“Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır. Biz hem sizden önceki; bize de kitap verildi diyenlere, hem de size, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun diye emretmişizdir. Eğer Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edip, imansızlık ederseniz bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah kendi kendine yeterlidir. Hiçbir şeye muhtaç değildir ve övülmeye layık olandır.” (Nisa/131)

– Allah, mülkünü insanın hizmetine sunmuş ve ondan gerektiği şekilde faydalanmamıza izin vermiştir. Ancak, doğada keşfedilen ve insanlığın ortak malı durumundaki zenginlikler, yaratıcıya rağmen belli bir grup tarafından sahiplenilerek ipotek altına alınmış ve toplum sömürüye tabi tutulmuştur.

“Göklerdeki ve yerdeki varlıklar ve imkânlar tamamen Allah’ındır, Allah’ın tasarrufundadır. Hâmi ve güvence olarak Allah hepsine yeter.” (Nisa/132)

– İnsanoğlu, yaşadığı doğayı tanımak ve keşfetme arzusu ile doludur. Ancak insanların doğayı araştırmak için harcadığı caba, kendi neslinin de yok olma sürecini başlatmış ve aynı zamanda bu cabası onu, yaratılışının asli gayesi olan ilahi sorumluluklar dan uzaklaştırmıştır.

“Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah, buna hakkıyla gücü yetendir.” (Nisa/133)

– Sosyal ve kültürel alandaki entrikalar, doğayı ve evreni tanıma cabasında da kendini göstermiş, doğa ile uyumlu yaşamak yerine, ona hakim olma ilkesi benimsenmiş. Konu hakkında araştırma ve söz söyleme yetkisi paganist unsurlarca kurumsallaşmıştır. Oysa doğa Allah’ın insana sunmuş olduğu bir armağandır, onunla uyum içinde yaşamak yerine, bir çıkar ilişkisine döndürülmüştür.

– Sonuçta bizler Allah’a kul olabilmek ve nimetlerinden güzelce faydalanabilmek için bu dünyaya gönderildik, nankörlük yapmak ve onun doğasını bozmaya çalışmak için değil. Artık doğayı kendi haline bırakın, o size en güzel yaşam alanları sunacaktır.

Abdurrahman Toraman
27 Eylül 2020

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here