1.AYET 
Gerek onları çevreleyen âlemlerdeki (afakta) ve gerek onların kendi varlıklarındaki (enfüs) âyetlerimizi onlara göstereceğiz. Sonuçda Kur’an’in gerçek olduğu onlar için apaçık ortaya çıkacaktır. Rabbinin herşeyi görüp bilmesi sana yetmezmi. Fussılet, 41/53.

İbn Zeyd dedi ki: “Hem âfâkta” semadaki varlık ve birliğimizin belgelerinde “hem kendi nefislerinde” dünyada cereyan eden olaylarda demektir.
Ata ile yine İbn Zeyd de şöyle demişlerdir: “Hem âfâkta” göklerin ve yerin çeşitli yerlerinde, güneş, ay, yıldız, gece, gündüz, rüzgarlar, yağmurlar, gök gürültüsü, şimşekler, yıldırımlar, bitkiler, ağaçlar, dağlar, denizler ve daha başkalarında… demektir.
Buradan çıkan anlama göre alemler yani “âfak” kelimesi yer ve gökler olarak yorumlanmış ve ondan sonra gelen “enfüs” kelimesi de insanın maddî ve ruhî yapısı olarak anlaşılmıştır. Kurtubî, XV/374

2.AYET 
Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü islama açar. Kimi de sapıklık içinde bırakmayı dilerse, sanki göğe çıkıyormus gibi onun göğsünü daraltıp ona zorluk verir. Allah, îman etmiyenlere işte bunun gibi murdarlık çökertir”. 
En’am, 6/125.

Zamahşeri, F.Razi, Kurtubi gibi müfessirler bu âyete dayanarak insanın göğe çıkma imkân ve yeteneklerinin olmadığını ileriye sürmüşlerdir
Bak. Zemahşerî, 11/86; F. Râzî, XIII/I83; Kurtubî, VII/82.

İbn Kesir yukarı çıkmak anlamında, den “sad” harfini sakin ve şeddesiz olarak okumuştur. Yüce Allah, imandan nefret edip kaçması, imanın kendisine ağır gelmesi bakımından kâfiri, güç yetiremeyeceği şeye kendisini koşan kimse gibi değerlendirmiştir. Tıpkı, semaya yükselmeye güç yetirilemediği gibi. “Sad” harfi şeddeli olarak; de aynı anlamdadır, bunun da aslı; dır. “te”, “sad”a idğam edilmiştir. 
Bu da Ebu Bekr ve en-Nehaînin kıraatidir. Şu kadar var ki bu, bir şeyi ardı arkasına yapmak anlamını ifade eder. Bu da yapana daha ağır gelir.

3.AYET 
– Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresini aşıp gitmeğe gücünüz yetiyorsa haydi aşıp gidin. Fakat büyük bir güç vasıtasıyla olmadıkça sizler oraları asla aşıp içerilere gidemezsiniz.
– Öyleyse Rabinizin hangi nimetlerini yalanlıyabilirsiniz!
– (Göklerin ve yerin çevresini aşmaya çalıştığınızda) üzerinize yalın bir ateş alevi ve kıvılcımlarla bir duman salıverilir de sizler birbirinizi yardımlaşıp kurtaramazsınız” 
Rahman, 55/33-35.

Bu âyetin, göklerin derinliklerine nüfuz etme anlamının yanı sıra yerkütlesinin derinliklerine nüfuz etmekten de söz ettiği düşünülebilir. Burada aşılıp geçilmesi istenen ve kutrun çoğulu olan “aktar:” merkez esas olmak üzere yerkütlesinin ve göklerin çevreleri anlamına gelmektedir. 
Bak. İbn Kuteybe, 438, Râgıb el-Isbahânî, 615; Taberî, XXVII/80; îbnu’I-Ccvzî, VIII/116vd.

Aşıp gitme, anlamını verdiğimiz sözkonusu âyetteki “nufûz:” fiiline tefsircilerin pîri sayılan İbn Abbas (ö. 68 h/687 m) diğer bütün müfessirlerden farklı olarak “bilme” anlamını vermiştir. Ona göre burada insanlar yer ve gökleri öğrenip bilmeğe çağrıldılar. Fakat onlar bu konuda Allah’ın yol göstermesine muhtaçtırlar. Taberi, XXVII/80; Kurtııbî, XVII/170; İbnu’l-Cevzî, VIH/116.

4.AYET 
Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse, sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler. 
Sad, 38/10.

Eğer böyle bur iddiada bulunacak olurlarsa “o halde sebeplerine yapışıp yükselsinler.’* Yani semalara yükselsinler ve meleklerin Hz. Muhammed’e vahiy indirmesini engellesinler.
Yükseldi, yükselir” demektir. Aynı fiil: “Yüksekli, yükselir, yükselmek” şeklinde de gelir. ” Attı, atar, atmak” gibi. (Yükselmek anlamındaki bu fiil,) ” Manevi yolla okuyarak tedavi’ ile aynı kökten gelmektedir.
er-Rabî’ b. Enes dedi ki: Buradaki “sebepler” kıldan daha ince, demirden daha güçlüdür, fakat bunlar görülmezler.
Sözlükte “sebep” kendisi vasıtası ile maksada ulaşılan ip ya da başka her-şeyin adıdır. “Sebepler”in meleklerin indiği semavatın kapıları olduğu da söylenmiştir. Bu açıklamayı Mücahid ve Katade yapmıştır. Şair Züheyr de şöyle demiştir:
“İsterse semanın sebeplerine bir merdiven ile ulaşmaya kalkışsın.”
“Semaların sebepleri” nin bizatihi semaların kendileri olduğu da söylenmiştir. Yani onlar sema be sema yükselsinler.
es-Süddî de: “Sebeplerine yapışıp yükselsinler” buyruğu fazilet ve din bakımından yükselsinler, anlamındadır, demiştir.
Eğer kendilerini koruyup kurtaracağını sanıyor iseler güçlenmenin sebepleri bakımından istedikleri kadar ileri gitsinler, diye de açıklanmıştır. Ebu Ubeyde’nin açıklaması bu anlamdadır.
Sebeplerin ipler, halatlar anlamına geldiği de söylenmiştir. Yani onlar kendisi ile semaya yükselmek için bir halat yahut bir sebep bulacak olurlarsa, yükselsinler. Bu ise bir azar ve aciz bırakıcı bir emirdir. Daha sonra yüce Allah, peygamberi Muhammed (sav)’a, onlara karşı zafer ve yardım vaadinde bulunarak şöyle buyurmaktadır:
“Burada… bir ordu” buyruğundaki: sıla (zaid) olup ): Onlar… bir ordudur” takdirindedir. Buna göre “ordu” lafzı hazfedilmiş bir mübtedanın haberidir.

5.AYET 
Kim ki Allah’ın kendisine bu dünyada da, ahirette de yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, göğe başka bir yolla ulaşmayı denesin de yol katetsin; ve böylece görsün, bakalım, bu hilesi onu sıkıntısından kurtaracak mı? 
Hac 15

İbn Abbas (r.) dan başlıyarak hemen bütün müfessirlerin âyette semaya verdikleri anlam tavan şeklinde olmuştur.

İlk asır âlimlerinden İbn Zeyd ilk defa, âyette geçen ve gerçek anlamı gök olan “semâ” kelimesini, ev tavanı değil de kendi aslî anlamında ele almıştır. Buna göre âyetteki ” sebeb ” kelimesi de ip değil, bir yol ve bir çâre anlamı verilecektir. Gene bu anlayışa göre, burada kişinin, ipi keserek kendini idam etmesi gibi bir anlam sözkonusu değildir. Burada esas sözkonusu edilen göğe bir yol bulmaya çalışarak uğraşarak hile ve yalanlarla vahye karşı inkar etme karartma çalışmalarına rağmen yine de vahyin karşısında öfkeleri dinmeyecektir.

İlk tefsir müelliflerinden Taberî (224-310 h/838-922 m) ve diğer bazı müfessirlerden öğrendiğimize göre İbn Zeyd, Peygamber’e gelen vahyi durdurmak istiyenlerin, en son bunu kaynaklarından yâni göklerden kesmeğe uğraşacakları, açıklamasını yapar. 
Taberî, XVII/95; İbn Kesîr, 11/533; Suyûti, ct-Dürru’i-Mansûr, IV/347 .

Bu âyetlere göre göklere çıkmaya uğraşan insanlar hilelerine rağmen vahyin etkisini bitiremeyecekler ve onlar heryerde yüce Allah’ın mülk ve hükümranlığı içinde kalacaklardır.

6.AYET 
Eğer hakikati inkar edenlerin sana sırtlarını dönmeleri seni sıkıntıya sokuyorsa ve o nedenle onlara [daha ikna edici] bir mesaj getirmek için yerin dibine inebilecek yahut merdivenle göğe yükselebilecek durumda isen, [durma yap;] ama [unutma ki] eğer Allah dileseydi onların tümünü [Kendi] rehberliği altında toplardı. O halde, sakın [Allah’ın yollarını] görmezden gelmeye çalışma. 
Enam 35

Yahut… bir merdiven” buyruğu, ona atf edilmiştir. 
Semaya seni yükseltecek bir araç demektir. 
Çünkü üzerine çıkılan merdiven o yere giden bir yoldur. Kelime olarak müzekkerdir. el-Ferrâ’nın naklettiği bu Kelimesinin müennes olduğuna dair nakli bilinen birşey değildir. 
Katade de der ki: Merdiven demek çıkılan basamak demektir. 
“Onlara bir âyet getirmeye” bu da öncekine atfedilmiştir, yani iman etmeleri için bunu yapmaya gücün yetiyorsa, durma bunu yap, demektir. Cevabın hazfedilmesi, işitenin bunu bilmesi dolayısıyladır.

Görüldüğü üzere Yüce Allah gökler ve yeri aşma hususunda yaratılmışlara meydan okumaktadır. Gücünüz yetiyorsa haydi aşın. Gücünüz yetiyorsa haydi merdiven kurunda çıkın. Ayrıca çıkmak için her uğraşınızda boşa gidecektir. Çünkü gökler korunmaktadır ve asla insan teknolojisi göklerde yaşayabilme becerisini elde edemeyecektir. Göklerin ve yerin aşılması ancak ilahi güç ve yollarla mümkün olabilir. İnsanların buna ulaşması imkansızdır. Allah’ın dilemesi hariç.

7-8. AYETLER 
(Allah) Dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır.
Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.
Araf 24-25

Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık.
Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
Taha 53-55

İnsanlar ve cinler dünya dışına ancak hile, sihir, aldatmaca, kandırmaca ve animasyonlarla çıkabilirler. İman sahipleri bu gerçeğe inanmış kimselerdir ve fasıkların kafirlerin haberlerine yalanlarına asla kanmazlar, inanmazlar…
Esen Kalın …
Osman ATIF

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here