Son zamanlarda tartışmalara konu olan Ayın Işığı ve Mahiyeti hakkında değişik fikirler ve teoriler ortaya atılmıştır.  Biz bu yazı dizimizde öncelik vereceğimiz konu;  Ayın kendi ışığının olduğunu,  evrelerini kendine has bir yapıyla oluşturduğunu ve kısmi olarak ta Güneş ile etkileşim halinde olduğunu ilahi veriler ışığında da ortaya koymaya çalışacağız.
İbn.Kesir (En’âm,96).âyet-i kerîme’de Güneş ve Ay’ın ışığı konusunda şu açıklamayı yapmıştır; “Allah, Güneşle gelen şuayı (ışık demeti) bir ziya; ayın IŞIĞINI da bir nûr kılmıştır…”
Ay ve Güneşin ışık kaynağı olma konusunda ortak, ışığın muhteviyatı ve özelliği konusunda fark ola. Bu farklı ışık kaynaklarının neticeleri âlemde canlılığın devamı adına elzemdir. Güneş ve Ay ışığının yeryüzünde canlılar üzerinde meydana getirdiği birçok tesirleri bilinmektedir. Özellikle Ay ışığı, yeryüzüne en parlak dolunay durumunda iken insanlarda bir tedirginlik ve sinirlilik hali dikkat çeker. Peygamber Efendimiz her ayın onüç, ondört ve onbeşin de oruç tutulmasını tavsiye etmiştir. Ay’dan gelen ve kendine has olan ışığının, birçok olumlu/olumsuz etkiler oluşturduğu ortada iken, Ay’dan gelen ışığı basit bir güneş yansıması olarak değerlendirmek hata olur. Eğer öyle olsaydı aynı şekilde yeryüzüne yüksekçe bir yerden yansıyan güneş ışığında da bu etkilerin olması söz konusu olurdu.
AYIN KENDİ IŞIĞI VARDIR. GÖZLEMCİ BU SAYEDE AY’I GÖRÜR.
1- Denilirse ki, “Ay bir yansıtıcıdır, Güneşten gelen ışıkları Dünyaya yansıtır”
Bizde deriz ki, Dünya 4/3 sularla kaplı olması nedeni ile yansıtıcı özelliği aydan daha çoktur. Güneşten gelen ışığı Aya yansıtır. Böylece aydaki karanlık bölgenin oluşumu devre dışı kalır. (şekil-1)
2- Eğer denilirse ki, “Gece dünya zemininde bu yansıma gerçekleşemez, Ay direk ışığını güneşten alır ve yansıtır”.
Bizde deriz ki, Dünya düzdür ve aynı anda tüm dünya da gece oluşması imkânsızdır. Dolayısı ile Ay dünya yüzeyinden alacağı bu ışık yansıması nedeni ile “Ayın karanlık evresi” (gölge) oluşumu söz konusu olamaz. (şekil-2)

Fahruddin Er-Râzi konuyla ilgili açıklamasında; Ay, gökteki ayın feleğin-deki bir tur atış zamanından ibarettir. Bazıları AYIN, ışığını güneşten aldığını ve devamlı olarak bir yüzünün aydınlık olduğunu İDDİA etmişlerdir. Fakat ay güneş ile bir araya geldiğinde aydınlık olan yüzü (ya­rısı) üste gelen yarısı olmuş olur. Şüphesiz ki biz, bu durumda ayın ışığından hiçbir şey göremeyiz. Birbirinden uzaklaşmaya başladıkları zaman, ayın ışıklı tarafı bize doğru olmuş olur, bu durumda onu tamamen ışıklı olarak görürüz. Ay, güneşe yaklaştıkça, aydınlık yüzünden görülen kısım gittikçe azalır; güneşten uzaklaştıkça ise, aydınlık tarafından görülen kısım gittikçe çoğalır. Sonra bu ay, güneşle birleştiği vakitten tamamen uzaklaşıncaya kadar, her gece güneşten biraz daha uzak olur ve her gecede ayın ışığı, ayrılma vaktinden tekrar birleşme vaktine kadar daha çok görülür. Ve ay tekrar her gece güneşe biraz daha yaklaşır. Böylece de her gece onun ışığı daha az görülür, “eski bir hur­ma salkımı çöpü gibi” (Yasin, 39) (ince) oluncaya kadar azalır. İşte tabiatcılann ve müneccimlerin sözleri bundan ibarettir.

Usûlcülerin dediği ise şudur: Ay, bir cisimdir. Cisimler, cisim olmaları iti­bariyle birbirine eşittirler. Bütün mahiyetinde birbirine eşit olan şeylerin, leva­zımları (ayrılmaz vasıflan) itibarı ile farklı olmaları imkânsızdır. İşte bu yakın (kesin bilgi) ifâde eden bir mukaddime, (önerme) dir. Buna göre güneşin ve ayın kütlelerinde “ışığın” bulunması, CAİZ (mümkin) olan bir husustur. Böyle olan bir varlığın, varlığının yokluğuna tercih edilmesi, ancak hür, irâde sahibi bir fâil-i muhtar ile mümkin olur. Fâil-i muhtarın (İstediğini yapmakta serbest olan (Cenab-ı Hak) fiili olan her şey hususunda, o fâil-i muhtar var etmeye de yok etmeye de kadirdir. Bu izaha göre, ayın ışı­ğında meydana gelen bu değişmeleri, ayın güneşe yaklaşıp uzaklaşmasına dayandırmaya HACET yoktur. Aksine bize göre, güneşin kütlesindeki ışığın var­lığı, ancak kadir ve irade sahibi bir Yaratıcının var etmesi ile meydana gelmiş­tir. Ayın kütlesindeki ışık da böyledir.

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, ve gece ile gündüzün uzayıp kı­salmasında ve birbirinin peşi sıra gelmesinde, akıl sahipleri için deliller vardır” Âl-i İmrân/190  “Gökte burçlar yaratan, onların içine bir kandil ve nurlu bir ay yerleştiren (Al­lah’ın) şanı ne yücedir” (Furkan 61) buyurmuştur. Yine ayın kütlesinde bu tür de­ğişiklikler olmasaydı, felsefecilerin, “Semavî KÜTLELERİN durumlarında değişiklik olması MÜMKÜN değildir” şeklindeki ŞÜPHELERİ kuvvet kazanmış olurdu. Hal­buki Allah Teâlâ, o hükümran hikmeti ile güneşi değişmez bir hal üzere bırak­mış, AKIL SAHİPLERİ için, “güneşin aynı halde kalması ancak Allah’ın onu o şekilde bırakması ile; ayın ŞEKLİNİN devamlı değişmesi de Allah’ın değiştirmesi ile olduğu” ortaya çıksın diye, ayın durumundaki değişmeleri ortaya koymuştur. Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir
“Andolsun güneşe ve onun aydınlığına, ona tabi olduğu zaman aya…” (Şems/1-2)
“Arkasından geldiği zaman aya”;  Onun peşinden gittiği zaman, demektir. Yani güneş battığı zaman hilal gö­rülür, “Televtu fulânen” “Filanın peşinden gittim” denilir. Katade dedi ki: Bu hilalin görüldüğü gecedir. Güneş battığı vakit hilal görülür. İbn Zeyd dedi ki: Ka­meri ayın ortasında güneş battığı vakit hemen arkasından ay doğuverir, ayın sonunda ise hemen arkasından batıverir.
el-Ferra dedi ki: “Arkasından geldi” ondan aldı, demektir. O, bu açıklaması ile ayın (aydınlığını) güneşin ışığından aldığı KANAATİNİ taşıyor GİBİDİR!. Bazıları da: “Arkasından geldiği zaman aya” tam olgunlaşıp, dolunay olduğu ve ışık ve aydınlığında onun gibi olduğu zaman demektir, demişlerdir, ez-Zeccac da böyle açıklamıştır.  el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an
Tefsirde de ifade edildiği gibi Ayın kendi ışığının yanında güneş ışığı da kendinde barındırır. Bu durum ayın kendi ışığına engel değildir.
Diğer taraftan İmam Kurtubi, Yüce Allah, güneşi ve ay’ı ateşten yarattıktan sonra DOĞUŞLARI esnasında BUNLARI NUR ile büründürmüştür. GÜNEŞİN nuru ARŞIN nurun-dandır. AYIN nuru da  KÜRSİ’NİN nurundandır.
İşte asıl yaratılışları ve onlara giydirilen IŞIĞIN esası budur. Güneşin ışığı, etrafı aydınlatması ve parıldama-sı için, olduğu halde bırakıldı.  AYA GELİNCE, Ruhu’l-emin kanadını onun yüzü üzerinden geçirince, bu kanadın etkisi ile ışığı silindi soldu. Çünkü o bir ruh­tur, ruhun hâkimiyeti ise diğer eşyaya galip gelir. Böylece bu silinme insan­ların gördüğü şekliyle kaldı. Sonra ay sudan bir KAB içine yerleştirildi, son­ra da ona bir mecra tayin edildi. İşte her gece içinde bulunduğu bu KABTAN dolayı insanlara belli şekilde ve miktarda bir ay olarak görünür ve bu tama­men görününceye kadar öylece devam eder,İNSANLARDA bunu tamamiyle ve VUVARLAK haliyle görürler. Daha sonra her gece onun bir parçası tekrar ka­bına geri döner ve daha önce arttığı miktarda görünüş ve ay şekli itibarı ile eksilir.
Aya “kamer” adının verilmesi gizlenince ye kadar aydınlığı ve beyazlığı ile atmosferi ağartması (aydınlatması) ndan dolayıdır
*  Fiozof astronomicilere ve günümüz modern bilimin safsatalarına cevap niteliğinde olan, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname’sinde bu konulara ilişkin cevaplar mevcuttur.
“Malûm olsun ki, filozoflar ile halk arasında olan ihtilaf üç kısımdır ki: Bir kısımda münakaşa, mücerret SÖZE dayanır. Meselâ: Filozoflar, alemin yaratıcısına cevher deyip; cevheri, mekândan münezzeh, zatıyle kâim varlık ile tefsir eyledikleri gibi.  İkinci kısımdaki çekişmeler, dinden bir esasa ilişkin olmayan işlerdedir. O halde onlarla MÜNAKAŞA etmek, peygamberleri tasdik zaruretinden değildir. YANİ o işleri kabul, onları yalanlamayı veya aksini gerektirmez.
Meselâ:  (DERLER Kİ) Ay tutulması, yerkürenin güneş ile ay arasına girmesiyle ayın IŞIĞININ görünmemesinden ibarettir. Zira ki ay, ışığını güneşten alır. Yer ise küredir ve gök her taraftan yeri kuşatmıştır. Ne zaman ay, yerin gölgesinde kalsa, güneşin ışığı ondan kesilir, DEDİKLERİ GİBİ.
Ve dahi güneşin tutulmasının mânâsı, yerden güneşe bakan şahıs ile güneşin arasında ayın bulunması ve gölge olmasıdır. Bu durum güneşle ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri vakitte olur DEDİKLERİ gibi. Bu görüşleri dahi münakaşa ile çürütmekle durumu değiştirmek mümkün değildir….”
Allah, güneşi, ayı ve yıldızları kendi arşının nurundan yaratıp, bu su denizinin içinde balıklar gibi yüzücü eylemiştir. Bütün yıldızlardan, güneşi daha büyük ve NURLU edip, bundan sonra da AYI büyük ve NURLU etmiştir. Sonra Cibril aleyhisselâm kanadıyla ayın yüzünü mesh edip, IŞIĞINI yok etmiştir ki, nuru SÖNÜK olup, gece gündüzden fark ola. Onunla senelerin sayısı ve ayların hesabı malûm ola. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim’inde buyurmuştur: “Bir delil olan geceyi, kaldırıp, yine bir delil olan gündüzü aydınlık kıldık.” (17/12) Bunun içindir ki, AYIN yüzünde çizgiler gibi görünen siyah belirtiler NURUNUN mahvolmasındandır. (Marifetname)
Elmalılı Hamdı Yazır;  “Güneş denildiği zaman da biz her şeyden önce onun ışığını anlarız. Bundan onun kültesine ve diğer özelliklerine geçeriz ki bu bize şuurumuzdan kendimize ve ötemize geçişimizin de bir misalini vermiş olur. Zira göz ve şuuru OLMAYANLAR için nur, ışık ve güneş kavramı yoktur.
“Leyâli-i bîz” (beyaz geceler) denilen dolunay gecelerinde görünür. Gerçi başlangıçta ki hilal şeklinde onbeş onaltısına kadar hatta sonundaki mihak gecesi (kameri ayın son üç gecesi) dışında her gece az çok görülebilirse de onaltısından sonra git gide gecikip eksilerek uzaklaştığı için izleme ve uyma durumundan çıkmaya başladığı gibi, gittikçe büyüdüğü ilk haftalarında da henüz kütlesi tamam olmadan veya tamama yaklaşmadan evvel, bir güneşin ardından ona bağlı ikinci derecede bir güneş doğuyormuş gibi tam anlamıyla güneşe BAĞLI olmuş olmaz.
Ancak ayın ortalarında dolunay gecelerindedir ki güneşin batması sırasında veya batmasının hemen ardından onu andıracak şekilde dolgun bir şekilde NURLU  OLARAK DOĞAR ve sabaha kadar da IŞIĞI UZANIP GİDER. O zaman aya tam anlamıyla “güneşin talisi” yani güneşin ardından onun GİBİ gelen ikinci bir güneş demek açık olur. “
“Onların arasında ay’ı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır?” NUH/16
“Onların arasında (Nurlu gök cisimleri) ” yani dünya semasında “ay’ı bir nur kılmış.” Bu ta­bir “Temimoğulları bana geldi” yahut: “Ben Temimoğullarına gittim” deme­ye benzer. Halbuki maksat onların bîr kısmıdır. Bu açıklamayı el-Ahfeş yapmıştır,
İbtı Keysan dedi ki: Ay bu semalardan birisinde ise onların hepsinde anlamındadır. Kutrub da şöyle demiştir: “Onların arasında” buyruğu “onlarla birlikte” demektir. el-Kelbî de böyle açıklamıştır. Yani yüce Allah, gökleri ve yeri yaratmakla birlikte güneşi ve ay’ı da yaratmıştır. Dil bilginlerinin büyük çoğunluğu İmruu’l-Kays’ın:
“Son dönemlerini teşkil eden otuz aylık zaman içerisinde Üç ayrı halde bulunan kimse rahat olabilir mi?”
Sözündeki ” İçerisinde” lafzının: ” Beraber” anlamında olduğu­nu söylemişlerdir.
en-Nehhâs dedi ki: Ben el-Hasen b. Keysan’a bu âyet-i kerimeye dair so­ru sordum, o da şöyle dedi: Nahivcilerin cevabına göre eğer yüce Allah onu (ay’ı) o semalardan birisinde yaratmış ise, onların hepsinde yaratmış demektir. (Onların hepsinde yarattığını belirten ifade kullanılabilir.) Senin: -Kumaş­lardan birisine aiâmet koymuş olsan dahi-: O alâmeti i kumaşları bana ver, de­mene benzer. Bir diğer cevab da şudur: Rivayet olunduğuna göre ay’ın yü­zü semaya doğru bakar. Eğer semanın içine doğru bakıyor ise o vakit sema­ya bitişik demektir.
“Bîr nur” buyruğu yeryüzündekilere bir NUR anlamındadır.
Ata: Gökler ­de ve yerde bulunanlara bir NURDUR, diye açıklamıştır.
İbn Abbas ve İbn Ömer de: Onun yüzü yeryüzündekileri AYDINLATIR. Öbür YÜZÜ ise semada kileri aydınlatır, demişlerdir.
Güneşi de bir kandil yapmıştır.” Geçimleri için gerekli iş ve tasarruf­larda bulunabilsinler diye yeryüzündekilere bir kandil kılmıştır. 
Kuşeyrî’nin İbn Abbas’tan naklettiğine göre güneşin yüzü göklerde, ar­kası ise yerdedir (dönüktür).  el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an
Derleyen ; Abdurrahman TORAMAN
27 Şubat 2019
Önceki İçerikYUNANLILARDA DÜZ DÜNYACI
Sonraki İçerikSLAVLARDA DÜZ DÜNYACI
İnsanoğlunu hayrete düşüren Allah’ın o muhteşem yaratış sanatı ve hikmetleri her devirde olduğu gibi, asrımızda da büyük merak konusu olmuştur. Kâinat insanoğlunun duyu organları ile kavrayamayacağı İlahi bir takım sırları barındırmaktadır. Bu nedenle, İslami ilimler ve Astronomi konularında, teknolojik verileri de kullanarak gözlem ve araştırmalar yapıp, toplum üzerindeki etkileri analiz ederek bir sonuç değerlendirmesi yapmaktır gayemiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here