PERSPEKTİF VE UFUK -Ender ERAYDIN

0
81

Aslında hepimiz az çok perspektifin ne oluduğunu biliyoruz. Bir çoğunuz öğrenciyken resim derslerinden aşinasınız perspektifin ne olduğuna. Ben burada ufak bir hatırlatma yapıp, ufukla olan ilişkisini anlatmak istiyorum.

Görme şeklimiz belli Perspektif prensipleri içinde çalışmaktadır. Temel olarak, bize yakın olan objeleri daha büyük, uzakta olan objeleri aynı büyüklükte ya da daha büyük olsalar bile daha ufak görürüz. Bu ufalma uzaklığa göre belli bir oranla çalışır ve bir sınırı vardır. Pek tabiki sonsuzluğa kadar ufalmaya devam etmez.

Bence perspektifi anlatmanın en güzel yolu denize baktığımız zaman gördüğümüz Ufuk örneğidir.

Örnek verecek olursak, bir kıyıdan denize doğru baktığımızda, gördüğünüz ufuk aslında sizin gözünüzün oluşturduğu perspektif sınırıdır. İnsan gözü, merceksel yapısıyla, ortalama 5km boyunca önündeki düzlemi rampa gibi göz seviyesine yükseltip, perspektif sınırı (ufuk) yaratır. Ufuk dünyanın eğimi değildir. Perspektif sınırının (ufuğun) ötesinde olan yüksek objeleri ancak yere dikey olarak batmış görürsünüz. Bunun sebebi, zeminden farklı olarak tavanın (gökyüzünün) saydam olmasıdır. Saydam olmayan bir tavanın noksanlığı ileride perspektif sınırının (ufuğun) ötesindeki daha yüksek objelerin görülmesine bir engel teşkil etmez ve yere dikey bir şekilde batmış gibi gözükürler. Herkes bu dikey batmayı dünyanın eğiminden dolayı zanneder, oysaki dünyanın eğimi söz konusu olsaydı, hem batmış ve hem de arkaya doğru eğilmiş olarak görmemiz gerekirdi. Uzun bir otel koridorunun sonuna doğru baktığınızda, hem zemin hem de tavan saydam olmadığından, görüş alanınız saydam olmayan koridorla (zemin, duvarlar ve tavan) sınırlı kalacaktır, ve sadece koridorun perspektif sınırına kadar ufaldığını görürsünüz.

Dünyanın eğimi olmadığı için, bugüne kadar hiç kimse ufukta batmış ve arkasına doğru yatık bir obje görüntüsü tespit etmemiştir.

Ender ERAYDIN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here