HER GÖKTE MELEKLERİN YARATILMASI

Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir. (Fussilet, 41/12)

İbn Abbas (r.a.) sözkonusu âyetin tefsirinde; her gökte, meleklerin yanı sıra denizlerin ve buz dağlarının yaratıldıklarından söz eder.(Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, 380; Kurtubî, 1/257.)

GÖKLERDEN GELEN YARDIM

İbn Abbas (r.a.) rivayet ediyor:” Bedir günü bir müslüman, önündeki müşriklerden birinin arkasından hızla koştuğu bir sırada, yukardan bir kamçı darbesi ve ayrıca da; Haydi ya Hayzûm diyen bir süvari sesini işitti. Bu sırada önündeki müşriğe baktı, o düşüp arka üstü yatyordu. Yanına gelip baktığında onun burnu vurulmuştu ve yüzü de kamçı darbeleriyle yarılmıştı. Bütün bu dövük yerler yemyeşildi. Ensardan bunları gören kişi gördüklerini gelip Peygamber’e anlattı. O da (sav); Doğru söyledin, bunlar üçüncü göğün yardımındandır, dediler” (Müslim, Cihad, 58; Ayrıca bak. Zehebî, el-Megâzî, 85.)

İbni Abbas (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, bir keresinde Cebrâil aleyhisselâm Nebî (sav)’in yanında oturmakta iken, Resûl-i Ekrem (sav) yukarı taraftan kapı gıcırtısına benzer bir ses işitti ve başını kaldırdı. Cebrâil:

– Bu, şimdiye kadar hiçbir şekilde açılmayıp sadece bugün açılan bir gök kapısıdır, dedi. Peşinden o kapıdan bir melek indi. Bunun üzerine Cebrâil:

– Bu, yeryüzüne inen bir melektir. Bugüne kadar hiç inmemişti, dedi. Melek selâm verdi ve Peygamberimiz’e şöyle dedi:

– Müjde! Sana, senden önce hiçbir peygambere verilmeyen iki nur verildi. Biri Fâtiha sûresi, diğeri Bakara sûresi’nin son âyetleri. Bunlardan okuyacağın her harfe karşılık sana sevap ve ecir verilir.(Müslim, Müsâfirîn 254.)

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak, 65/12)

İbni Cerir, İbni Abbas (r.a.)’nın: “Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını..” kavli hakkında şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Eğer ben bunun tefsirini size anlatmış olsaydım, siz kafir olur yani inkar ederdiniz. Sizin bunu inkârınız yalanlamanızdır. ( Taberî, XXVIII/99; Suyûtî, el-Dürrü’I-Mensur, VI/238; İbn Kesîr, IH/518. İbni Kesir, a.g.e., XIV, 7953. İbnu’l-Cevzî, VIII/300. Feydu’l-Kadir, 6/386 )

Bize Hâfız İbn Abdullah…İbn Abbas (r.a.)’nın şöyle dediğini bildirdi: “Yedi adet arz/yer vardır. Her yerde sizin peygamberiniz gibi bir peygamber, Adem gibi bir Âdem, Nuh gibi bir Nuh, İbrâhim gibi bir İbrâhim ve İsa gibi bir İsa vardır. (Beyhaki, el-Esma ve’s-Sıfat, 2/267 İbni Kesir, a.g.e., XIV, 7953. Hâkim, 11/493; Zehebî, 11/493; Suyûtî, el-Dürru’1-mensûr, VI/238; Kurtubî, 1/260 )

Münavi’nin bildirdiğine göre, Beyhaki “Bu hadisin senedi sahihtir, fakat rivayeti şazdır (sahih hadislerin öğretilerine aykırıdır).” demek suretiyle bu rivayetin zayıf olduğuna işaret etmiştir.(bk. Feydu’l-Kadir, 3/365)

– Ancak, Hakim bu hadisin sahih olduğunu belirtmiş, Zehebi de ona muvafakat etmiştir.(bk. Müstedrek, Telhis, 2/535)

YECUC MECUC VE DİĞER KAVİMLER

İbn Abbas (r.a.) rivayet ediyor; …Allah Resülü (sav) sözüne devam edip şöyle dedi : Kudretinin en acibi ve bundan daha acibini yaratmadığı bir şey varsa o da (Sara ile İbrahim her ikisi de ihtiyarlamışken melek tarafından İshak’ın ve sonra da Yakub’un doğması ile müjdelenmesidir ki,) Sara, kudretin büyüklüğüne taaccüp etmiş, bunun üzerine Cebrail ona : Ey Sara : Allahın kudret ve hikmetine taaccüp mü ediyorsun ? (Hud : 72) diye hitap etmişti.

Allahın, biri doğuda, diğeri batıda olmak üzere iki şehir yaratması da kudretinin taaccüp edilecek hallerindendir. Bu iki şehirden biri doğuda, diğeri batıda olup, doğudaki şehrin ahalisi Ad kavminden olan inananların kalıntısıdır. Batıda olan şehrin ahalisi ise Salih Peygambere inanmış olan Semud kavminin· kalıntısıdır. Doğudaki şehrin adı Süryanicede Markisya, arapçada Cebelku’dur. Batıdakinin Süryanice adı Bercisya, arapçası Cabersü’dür. Her iki şehrin onar bin kapısı olup, kapıların arası bir fersahlıktır. Her iki şehrin her kapısında onar bin silahlı bekçi nöbet bekler. Ahalisinin sayısı, o kadar çoktur ki, bir kere bekçilik ettikten sonra,. kıyamet kopuncaya kadar onlara nöbet beklemek sırası gelmez. Muhammed’in vücudunu, kudretinin tesirinde bulunduran Allah adına and içerek temin ederim ki, bu şehirlerde yaşıyan halkın sayısının çokluğu ve seslerinin gürültüsü mani olmadığı takdirde, dünyada yaşıyan bütün kavimler, doğduğu ve battığı vakitlerde güneşin gökteki denize düşmesinden husule gelen gürültüyü işitebilirlerdi.

Bu iki şehirde oturan kavimlerin arka taraflarında Mensik, Tafıl, Taris adında diğer üç kavim yaşar. Ya’cuc ve Ma’cuc’Iar onlara yakın bir yerdedirler. Cebrail, beni geceleyin Mescid-i Haram’dan alıp, Mescid-i Aksa’ya götürdüğü vakit, beni Ya’cuc ve Ma’cuc’lar yurduna da götürdü. Ben onları Yüce ve Ulu Allah’a imana çağırdım. Fakat onlar benim bu çağrıını kabul etmediler.

Cebrail, bundan sonra, beni öteki iki şehre götürdü. Onları da Yüce ve Ulu Allahın dinine ve ona ibadete çağırdım. Onlar benim çağrıımı kabul edip bütün kötülükleri bıraktılar. Din ve diyanetlerı bakımından onların en iyisi sizin en iyinizle bir derecededir, onların kötüleri sizin kötüleriniz sırasındadırlar.

Cebrail, bundan sonra, beni öteki üç kavmin yanına götürdü. Onları da Allah’ın dinine ve ona ibadete çağırdım, onlar çağrımı kabul etmediler. Yüce ve Ulu Yüce Allahı inkar edip Allah Resüllerini yalanladılar. Onlar, Ya’cuc, Ma’cuc ve Allaha isyan eden diğer kavimlerle birlikte cehennemliktirler. (Milletler ve Hükümdarlar Tarihi Taberi 1.cilt- MEB )

YILDIZLAR VE MÜNECCİMLİK

O, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız için size yıldızları var edendir. (Enam, 6/97)

Şüphesiz biz dünya göğünü ‘çekici bir süsle’, yıldızlarla süsleyip-donattık. (Saffat, 37/6)

İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim, Allah’ın zikrettiğinden başka yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kâhindir; kâhin sihirbazdır, sihirbaz da kâfirdir.” Kütüb-i Sitte, Hadis Külliyatı Tercüme ve Şerhi, Çeviren: İbrahim Canan, Akçağ Yay., Ankara, 2012, 16. Cilt, 5769.

İbn Abbas (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Yıldızlardan bir bilgi edinen , bir parça sihir elde edecektir. Bilgi arttıkça günahı da artar. “(Ebû Dâvûd Tıb 22, 51 – İbni Mâce, Edeb 28.]

Ve rızkınızı (Kur’an’dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz ? (Vakıa, 56/82)

İbni Abbas (r.a.)’ın rivayet ettiği hadiste Rasulullah (s.a.v):
“O gece bazı kimseler: “Şu Nev’e yıldızı sözünde durup yağmuru yağdırdı.” dediler. Allah-u Teala onlar hakkında: “Rızkınıza şükür olarak Allah’tan geleni mi yalanlıyorsunuz!” (Vakıa: 56/82) ayetini indirdi.” buyurmuştur. (Müslim İman: 125)

İbn Abbâs (r.a.) ebûcâd (ebced) yazıp yıldızlara bakan bir topluluk hakkında “Bunu yapanların Allah katında hiçbir nasibe sahip olmadığı kanaatindeyim.” demiştir. (Beyhakî, el-Kubrada (8/139), Taberânî, el-Kebîr’de (11/41) rivayet etmiştir, Hafız Heysemî Mecma’da (5/118))

ŞEYTANLARA ATILAN ŞİHABLAR (YILDIZ KAYMALARI)

Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. (Hicr, 15/18)

İbn Abbas (r.a.)’ya göre, şeytanlar önceleri göğe çıkmaktan menedilmemişti. Bundan dolayı göklerde dolaşıyor, meleklerden gaybın haberlerini duyuyor ve haberleri kâhinlere ulaştırıyorlardı. Kâhinler de bu aldıkları kelimelere dokuz daha katarak bunları yeryüzündekilere anlatıyorlardı. Bu kelimelerin dokuzu batıl birisi hak idi. İsa peygambt, er doğunca, onlar üç kat gökten menedildiler. Peygamberimiz doğunca da, bütün göklerden menedildiler. Dolayısıyla bu şeytanlar, kulak hırsızlığı yapmak istediklerinde, ateş parçaları ile taşlanmakta, uzaklaştırılmaktadırlar. (Mefatih ul Gayb, İmam Razi ve Kurtubi, Cilt 10 s. 20,21)

‘Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk.’ Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur.’ (Cin, 72/8-9)

Abdullah İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber’in Ensar’dan olan sahabeden biri bana haber verdi ki kendileri bir gece Rasulullah (sav) ile beraber otururlarken bir yıldız atılmış/kaymış da ortalık aydınlanmış. Rasulullah (sav) da onlara: “Cahiliye devrinde bunun gibi bir yıldız atıldığı zaman sizler ne derdiniz?” diye sordu. Oradakiler: “Allah ve Resulü en iyi bilendir. Bizler, bu gece büyük bir kimse doğdu ve büyük bir kimse öldü derdik.” dediler. Rasulullah (sav): “Şüphesiz ki bu yıldız hiçbir kimsenin ölümü ve hayatı için atılmaz. Lakin ismi çok mübarek ve âli olan Rabbimiz bir işe hükmettiği zaman hameletu’l-arş tesbih ederler. Sonra onların arkasından gelen semâ ehli tesbih eder. Nihâyet bu tesbih şu yakın semâ ehline ulaşır. Sonra arşı taşıyan meleklerin ardından gelenler, arşı taşıyan meleklere: Rabbiniz ne buyurdu? diye sorarlar. Onlar da bu taraftakilere, Rabbin buyurduğu şeyi haber verirler. Böylece semâlar ahalisinin bir kısmı diğerinden haber ister. Nihâyet o haber şu yakın semâ’ya ulaşır. Bu esnada cinler, kulak hırsızlığı yapıp süratle bir şey kaparlar da bunu kendi dostlarına fırlatırlar/söylerler ve bu yıldızla kendileri taşlanırlar. İşte bu vecih üzere yani kendisinde hiçbir tasarruf yapmadan getirdikleri şey, sabittir, vakidir. Lakin onlar buna yalan karıştırırlar ve artırma yaparlar.” (Müslim, el-Camiu’s-Sahih, (Çev., Mehmet Sofuoğlu), İrfan Yay., İstanbul, 1988, Selâm, 35, h. no: 124 Tirmizi(3224))

İbn Abbas (r.a.)’ın haber verdiğine göre, bir gün Rasûlullah (sav) beraberinde bulunan bir grup ashâbıyla birlikte Ukâz çarşısına doğru yola çıkmış; bu sırada şeytanların semadan gizlice almaya çalıştıkları haberler kesintiye uğramıştı. Bu durumu aralarında tartışan şeytanlar, iletişimin kesilmesinin sebebini araştırmak üzere gönderdikleri yandaşlarına şu emirleri vermiştir: “Yeryüzünün doğu ve batı taraflarına dağılın ve semadan gelen haber ile aranıza giren bu şeyi araştırın…” (Buhârî, Sıfatu’s-salât 23 (no: 739), Tefsîr 399 (4637).)

İbn Abbas (r.a.) kendi ifadesiyle konuya şöyle değinir: “Cinler göğe çıkarlar ve vahyi dinlerlerdi. Bir kelime işittikleri vakit ona, dokuz ilave ederlerdi. O kelime hak, ilave ettikleri şey ise batıl oluyordu. Rasulullah (a.s.) gönderilince, (gökteki) oturma yerlerinden atıldılar. Sonra durumu İblis’e anlattılar. Bu hadiseden (Peygamberin gönderilmesinden) önce (cinleri kovmak için) yıldız atılmıyordu. İblis onlara: “Mutlaka bu, yeryüzünde meydana gelen bir hadise yüzünden olmuştur!” dedi. Sonra İblis, askerlerini gönderdi. Bunlar Rasulullah’ı (sav) iki dağ arasında -zannedersem Mekke’de, dedi- ayakta namaz kılarken buldular. Sonra İblis ile buluştular ve ona bildirdiler. İblis: “Dünyada meydana gelen hadise işte budur!”dedi.” (Tirmizî, Tefsir, 69 )

Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen ‘yakıcı bir alev’ izler (ve yok eder). (Saffat, 37/10)

İbn Abbas (r.a.)’ya göre şihab yıldızları, vurdukları şeytanları, öldürmeden ve vücutlarında bir noksanlığa yol açmadan, sâdece yakıp yaralar ve felç ederler. (Taberî,XXX/90-91.)

(Karanlığı) Delen yıldızdır. (Tarık, 86/3)

İbn Abbas (r.a.) ve Ata, “Sakıb’dan maksat şeytanlara atılan yıldızlardır” söylemişlerdir.(Derveze, İzzet, Tefsiru’l-Hadis, Ekin Yayınları, İstanbul, 2008, 1.Cilt, 356–357.)

İbn Abbas (r.a.) bu tarık yıldızını, çoğul olarak, “ışıyan yıldızlar” diye tefsir etmiştir (Taberî,XXX/90-91.)

Osman ATIF

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here