O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah’a eşler koşmayın.
Bakara 22

Yeryüzünün Döşek Misali Yaratılması

Allah Teâla, bu ayette, yeryüzünü döşek kıldığını söylemiştir. 
Bunun bir benzeri de, 
“Yoksa yeri bir karargah yapan, aralarından ırmaklar akıtan mı?”(Neml, 61) 
ve

“O, yeryüzünü sizin için bir beşik (gibi) yapandır “(Zuhruf, 10) ayetleridir. 
Yeryüzünün, bir döşek gibi olması, bazı şartlara bağlıdır:

1) Onun sakin olmasıdır.
Bu böyledir. Çünkü, O, şayet hareketli olsaydı, bu hareket ya düz olurdu veya dairevi olurdu. Eğer düz olsaydı, manada o yeryüzü bizim için bir döşek olmazdı. Çünkü yüksekten atlayan bir kimsenin, bu durumda, yeryüzüne düşememesi gerekirdi. Zira yeryüzü kayıp gitmektedir. Bu insanda boşlukta kalır. Yeryüzü insandan daha ağırdır. İki ağır şeyden, düştükleri esnada daha ağır olan, daha hızlıdır. Daha yavaş olan, süratli olana ulaşamaz. Bu sebeble, o insanın yere düşmemesi gerekirdi. Böylece yeryüzü düz bir şekilde düşerse, bir döşek olamaz. Eğer yeryüzünün hareketi dairevi olursa, ondan istifademiz tam olmazdı. Yeryüzünün hareketi, mesela doğuya doğru olduğunda, o insan da batıya doğru hareket etmeyi istiyorsa, şüphesiz yerin hareketi daha hızlı olacaktır. Böylece de insanın olduğu yerde kalması ve ulaşmak istediği yere ulaşamaması gerekecektir. Halbuki, İnsanın istediği yere ulaşması mümkün olunca, yeryüzünün ne düz yönde, ne de dairevi olarak hareket etmediğini anlamış olduk…. O halde, yeryüzü sakindir.

İşte bundan dolayı Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:

Muhakkak ki Allah gökleri ve yeri , yerlerinden ayrılmasınlar diye tutmaktadır. Eğer onlar yerlerinden oynarlarsa , Allah’dan başka kimse onları yerinde tutamaz? (Fatır, 41)

2) Yeryüzünün bizim için bir döşek olması için, taş gibi sert olmaması gerekir. Çünkü taş üzerinde uyumak ve yürümek bedene acı verir.

Yine, mesela yeryüzü altından olsaydı, üzerini eşmek ve istenildiği gibi bir şeyler yapmak imkansız olacağından, üzerinde ziraat yapılması ve ondan evler edinmek mümkün olmazdı.

Yine yeryüzünün insanın içine battığı su gibi son derece yumuşak olmaması da gerekir.

3) Yine yeryüzünün çok şeffaf ve saydam olmaması da gerekir. Çünkü şeffaf olan birşeyin üzerinde ışık durmaz. Böyle olan bir şey de yıldızlardan ve güneşten gelen ısı ile ısınmaz. Böylece de son derece soğuk olur. İşte bu sebeble Cenab-ı Allah, yeryüzünü, ışık üzerinde durabilsin de böylece o ısınsın ve bu özelliği ile de canlılar için bir döşek olsun diye tozlu topraklı yarattı.

4) Yeryüzünün seviyesinin sudan yüksek olmasıdır. Çünkü yerin tabiatı, suya batma özelliğine sahiptir. O zaman da denizlerin kara parçalarını kaplaması gerekirdi. Eğer böyle olsaydı, yeryüzü bizim için bir döşek olamazdı. Bize bir döşek olmaya elverişli olsun diye, sudan yükselen adalar gibi, Hak Teala, yeryüzünün tabiatını değiştirerek, bazı kısımlarını suyun üstüne çıkardı.

Gökyüzünün Bina Olması

Allah´ın “….ve gökyüzünü de bir bina yaptık “(Bakara, 22) ayetine gelince bunda birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Cenab-ı Allah, kitabında, göklerin ve yerin durumlarını çeşitli ayetlerde zikretmiştir. O´nun, gökleri ve yeri çokça zikretmesi, bunların kıymetlerinin büyüklüğüne ve bu ikisinde büyük ilahi sırlar ile mahlûkatın akıl ve anlayışlarının yetişemiyeceği yüce hikmetleri bulunduğuna delalet eder.

İkinci Mesele

Gökyüzünün faziletleri hakkındadır. Bu faziletler çok yönlüdür:

Birincisi: Cenab-ı Hak, gökyüzünü yedi şeyle

süslemiştir:

a) Yıldızlarla, yemin olsun ki biz yere en yakın olan göğü kandillerle (yıldızlarla) donattık “(mülk. 5);

b) Ay ile Onların içinde Ay’ı bir nur yaptı “(Nuh, 16);

c) Güneş ile, “Güneşi de bir kandil yapmıştır “(Nuh, 16);

d) Arş ile,

“O, Büyük Arş´ın Rabbidir ” (Tevbe, 129);

e) Kürsi ile,

“O´nun Kutsisi gökleri ve yeri kuşatmıştır “(Bakara, 255);

f) Levh-i Mahfuz ile, “Levh-i Mahfuz´da…”(Burûc, 22) ve

g) Kalem ile, “Nun, Kalem´e yemin olsun ki…” (Kalem, 1). İşte bu yedi şeyin üçü açık, dördü ise ayet ve hadislerin bildirmeleri ile sabit olan gizli şeylerdir.

İkincisi: Cenab-ı Allah göklere, kıymetinin büyüklüğünü gösterecek isimler vermiştir: 
Sema, 
Sakf-ı mahfuz (Korunmuş tavan), 
yedi kat, 
yedi güçlü gibi… 
Sonra gökyüzünün son halini zikrederek şöyle buyurur:

“Gökyüzü yarıldığı zaman “(Murselât, 9); 
“Gökyüzü yerinden sökülüp alındığı zaman (Tekvir, 11); “Gökyüzünü durduğumuz gün… “(Enbiya. 104); “Gökyüzü erimiş maden gibi olduğu gün…”(Meariç, 8 );

“Gökyüzü çalkalandıkça çalkalandığı gün…”(Tur. 9)

“O, kıpkırmızı bir gül gibi olur “(Rahman, 37). 
Allah Teala, semanın ilk halini iki ayetle anlatarak;

“Sonra (Allah), bir duman halinde olan göğe yöneldi “(Fussilet, 11) ve

“Göklerle yer bitişik bir halde iken, bizim onları birbirinden yarıp ayırdığımızı kâfirler görmediler mi?”(Enbiya,30) buyurmuştur. 
Yerin ve göğün sonradan yaratılmış olmaları ve son bulacak olmaları hususunda derinlemesine bir araştırma, Cenab-ı Hakk´ın: 
“O göğü ve yeri ve bunların arasındaki şeyleri biz boşuna yaratmadık Bu o kâfirlerin (boş) zanlarıdır “(Sad, 27) ayetine göre, O´nun, yer ile göğü yüce bir hikmetten ötürü yarattığını gösterir.

Güneşin Doğup-Batmasındaki Faydalar

Güneşe gelince, onun doğup-batması hakkında bir düşün… Eğer böyle olmasaydı, kâinatın nizamı altüst olurdu. İnsanlar geçimlerini temin hususunda nasıl çalışabilirlerdi? Güneşin doğmasındaki faydalar, son derece aşikârdır, ancak sen onun batmasındaki faydaları bir düşün… Şayet güneşin batışı olmasaydı, insanlar, Cenâb-ı Hakk´ın:

“İçinde rahatlamanız için geceyi ve (maişetlerinizi) araştırmak için gündüzü yaratan O?dur. (Yunus, 67) ayetinde buyurduğu gibi, dinlenme, hazım ve besinleri uzuvlara intikâl ettirme hususunda çok muhtaç oldukları sükûnet ve istikrar ortamı bulamazlardı.

Yine, şayet güneşin batışı olmasaydı, Cenâb-ı Hakk´ın

“Geceyi bir Örtü, gündüzü de maişeti temin zamanı yaptık. “(Nebe, 10-11) ayetlerinde buyurduğu gibi, ihtirasları, insanları devamlı çalışmaya zorlardı. Şayet güneşin batışı olmasaydı, Cenâb-ı Hakk´ın,

“Rabbinin, gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? Eğer dileseydi, onu sakin de kılardı” {furkan, 45) ayetinde buyurduğu gibi, yeryüzü güneşin sürekli doğmasından dolayı iyice ısınırdı; böylece de üzerinde bulunan her canlı yanar, tüm bitkiler yok olup giderdi… İşte bu sebepten ötürü güneş, Allah´ın hikmetiyle, muayyen vakitlerde doğup batıyor; tıpkı ev halkı istirahat edip sükunete ersinler diye ihtiyaçları müddetince kendilerine bir lâmba gibi verilip geri alınıyor,böylece belli bir süre doğuyor, sonra da batıyor. Böylece, aydınlık ve karanlık birbirinin zıddı olmasına rağmen, alemin yararına olan hususta yekdiğerine yardımcı ve destek olmuşlardır.

Bu saydıklarımız güneşin doğup- batmasındaki faydalarıdır.

Güneşin Yükselip Alçalması

Güneşin yükselip alçalmasına gelince, Cenab-ı Hak onu, dört mevsimin meydana gelmesinin vesilesi kılmıştır. Mesela kışın, ısı ağaçlara ve bitkilere depolanır, bundan da meyvelerin maddeleri meydana gelir; hava berrak olur, bulut ve yağmur çoğalır; içlerinde bolca hayat veren ısı toplanmış olduğu için, canlıların bedenleri güçlü, kuvvetli olur. Bahar mevsiminde, hayat faaliyetten harekete geçer, kışın oluşan maddeler ortaya çıkar, böylece bitkiler tomurcuklanır, ağaçlar çiçeklerle taçlanır, hayvanlar çiftleşme heyecanıyla tutuşur; yazın, havanın ısısı yoğunlaşır, meyveler olgunlaşır, varlıklardaki fazlalıklar çözülüp düşer, yeryüzü kurur, inşa ve onarım işleri için müsait hale gelir; sonbaharda ise, kuraklık ve soğukluk görülmeye başlar, böylece de bedenler kışa yavaş yavaş girer.. Zira, bu geçiş yavaş yavaş olmayıp da, bir defada olsaydı, bedenler bozulur ve yok olurdu.

Güneşin Hareketinin Faydaları

Güneşin hareketine gelince, bunun faydaları hususunda bir düşün. Şayet güneş hep aynı yerde dursaydı, o yerde sıcaklık; diğer yerlerde soğukluk artardı. Ne var ki güneş, gündüzün başlangıcında doğudan doğar; ve böylece de batı tarafından güneş hizasında olan şeylerin üzerine vurur… Sonra dönmeye devam ederek, batıp da doğuda tekrar doğuncaya kadar, yeryüzünün her tarafında doğar… Öyle ki, yeryüzündeki üstü açık olan her şey, güneşin ışınlarından, nasibini alır.

Yıldızlardaki Faydalar

Yıldızlara gelince, bunlarda da birçok fayda vardır:

Birincisi: Yıldızların şeytanlar için bir taşlama vasıtası olmasıdır.

İkincisi: Yıldızlar vasıtasıyla kıblenin bilinmesi.

Üçüncüsü: Karada ve denizde, yolcuların onlara bakarak yollarını bulmalarıdır. Nitekim Cenâb-ı Allah:

“O, karanın ve denizin karanlıkları için, sizin faydi aza yıldızlan yaratandır “(En´am, 97) buyurmaktadır.

Yıldızlar üç kısımdır:

1) Güney yıldızları gibi, batıp doğmayanlar;

2) Kuzey yıldızları gibi doğup batmayanlar;

3) Bazan batıp bazan doğan yıldızlar.

Ayrıca sabit yıldızlar, gezegenler, doğu yıldızları, batı yıldızları gibi. Bu husustaki söz uzundur. Felsefecilerin onların kütlelerini ve uzaklıklarını bilme hususundaki iddialarına gelince, Yüzenlerin içinde kaybolduğu denizi bırak. Nitekim Cenâb-ı Hak

“(O) Allah bütün gaybı bilir. Beğenip seçtiği bir elçi hariç, gaybına hiç kimseyi muttali kılmaz “(Cin, 26-27), İlimden size ancak pek az birşey verilmiştir “(isra, 85),

“Ben size, “Allah´ın hazineleri elimdedir” demiyorum. Ben gaybı da bilmem” (Hud, 31) ve:

“Onları, ne göklerin, ne yerin ne de kendilerinin yaratılışına şahit kılmadım “(Kehf. 51) buyurmuştur.

Böylece mahlûkat onların zatlarını ve niteliklerini bilmekten acizdirler. Öyleyse nasıl onlar, kendilerinden pek uzak olan şeyleri bilebilirler.

Tefsiri Kebir 
Mefatih’ul Gayb
Fahruddin Er-Razi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here