O, sizin için yeryüzünü bir döşek (yatak), gökyüzünü bir bina (çadır) kıldı.” (Bakara 2/22)

Türmenistan Hârizm bölgesi Zemahşerde doğan Ebü’l-Kāsım Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-ZEMAHŞERİ (467/1075, 538/1144) Keşşaf tefsirinde şöyle demiştir: Allah Teala kulların kaçınılmaz olarak ihtiyaç duydukları mesken ve yaşam yeri olan yeryüzünü yaratmış olduğunu ifade etmekte, daha sonra da bu SABİT YAŞAM YERİNİN üzerini bir çadır veya kubbe gibi örten SEMA yı yarattığını bildirmektedir. Yatak kelimesini Yezid eş-Şamii yaygı, Talha b. Musarrıf beşik şeklinde okumuşlardır. Yeryüzünde insanlar için bir yaygı, beşik yada döşek kılınmasının anlamı; onların yer üzerinde oturuyor, yatıyor tıpkı yatak, yaygı ve beşik üzerinde hareket eder gibi onun üzerinde hareket ediyor olmalarıdır. Ayette geçen bina ise ev, kubbe, çadır gibi yapıların ismi olarak kullanılan bir mastardır. “Arapların binaları” ifadesinden onların çadırları kast edilir. (Zemahşeri Keşşaf 1.cilt sahife 266)

Aslen Taberistanlı olan Rey şehrinde doğan Herat’ta vefat eden FAHREDDİN er-RÂZÎ (543/1149, 606/1209) Mefâtîhu’l-Gayb tefsirinde şöyle demiştir: “Bilinmelidir ki, dünyanın insana döşek olabilmesi için bazı şartlar lâzımdır: Birincisi Arz’ın sâkin (hareketsiz) olmasıdır. Çünkü, eğer yeryüzü hareketli olsaydı, bu hareket ya “düz hareket” ya da “dairesel hareket” şeklinde olurdu. Düz hareket etmesi halinde, kesin olarak “döşek” olamazdı. Zira, bu takdirde, bir insan yüksek bir yerden atladığında, arza bir daha ulaşamaması gerekirdi. Çünkü arz aşağıya doğru düz düşüyorken, atlayan insan da aynı yönde düşüyor olacaktı. İki kitle bir istikamette aynı anda düşüyorsa, kitlesi büyük olan diğerinden daha hızlı düşer. Bu durumda insanın arza yetişmesi mümkün olamazdı. Dolayısıyla arz, düz hareket ediyor olsaydı “döşek” olamayacaktı. Dairesel hareket etmesi halinde, ondan faydalanmamız gene gerçekleşemezdi. Eğer, meselâ, dünyanın yuvarlanma hareketi doğuya doğru olsaydı ve bir insan batıya doğru gitmeye çalıştığında, arzın hareketi şüphesiz daha hızlı olduğundan, o insan hep yerinde sayacak ve varmak istediği yere bir türlü gidemeyecekti. Oysa (günlük hayatımızda) bu mümkün olduğundan, demek ki dünya ne düz, ne de dairesel hareket etmemektedir; o halde ‘hareketsiz’dir.” (Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Beyrut 1421/2000, II, 94. )

“Anlattıklarımızdan çıkan kesin sonuç şudur ki; dünyanın sabit/hareketsiz olması ancak Allah katındandır.” (Râzî, Fahruddin, Mefatihu’l-Ğayb, Matbaatü’l-Behiyye, Mısır 1357/1938, 2/103 )

Horasan bölgesinde Nîsâbur’da doğan ve burada yetişen NİZÂMEDDİN en-NÎSÂBÛRÎ (öl 728/1328) Garâibu ‘l-Kur’an tefsirinde dünyanın hareket etmediğini söylemiştir. (Neysâbûrî, Garâibu ‘l-Kur’an, XIII, 63 )

Karlı Sıra Dağlar Ve Göl Manzarası

“Biz arzı bir döşek (mihad) yapmadık mı? Dağları birer direk yapmadık mı?” (Nebe, 78/6-7)

Kurtubada doğan Marekeşde vefat eden meşhur Kurtuba başkadısı İBN RÜŞD (520/1126, 595/1198) el-Keşf an Minhaci’l-Edille eserinde şöyle demiştir. Bu ayete dikkat edilirse, âlemin bütün parça ve bölümleriyle birlikte insanın varlığına uygun olduğu hususunda tenbih ve işarette bulunduğu görülür… Ayet insanlar için açık bir şekilde malum olan bir hususa dikkati çekerek meseleye giriyor: “Arz”, üzerinde ikamet etmemize elverişli olacak bir nitelikte yaratılmıştır. Şayet arz ‘hareket hâlinde’ veya şimdiki vaziyetinden başka bir şekilde veyahut da şu andaki miktar ve hacminden değişik bir miktar ve hacimde bulunsaydı, orada mevcut ve üzerinde yaratılmış bulunmamız imkânsız olurdu. İşte bütün bu manalar, “Arzı döşek kılmadık mı?” ifadesinde tam olarak anlatılmıştır. Çünkü döşek (mihâd) deyimi şekil, ‘sükûn’ ve vaziyet itibarıyla var olan uygunlukların hepsini bir araya getirmektedir. Buna ilave olarak da, bu deyimde mülayim ve yumuşak olma manası mevcuttur. Şu hâlde bu ne kadar acayip bir i’câz, ne üstün bir saadet ve hoş bir belagattir! Bu da “döşek” kelimesinde, arz üzerinde bulunan her şeyin, onun üzerinde mevcut olan insana uygun olması manasının toplanmış olmasındandır. Bu ise, ancak uzun uzadıya söz tertip etme ve azımsanmayacak kadar bir zaman harcama neticesinde ulemaca tam olarak anlaşılmış bir husustur. (İbn Rüşd, el-Keşf an Menâhici’l-Edille (Felsefe Din İlişkileri/ Faslü’l-Makâl içinde), hzl. Süleyman Uludağ, İstanbul 1985, s. 286-87. )

“Allah bu âyetle (Nebe 7), dağlar sebebiyle arzın sükun halinde mevcut olmasındaki faydalara dikkati çekmiştir. Şâyet arz, olduğundan daha küçük olarak takdir edilseydi, dağsız olacağından, su ile havanın hareketinden çalkalanır, sallanırdı ve yerinden çıkardı. Böyle olunca da canlıların mahvolması kaçınılmaz olurdu. Şu halde arzın sükun vaziyetinde bulunması ile üzerindeki varlıklara uygun oluşunun, öyle tesadüfen ortaya çıkan bir şey olmadığını, sadece bir kasıdın kasdı ve müridin iradesiyle meydana çıktığını göstermektedir (İbn Rüşd, el-Keşf an Minhaci’l-Edille, s. 287.)

“(Onlar mı daha hayırlıdır,) yoksa yeryüzünü DURGUN (karar) yapan, aralarına ırmaklar koyan, üzerine sabit dağlar diken ve iki deniz arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte bir de ilâh mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.”
(Neml 61)

“Yeryüzünü sizin için DURGUN (karar) yer, göğü de bina yapan,”
(Gafir/Mu’min 64)

İsfehanda doğan meşhûr tefsîr ve nahiv âlimi RÂGIB el-İSFAHÂNÎ (343/954, 400/1010) Mufradat eserinde ayette geçen karra kelimesi için şöyle der: “Karra fi mekanihi yakirru kararan”: Yerinde hareketsiz bir şekilde donakaldı. Bu kelimenin aslı soğukluk anlamındaki kurra’dan gelmektedir. Bu da durgunluğu gerektirir. Harra/sıcaklık ise hareketi gerektirir. Ahzab 33. Ayeti: “Vekırne fi buyutikunne: evlerinizde oturun” şeklinde de okunmuştur… yevmu’l-karra: kurban bayramından sonraki güne denir. Çünkü insanlar o günde Mina’da durmaktadırlar.”
(Ragıb el-isfehani, Mufradat (2/374-375))

Yani dünyanın “karar” kılınması; durgun, sabit kılınması anlamına gelmektedir..

Allame es-Sa’di Gafir/Mu’min suresi 64. Ayetinin tefsirinde: “Karre; her türlü maslahatınız igin sakin/durgun kilinmiş, ekmeniz, dikmeniz, üzerine bina yapmanız, üzerinde yolculuk yapmaniz ve ikamet etmeniz için sabitlenmiştir” der. (Tefsiru’s-Sa’di (4/391))

Neml 61 ayeti için Fahrettin Razi: Hak Teâlâ, yeryüzünü durgun (hareketsiz) yaratmıştır. Eğer o hareketli olsaydı, ya bir doğru istikametinde hareket edecekti, yahut bir daire üzerinde hareket edecekti.Her iki takdire göre de, yeryüzünde iskân ile elde edilen faydalar elde edilemezdi. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 17/444)

Mümin 64 ayeti için Fahrettin Razi: Bil ki biz, Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerinin, yâ âfâkî deliller, ya enfüsî deliller cinsinden olduğunu beyân etmiştik. Âfâkî deliller ile, insanın dış dünyasında kalan, bu âlemdeki herşey kastedilmiş olup, bunların kısımları pek çoktur. Fakat âfâkî delillerden, bu ayetlerde bahsedilenler, gece ile gündüzün durumları ki, bu biraz önce geçti ve yer ile göğün halleridir. İşte bu da, “Allah sizin için, yeryüzünü de bir bina yapandır” ayetinde ifade edilmektedir. Ibn Abbas. buradaki karar (karargâh) ifadesine, “yaşarken de ve öldükten sonra da, insanın bulunduğu yer” manası vermiştir. Gökyüzünün bir “bina” oluşuna da, “yeryüzü üzerine kurulmuş bir kubbe” manası vermiştir. Bu ifadeyle, üzerinde tasarruf edilebilmesi için, yöryüzünün direksiz olarak tutulması, “gökyüzünün bir bina olması ifadesiyle de, duran, sabit olan, böyle olmasaydı üzerimize düşecek olan” manasının kastedildiği de söylenmiştir. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 19/325-326)

“Yeryüzünde insanları sarsmaması için üzerinde sabit dağlar, dosdoğru gidebilsinler diye dağlar arasında geniş yollar yarattık.” (Enbiya 31)

İbn Rüşd ayet hakkında: “Şayet arz, olduğundan daha küçük takdir olunsaydı, dağsız olacağından, su ile havanın hareketinden deprenir, sallanır ve yerinden çıkardı. (İbn Rüşd, el-Keşf an Menâhici’l-Edille (Felsefe Din İlişkileri/ Faslü’l-Makâl içinde))

Begavi(ö. 516/1122) , Mukatil (ö. 150/767) ve İbn Kesir (ö.774/1373) dedi ki: “En temîde bihim: dünyanın dönmemesi için demektir.” Begavi Tefsiri (5/316) Mukatil (2/353) ibn Kesir (5/340)

Fahrettin Razi tefsirinde : İbn Abbas (r.a) şöyle der: “Yeryüzü, su üstüne serilmişti. Böylece, tıpkı geminin, içindekileri sallaması gibi, yeryüzü de su üzerine serilip döşendiği için, üzerindekileri yakalayıp durmaya başladı. Bunun üzerine Allah Teâlâ, o yeryüzünü ağır dağlarla perçinledi. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 16/131)

İbn Ömer’in de şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Dağlar (kıtalar) birbirlerine bitişik idi. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hak, Nûh Kavmini suda boğunca, o dağları (kıtaları) birbirinden ayırdı ve böylece, aralarında geniş geniş yollar meydana getirdi.” (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 16/132)

Semerkantta doğan meşhur müfessir, matematikçi, astronom MUHAMMED BİN EŞREF ŞEMSÜDDİN ES-SEMERKANDȊ (Ö. 702/1303) İlmü’l-Ȃfȃk ve’l-Enfüs adlı eserinde Yasin suresi 40. ayette yer alan “Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” ifadesini Güneş için öngörülen iki feleğin onun hareketine olan etkisine yönelik açıklama için kullanmıştır. Güneş’in bu hareketini denizde yüzen bir balinanın yüzüşüne benzeten Semerkandî için bu ayette anlatılmak istenen tam da budur. (Semerkandî, ty: Sül. Ktp. Lâleli 2432/3, 58a; İstanbul, 21a; İnebey, 20b; İran, 14b.)

Bu ayete göre her şey, Allah’ın hikmetine uygun olarak yaratılmıştır. Eğer Güneş’in dönüş hızı sahip olduğu yörüngeye uygun olmasaydı bir ay içerisinde hem yaz hem de kış yaşanırdı ve hayattan söz etmemiz mümkün olmazdı. Ayrıca bu ayette Güneş’in bir gece ve gündüz içinde, yeniden tekrar doğudan yine doğuya devredip döndüğü günlük hareketine işaret edilmiştir (Semerkandî, ty: Sül. Ktp. Lâleli 2432/3, 56b; İstanbul, 16a; İnebey, 15b; İran, 11a.) R

Ayette hareket halinde olan güneş, ay, gündüz ve gecedir. Dünya hareketsizdir. Semerkandî, Dünya’nın evrenin tam ortasında olduğunu, gökyüzündeki yıldızların aynı büyüklükte olmasından anladığını ayrıca temelde gökyüzündeki dönme anlamında iki hareketten bahsedildiğini, ilki bütün evrenin dünyanın etrafındaki hareketi, diğeri ise yıldızların Dünya’nın etrafındaki paralel daireler üzerindeki hareketi olduğunu belirtmiştir.

Semerkandî İlmü’l-Ȃfȃk ve’l-Enfüs adlı eserinde şöyle demiştir: “Yıldızlar yeryüzünün etrafında sabit bir yörüngede dönmektedir. Her yıldızın istikametinde bir sonrakinden küçük olan iç içe daireler şeklinde düşünülmüş yörüngeler vardır.” (Semerkandî, ty: Sül. Ktp. Lâleli 2432/3, 56b; İstanbul, 15b-16a; İnebey, 15b; İran, 11a.)

“Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti.” (Zuhruf 10)

Fahrettin Razi: “Yeri sizin için bir beşik yaratmış..” ayetinin ifade ettiği husus.. Biz, bu kitabımızda, yerin bir “mehd-beşik” oluşunun ancak onun durgun, hareketsiz olduğu; ziraatçılık ve bina yapmanın ancak onlara riâyetle mümkün olabileceği bir takım hususî sıfatlarla muttasıf olduğu ve onun, ölülerin ve dirilerin kusur ve ayıplarını örtücü ve gizleyici olduğu için olduğunu belirtmiştik. Beşik, çocuk için bir istirahat mahalli olunca, yer de, kendisindeki pekçok rahatlık sebebiyle, “beşik” olarak nitelenmiştir. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 19/500)

Busrâ’nın Müceydilülkarye köyünde doğan Dımaşk’ta vefat eden İBN KESÎR, Ebü’l-Fidâ (701/1301, 774/1373) meşhur tefsirinde şöyle demiştir: “Sabit, üzerine yerleşilen yaygı demektir”. «O ki, yeri sizin için bir beşik kılmış…» Yeryüzünü bir döşek, sabit ve sarsılmaz kılmıştır. Onun üzerinde yürümekte, kalkmakta, uyumakta ve gezmektedirler. Bununla beraber yeryüzü su dalgaları üzerinde yaratılmıştır. Fakat Allah Teâlâ yeri şöyle veya böyle sarsılmasın ve üzerindekileri sarsmasın diye dağlarla tesbît etmiştir. (İbn Kesir (7/219))

“YERLERİNDEN OYNAMAMALARI için gökleri ve yeri Allah tutmaktadır. Onlar YERLERİNDEN OYNARSA, Allah’tan başka hiç kimse onları tutamaz.
Onun içindir ki Allah, Halîm’dir; çok bağışlayıcıdır.”
(Fatır 41)

İbn Kesir dedi ki: “Sonra Allah Teâlâ gökleri ve yeri ayakta tutan ve ikisi arasında bulunan varlıkları birbirine cezbeden yüce kudretini haber vererek buyuruyor ki: “Muhakkak ki zail olmasınlar diye gökleri ve yeri tutan Allah’tır.» Yerlerinden kayıp gitmelerini önleyen O’dur. “İzni olmadıkça, göğü yerin üzerine düşmemesi için O tutar.” (Hacc, 65) Bir başka âyette de şöyle buyurulur: “Göğün ve yerin, O’nun emriyle ayakta durması da yine O’nun âyetlerindendir.” (Rûm, 25), “Göklerle yer zail olurlarsa andolsun ki bundan sonra onları kimse tutamaz?” (Fâtır, 41), Göğün ve yerin oldukları şekilde devamlarını sağlamaya O’ndan başka kimsenin gücü yetmez. O, bunca güç ve kudretine rağmen yine de Halîm’dir, Gafûr’dur. Kullarının kendisine isyan, edip küfrettiklerini görür, hilm ile muamele eder, onların cezasını hemen çabucak vermez, te’hîr eder ve bir süreye kadar bekletir. Başkalarının da suçunu örter ve bağışlar. “Şüphesiz ki O; Halım, Gafur olandır (İbn Kesir (6/557) )

Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.” (Nahl 15)

Fahrettin Razi: Bu ayetin (Nahl 15) tefsiri hususunda cumhurdan gelen en meşhur görüş şudur: Gemi, suyun üzerine bırakıldığında, bir taraftan diğer tarafa meyleder ve yalpalar. Fakat o geminin içine, ağır bazı şeyler, eşya konulduğunda, gemi suyun yüzünde istikrar bulur ve dengelenir. İşte, tıpkı bunun gibi Allah da yeri suyun üzerinde yaratınca, bir tarafa meyletti ve yalpalamaya başladı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak yeryüzünde bu ağır dağları yarattı da, böylece, yer de, o dağların ağırlıkları sebebiyle suyun yüzünde karar kılmış oldu. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 14/185)

Horasan imamlarından Ferrâ el-Begavî (ö. 516/1122) tefsir’inde bu ayeti açıklarken şöyle demiştir: “Meyd etmesin, yani kımıldamasın. “Meyd” sallantıdır, o yana bu yana sarsılıp durmaktır. Bu cümleden olarak gemi yolcusunun çarpıldığı baş dönmesine “meyd” denilmiştir. (Mealimu’t-Tenzil (3/421))

Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır…. (Rad 3)

1217-1802 Bağdat doğumlu Seyyid ve Şerif olan Şehâbeddin Mahmûd Alusi, bu ayetin tefsirinde soyle demistir: “Bu ayetin işaret ettiği şeyi diğer ayetler de ifade etmektedir. Buna göre, dağlar, yeryüzünün durması için bir sebeptir. şayet dağlar olmasaydı yeryüzü
hareket ederdi. Usulümüze göre bu gergekten yüz çevirecek bir delil yoktur. Bunun hakiki şeklini bilmesek de buna iman ederiz.” (Alusi Tefsiri Ruhu’l-Meani (13/95) )

Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır. (Mülk 16)

Miladi 1760 yılında San‘a’nın güneydoğusundaki Şevkân’da dünyaya gelen Muhammed b. Ali eş-Şevkânî (ö. 1250/1834) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: “Yani daha önce bulunduğu durgunluk halinden sonra sarsılıp hareket etmesi demektir” (Fethu’l-Kadir (5/262))

Osman ATIF

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here