Tarihlerdir insanoğlu NE pahasına olursa olsun, hak ya da batıl, olumlu ya da olumsuz, duyduğunuz, işittiğiniz, okuduğunuz, seyrettiğiniz ve tüm savaşların, barışların, iyilik ve kötülüğün, dostluk ve düşmanlıkların aklınıza gelebilecek tüm olayların altında yatan GERÇEK amaç nedir biliyor musunuz”?
İzah etmeye çalışacağım konu çok hassas ve detayları için ciltlerce kitap yazılabilir. Keza okumaktan vaz geçebileceğinizi göz önüne alarak elimden geldiğince yazıyı kısa tutup, konunun detaylarına girmeden anlaşılabilir bir tarzda metne dökmeye çalışacağım. Kendi açımdan bugüne dek, konunun önemi ve mahiyeti itibari ile yazacağım en zor bir makale olacağını düşünüyorum. Rabbim hepimizin yardımcısı olsun.
Bilindiği üzere insanoğlunun asli vatanı cennettir. Rabbimiz (kalu bela) ruhlar âleminde tüm “Ruhlardan” bir söz almıştı,
“Hani Rabbin Âdem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahid tutup: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” (diye buyurmuştu). Onlar da: “Evet, şahid olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız Kıyamet günü: “Bizim bundan haberimiz yoktu” DEMEMENİZ içindir.” Araf/172
Dikkat edinin! Rabbimiz tüm ruhlara, tabiri caizse sinema ekranı gibi bir yolla, cennet ve cehennem katmanları gösterilerek onlara bir SEÇENEK sunuyor. (1)
Şöyle ki; Cennetteki en yüksek makam İNSANOĞLU içindir. Ve bu makamı hak edişin bir “BEDELİ” olacaktır… Dileyeni günah işleme kabiliyeti olmayan MELEK yaratayım, cennetteki makamı şurasıdır. Dileyeni hiçbir sorumluluk yüklenmeyen HAYVAN yaratayım, makamı şurasıdır.
Tabi ki bu seçenekler karşısında ruhlar tercihini yaptı. BAZI ruhlar ise “Ey rabbimiz bizi İNSAN olarak yarat, zira biz cennetin en yüksek makamını arzuluyoruz. Sonra biz nasıl olur da sana itaatsizlik ederiz ki…!” dediler. Böylece meleklerden daha üstün, hayvanlardan daha aşağı özelliğe sahip olacak İNSAN, kendi tercihi ile yaratılmış oldu. Ve bu İnsan denen varlığın hangi özellikleri taşıdığının ortaya çıkıp anlaşılması içinde ŞEYTAN yaratılmıştır.
Değerli okuyucu; bu bölümde sizlere Allah’a teslimiyetin şekli, anlamı ya da Şeytan ve tağut lara nasıl “LA” denilmesi gerektiği gibi konularına girmeyeceğim. Dileyen kişi bu bilgilere zaten ulaşabilir. Ben meseleyi farklı bir boyutla ele alacağım.
Arkadaşlar aklın yolu birdir öyle değil mi, peki öyleyse neden kötülükte birleşilebiliyor, hiç düşündünüz mü? Şeytanın kötülük sembolü olduğunu kabul etmeyen bir tane dahi insan bulamazsınız. Durum böyleyken nasıl oluyor da şeytani güçler yüceltilip taraftar toplayabiliyor ve tapıcıları ona ayinler düzenleyip adaklar adaya biliyor. Cevabı çok basit!.. “CENNETİ KAZANMAK” evet yanlış okumadınız Cenneti kazanmak. Dünyadaki tüm zamanların, olumlu ya da olumsuz tüm olayların temelinde yatan hakikat budur.
CENNETİ kazanmak için takip edilen yol…
1 – Allah’a mutlak teslimiyet; 
2- Şeytana mutlak teslimiyet; (2)
Peki nasıl olur canım bu, şeytana teslimiyet ile cennet hak edilir mi.! demeyin. Elimden geldiğince, herkesin anlayabileceği bir tarzda yuvarlak kelimeler kurmadan metne dökmeye çalışacağım.
Hiç, bilenle bilmeyenler bir olur mu? Allah’ın gücünü ve kuvvetini onun yüceliğini büyüklüğünü en iyi kim bilir biliyor musunuz? Ebetteki bilginler ve âlimler bilir. Peki, en büyük âlim ve bilgin kim idi? Tabi ki meleklerin ve cinlerin hocası İBLİS idi. Levhi Mahfuzu okuyan İblis, gelecekte olacak bazı olaylara vakıf idi, melek ve cinlere vaazlar verirken tabiri caizse elini masaya vurarak… “Sakının haa..! ayağınızı denk alın, içinizden biri çıkacak Allah’a isyan edecek ve şeytan olacak..!” derken kendini ve nefsini istisna görüyordu. Dolayısı ile sebepleri malum iblisin ilmi ve bilgisi kendisinin Şeytan olmasına engel olmadı.
Şeytanın cennetten kovulması nın nedenini ve kıyamet gününe kadar kendisine mühlet verildiğini hepiniz biliyorsunuz.
“Bana (insanların tekrar) diriltilecekleri güne kadar mühlet ver dedi.”Haydi öyle olsun. Sen mühlet verilmişler densin” buyurdu.(Araf/ 14-15)
Şeytan artık bu zamanı iyi değerlendirecek ve intikam alacağı hedefi ise insandı.
Şeytan dedi ki.: “Beni azgınlığa ittiğin için, ben de andolsun, Senin DOĞRU yolunda onlara engel olacağım.”
“Sonra yine an-dolsun, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım. Böylece çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.” .(Araf/ 16-17)
Şeytanın mühlet istemesi hakkında tefsirlerde farklı anlatımlar vardır, tekrar dirilmeden sonra artık ölümün olmayacağı ve böylece ölümden kurtulacağını sanması gibi.
Şimdi konuya bir adım daha atalım. Şeytana hizmet edilerek cennet elde edilebilir mi.?
Tüm zamanlarda, parmak ile sayılabilecek bir azınlıkta bulunan “İKİ GRUP” insan vardır, “Üçüncü grup bundan haberdar olmasa da (!!)” bu iki grup arasında tarihlerdir çok büyük ve çetin bir mücadele verilmektedir. İkisinin de hedefi CENNETİ KAZANMAK
BİRİNCİ grup; Ne pahasına olursa olsun insanları Allah’a itaatten uzaklaştırmaya and içmiş “Şeytana tapanlar”
Şeytanın Allah (cc) katında kutsal olduğu ve Allah (cc) ile aralarındaki münazara sonucu kendisine özel izin verildiği. İnsanların çoğunu saptırmayı başardığında, ahiret günü Allah’ın huzurunda, kendi haklılığı nın ortaya çıkması sonucu, karşılığında mükâfat olarak Şeytan ve yarenlerine CENNETİN verileceği inancına sahiplerdir.
Kısaca, bu grup dünya nüfuzunun yüzde altı sını oluşturur. Kurumsallaşma tarihi Sümerler öncesine dayanır. Davalarının bekası adına hiçbir kural ve sınır tanımazlar. Dünya siyaseti ve yönetiminde çok güçlüdürler. Kendileri dışındaki tüm insanları düşman görürler. Kendileri gibi inananların çoğalmasını kesinlikle istemezler (Cenneti kıskanırlar). Kendilerini hiçbir zaman ön plana çıkarmazlar, fakat kendilerine benzer değişik gruplar kendileri tarafından kurulmuştur (satanizm gibi). Ayrıca dünya çapında tüm dini tarikat ve cemaatleri desteklerler. Tek Tanrılı dinleri yok edemeyeceklerini bilirler, bu yüzden her semavi dine, din adı altında çeşitli şekillerde şirk bulaştırmayı başarmışlardır. Temel davaları Tevhidi inanışının yok edilmesidir.
İKİNCİ grup; Allah’ı her şeyde birleyen Muvahhid Müslümanlar;
Bu grup dünya nüfusunun yüzde üçünü oluşturur. Zor şartlar altında ve ne pahasına olursa olsun kuran ve sünnete göre yaşarlar asla Kelime-i Tevhidi bozucu söz ve amel işlemezler. Bütün insanlığa şefkat duyar kurtuluş ve saadeti için çalışırlar. Kutsal davasının hâkimiyeti adına, toplumda fitne fesat ve anarşist eylemlerde asla bulunmaz. Her olayın sebep sonuç ilişkisini Allah’ın takdiri ile olduğuna itikat eder. Hakkı, sabrı ve güzel ahlakı öğütler.
ÜÇÜNCÜ grup; İnsanların yüzde doksanını oluşturur. Bu grup çevresinde ne olup bittiği konusun da pek fikri olmayan, güdülmeyi seven büyükçe bir gruptur. Mukayese yetenekleri zayıftır. Çoğunlukla kendini İslam’a nispet ederler, bununla birlikte ibadetlerine şirk bulaştırırlar. Beşeri oluşumları hayat prensibi edinirler.. Kısacası yukarıdaki iki gruptan birine dâhil olmayan ve Ahirette en çok hüsrana uğrayacak olan kimselerdir. Kuran da en çok bu kimselerin durumundan bahsedilir.
De ki: “Amelleri açısından en çok ziyana uğrayanları sîze haber verelim mi?
“Onlar o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları boşa gitmiştir. Üstelik kendilerinin muhakkak İyi yaptıklarını zannederler. Kehf/103-104
Rabbim bizlere, hakkikati gösterip tabi olmamızı, batılı da batıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eylesin.!

Abdurrahman TORAMAN
03 Aralık 2018

Önceki İçerikIRAKLILARDA DÜZ DÜNYACI
Sonraki İçerikİlim ve Bilim Ne Demektir?
İnsanoğlunu hayrete düşüren Allah’ın o muhteşem yaratış sanatı ve hikmetleri her devirde olduğu gibi, asrımızda da büyük merak konusu olmuştur. Kâinat insanoğlunun duyu organları ile kavrayamayacağı İlahi bir takım sırları barındırmaktadır. Bu nedenle, İslami ilimler ve Astronomi konularında, teknolojik verileri de kullanarak gözlem ve araştırmalar yapıp, toplum üzerindeki etkileri analiz ederek bir sonuç değerlendirmesi yapmaktır gayemiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here