulları iki gruba ayrılarak dünyanın değişik bölgelerine dağıldılar. İşte bu dağılan iki grup günümüzde halen varlığını sürdürmektedir. Ve aralarının da ki geçmişe dair bu büyük ihtilaf ve savaş ilk gün ki gibi bugün de halen canlılığını ve sıcaklığı korumaktadır. Bu çok önemli konunun ayrıntılarına yazımızın ilerleyen bölümlerinde değineceğim.

Bu rezil kavim “kırk zaman” tih çölünde dolanıp durdular. Allah onların zihinlerindeki o bilgileri de söküp aldı. Nitekim Hz. Musa onları savaşmaya çağırdığı zaman “ Sen git Rabbinle beraber savaş, biz burada oturacağız” dediler (Maide 24) Ardından bu şükürsüz ve sabırsız kavim peygamberlerine yük olmaya devam ediyorlardı. “Bir de üzerinize bulutu gölge yaptık; size kudret helvası ile bıldırcın indirdik; ‘size verdiğimiz iyi ve temiz rızıklardan yiyin’ dedik.” Bakara/57 Allah’ın gönderdiği ilahi nimetleri beğenmeyerek “Ey Mûsâ! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine duâ et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın!“ dediler. Mûsâ ise: “Daha hayırlı olanı daha değersiz bir şey ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O hâlde şehre inin! Zîrâ istedikleriniz sizin için orada var!” dedi. İşte (bu hâdiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allâh’ın gazabına uğradılar. Bu musîbetler (onların başına), Allâh’ın âyetlerini inkâra devâm etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sâdece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.” (el-Bakara, 61)
Devam edecek…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here