GÜNEŞ, AY VE YILDIZLAR EN YAKIN SEMADADIR.

Andolsun, Biz en yakın göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip-donattık (Mülk, 67/5) 

İbn Abbas (r.a.) “en yakın semâ” lafzıyla işaret edilen yerin içerisinde yıldızların bulunduğu yer olan mekândır demiştir. (Nisâburî, Ebu Abdullah el-Hâkim, el- Müstedrek, Dâru’l-Marife, Beyrut, ts., c. 2, s. 222; Makdîsî, Ebu Şâme, el-Mürşidü’l-Vecîz, T.D.V. Yay., Ankara, 1986, s. 17. )

GÜNEŞ, AY VE YILDIZLARIN YÖRÜNGELERİ DAİREVİ ŞEKLİNDEDİR

Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya, 21/33)

Ne güneşin aya erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler. (Yasin, 36/40)

Burada İbn Abbas (r.a.) ve Süddi’den gelen rivayete göre gök; yani onların yörüngesi demektir.

İbni Abbas (r.a.) ve selef den bazı kimseler; yün eğirmek için kullanılan kirmenin yörüngesi gibi bir yörüngede, demektedirler. Bunun aslı şudur: Dilde; felek (yörünge), dairevi olan şeydir. yün eğirmek için kullanılan kirmenin dairevî yörüngesine de قلكة denilmektedir. Ebu’s-Şeyh ibn Abbas (r.a.) “Bir yörüngede yüzerler” (Yasin, 36/40) ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Semanın kapılarında tıpkı yün eğirme aletindeki topaç gibi dönerler.” Sahih mevkuf. ibn Ebi Hatim Tefsir (9/321) Ebu’ş-Şeyh Azamet (4/1186, 1211) Taberi (23/8) Durru’l-Mensur (5/627) ibn Teymiyye er-Reddu Ale’l- Mantikiyyin (s.261) ibn Hacer Tagliku’t-Ta’lik (4/258)

GÜNEŞ, AY VE KEVKEBLER HİÇ DURMADAN HAREKET HALİNDEDİR

Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. (Yâsîn, 36/38)

Abdullah İbn Abbas (r.a.) Güneşin söz konusu hareketiyle ilgili âyeti, “Güneş hiç durmadan ve herhangi bir gevşeklik göstermeden devamlı surette bir tarafa doğru akıp gider” şeklinde anlamışlardır. Böyle mâna verildiğinde âyet, “Güneşi ve ayı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan ” (İbrâhîm,14/33) âyetiyle de uyum içinde olmaktadır (İbnü’l-Cevzî, VII, 19; Kurtubî, XV, 28; Sâbûnî, III, 163).

GÜNEŞ VE AYIN YÖRÜNGELERİ HER GÜN FARKLI BİR ÇİZGİDEDİR.

Ebu’ş-Şeyh, İbn Abbas (r.a.)’dan şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Muhakkak ki Güneşin üçyüzaltmış çizgisi vardır. Her gün bir çizgiden doğar. Bir sonraki yıl gelene kadar bir doğduğu çizgiye bir daha dönmez. Güneş ancak istemeyerek doğar ve şöyle der: “Ya Rabbi! Beni kullarına doğdurma, görüyorum ki onlar sana isyan ediyorlar” (Sahih mevkuf. Ebu’s-Şeyh (4/1183) Taberi (23/622) Salebi el-Keşf ve’l-Beyan (8/139) İbn Asakir (9/271)

GÜNEŞ VE AYIN YÜZÜ SEMAYA SIRTLARI YERE DÖNÜKTÜR

Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh, 71/16)

İbn Abbas (r.a.) , İbn Ömer ve Vehb b. Münebbih’e göre, Güneşin, Ay’ın ve yıldızların yüzleri gökyüzü tarafında, sırtları da dünya tarafındadır. Kandil sözcüğünün gereği de budur. Çünkü onun ışığının yüksekliği üst tarafındadır. Öyle olmasaydı, hararetinin şiddetinden dolayı yeryüzünde ne varsa hepsini yakardı. Oysa Allah Teâlâ onu hem dünyadakiler, hem de gökyüzündekiler için nur kılmıştır. Bu izaha göre âyetin, “Güneşi de bir kandil yapmıştır ” kısmının, “Güneşi de onların içinde bir kandil yapmış” şeklinde olması gerekirdi. Ancak önceki kısmın delâletinden dolayı “onların içinde” anlamına gelen kelime hazfedilmiş, kullanılmamıştır. (Damla Yayınevi No: 211 Rûh’ul-Beyân Tefsîri Cilt: 9 )

Kuşeyrî’nin İbn Abbas (r.a.)’dan naklettiğine göre Güneşin yüzü göklerde, arkası ise yerdedir (dönüktür).  (Kurtubi el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an)

GÜNEŞ VE AY’IN YARATILIŞI – HADİSİ ŞERİF

Abdullah İbn Abbas (r.a.) (619-687)’ın İbn Cerir Taberi Tarihinde geçen meşhur Hz. Muhammed (sav)’den rivayeti günümüz astronomi çalışmaları için çok önemli bir kaynaktır.

İkrime (642-723) şöyle demiştir: İbn Abbas (r.a.) günlerden bir gün bir yerde oturuyordu, bu sırada yanına biri gelerek :

-Ey Abbas’ın oğlu Bilgin olan (El-habr) Ka’b’dan acip sözler işittim, Güneş ile ay hakkında birtakım sözler söylüyor, dediği vakit İbn Abbas (r.a.) dayanmış bir halde bulunuyordu, o, adamın bu sözlerini işittikten sonra, çarçabuk ayaklarını dikerek oturdu ve :

-Ne söylüyor ? diye sordu. Katına gelen adam :

-Kıyamet günü Güneş ile Ay yaralanmış ve ayakları kesilmiş deveye benzer bir halde getirilir, bundan sonra her ikisi de cehenneme atılırlar,diye söylüyor, cevabında bulununca, pek ziyade darıldığı için İbn Abbas’ın (r.a.) (bir) dudağı yukarıya fırladı, diğeri de aşağıya sarktı o, bundan sonra :

-Ka’b yalan söylüyor, yalan ! diye bu sözünü üç kere tekrarladı ve :

-Bu, Yahudilerin sözleridir, Ka’b bunu İslamiyete sokmak istiyor, Allah kendisinin emrinde ve kendine muti olan mahluklarına azap çektirmekten çok uzaktır, sen, kutlu ve Yüce Allah’ın ayetlerini işitmedin mi? dedikten sonra şu ayeti okudu : ” Güneşi ve Ayı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır.” (İbrahim, 14/33). Ayette anılan De’b, (emek sarfedip çalışmak) burada Allah’a boyun eğmek ve itaat etmek demektir. O halde Allah kendisine itaat eden iki kulunu niçin cezaya çarptırsın, bundan başka Allah kendisine itaat edip seyir ve harekette bulunduklarından dolayı onları övüyor. Allah bu Yahudi bilginini öldürsün, onun bilginliğini takbih etsin, o, Allah’a karşı ne kadar cesaretli davranıyor, Yüce Allah’ın emirlerine boyun eğip, itaat eden bu iki kuluna karşı ne kadar büyük iftiralarda bulunuyor, dedikten sonra, taaccüp edip : ” Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: ‘Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz.”(Bakara, 2/156) ayetini okudu. Bundan sonra yerden ufacık bir ağaç parçası alarak toprağı kazmaya başladı, uzun bir müddet geçtikten sonra başını yukarıya kaldırdı. Ağaç parçasını yere atarak Size Yüce Allah Resülü’nden (sav) işitmiş olduğum bu hadisi Anlatayım mı? Allah Resulü (sav) bu hadisinde Güneş ile ayın yaratılışlarını ve akibetlerini anlatıyor, dedi. Biz, Allah senden razı olsun, anlat dedik. Bunun üzerine o şu hadisi rivayet etti :

BAŞLANGIÇTA İKİ GÜNEŞ YARATILMIŞTIR

Allah Resulün’e (sav) Güneş ve Ay hakkında sordular. O, soranlara şu cevabı verdi :

-Kutlu ve Yüce Allah mahluklarını mükemmel olarak yarattı, yaratılmayan ancak Adem kalmıştı. Mahluklarını meydana getirirken arşının, nurundan iki Güneş yarattı. (Ay ve Güneşi Arş’ın nurundan yarattı.)

GÜNEŞ DÜNYA BÜYÜKLÜĞÜNDE AY GÜNEŞTEN BİRAZ KÜÇÜKTÜR.

Birini ezeli olan ilminde Güneş halinde bırakmayı kararlaştırdı, bu iki Güneşten birini doğacağı ve batacağı yerler arasında dünya gibi bir biçimde yarattı (Güneşin cismi bu cihanın cürmi, cismi kadardır), ezeli olan ilminde nurunu belirsiz edip, Ay haline çevireceğini kararlaştırdığı Güneşi ise ötekisine nispetle küçük yaptı.(Ayınki biraz daha eksiktir. ) Bu iki Güneşin küçük gözükmesi, göğün çok yüksekte olup yerden uzak olmasından ileri gelmektedir. Allah bu iki Güneşi önce yarattığı hallerinde bırakmış olsa idi (Eğer Ay ilk yaratıldığı gibi kalsaydı), geceler gündüzlerden, gündüzler de gecelerden ayırt edilemezdi. (Ay ve yıl hesabı malûm Olmazdı)

AYIN IŞIĞI GİDERİLMİŞ (EKSİLTİLMİŞ) NURU KALMIŞTIR.

Kudretli ve Ulu Allah, kullarının ihtiyaçlarını pek iyi bildiği ve kullarına pek merhametli olduğu için, Cebrail’i gönderdi (Cebrail’ e emretti), Cebrail o vakit Güneş halinde bulunduğu Ayın üzerinden kanadını üç defa geçirdi (üç kez sildi ) ve böylece Ayın aydınlığını giderdi (nuru eksildi ). (Ayda şimdi görünen lekeler Cebrâil (as)’ın Kanad izidir.) Bundan sonra Ay’da, ancak nur kaldı. Yüce ve Ulu Allah bunu kitabında şu ayette anlatmaktadır :“Geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık.” (İsra, 17/12). Allah Resülü (sav) sözüne devam edip şöyle dedi: Ay’da görmekte olduğumuz çizgilere benzeyen siyahlık bu gidermenin işaretidir.

GÜNEŞ VE AY CİSİM VE IŞIK OLARAK İKİ KISIMDAN OLUŞMAKTADIR.

Yüce Allah bundan sonra Güneş için arş nurunun aydınlığından (nurundan) bir taşıt yarattı. Bu arabanın 360 kulpu (köşesi) vardı. Bu kulplardan herbirine bir meleği memur etti (muhafız bıraktı ). Meleklerden herbiri bu kulplardan birine yapıştı. Ay’a ve onun taşıtına da göklerin ahalisinden 360 meleği memur etti. Onlar da onun kulplarına yapıştılar. Allah her ikisi için de yer’in iki tarafında ve göğün etrafında doğacak ve batacaklan yerleri, batıda siyah çamurdan 180 pınar yarattı ki, Yüce Allah bunu kitabında şöyle anlatmaktadır : “Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik. O da, bir yol tuttu. Sonunda Güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu…(Kehf, 18/84-85-86). Yüce Allah doğudada aynı miktarda siyah çamurlu pınarlar yarattı. Pınarlar, kuvvetli kaynarken kazan gibi kaynarlar, onun her gün ve gece doğacak ve batacak yeni yerleri var. Bu pınarların baştarafı doğu, son tarafı batıdır. Yazın, Güneşin doğacak yerleri ile batacak yerlerinin arası uzun, kışın doğacak yerleri ile batacak yerlerin arası daha yakındır.(Güneş, doğudaki pınar gibi hergün bir pınardan doğar, karşısında olan pınarda dolanır.)

Allah bunu kitabında :” O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir.”(Rahman, 55/17) diye anlatır, yani, doğacağıyer orada, batacağı yer burada, demek ister. Yüce Allah, bu ayette Güneşin doğacağı ve batacağı yerlerin hepsini de anmadı, ancak sonradan maşriklerin ve mağriblerin Rabbi diye çoğul kalıbına sokarak anlattı. Böylece bu pınarların sayısınıda anmış oldu.

GÜNEŞ VE AYIN BULUNDUĞU SEMA TUTULMUŞ DALGA YANİ DURGUN SUDAN İBARETTİR.

Allah, aynı zamanda göğün aşağısında bir deniz yarattı (göğün altında havada bir deniz vardır). Bu deniz üç fersahlık bir kareyi işgal eder. Bu deniz, her tarafı sarılıp tutturulınuş olan bir dalga olup, Allah’ın emriyle gökte bulunur.(Doğudan batıya kadar Allah’ın buyruğu ile şöyle gökte durur) Bu denizden bir damla olsun su damlamaz.(Katresi Yer’e dökülmez) Adeta bütün denizler bir yerde sabit olduğu halde, bu deniz atılmış ok süratinde akar. Bu dalga, havada doğu ile batı arasında uzatılmış bir ip gibi dosdoğru hareket eder. Güneş, Ay ve seyyareler, bu denizin dalgalarının derinlikler içinde seyir ve hareket ederler.(Öteki beş kevkebde öyle yaparlar) Allah bu hali ” Geceyi, gündüzü, güneşi ve Ay’ı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. “(Enbiya, 21/33) diye· anlatmaktadır. Felek arabanın bu denizin derin dalgaları içinde yürümesinden ibarettir. Muhammed’in vücudunu, kudretinin tesirinde bulunduran Allah adına and içerek : Güneş, bu denizin dışarısına çıktığı takdirde (Güneş o enginde gitmeseydi ve sudan doğmasaydı), yerdeki kaya ve taşları yakacağını ( yanıp kül olurdu) Ay bu denizin dışarısından doğarsa, yeryüzünde yaşıyanların onun güzelliğine düşkün ve aşık olup, Yüce Allah’ı bırakarak, ona tapmış (secdeye kapanırdı) olacaklarını teyit ederim. Ancak Allahın bu gibi, kötü işlerden koruduğu veli kulları bundan korunurlardı.

İbn Abbas (r.a.) Ali bin Ebu Talib’in : Ey Allah Resülü ! Atam anam sana feda olsun, sen· seyyarelerin (kevkeblerin) Güneş ve Ay ile birlikte seyir ve hareket ettiğini söyledin, seyyareler nedir ? diye ..sorduğunu nakleder. Allah Resülü (sav) onun bu sorusunu şöyle cevaplandırdı :

GÜNEŞ, AY VE KEVKEBLER BU SUDA YÜZMEKTEDİRLER.

-Bunlar beş yıldız olup, Bercis (Müşteri), Zuhal, Utarid, Behram (Merih) ve Zühre adlarını taşırlar. Bu beş yıldız Güneş ve Ay ile birlikte, onlar gibi, seyir ve hareket ederler. (Bu beş yıldız da Ay gibi doğudan doğarlar. Batıda dolanırlar. her birinin bir taşıtı vardır. Nitekim Ay’ın ve Güneşin de vardı. O taşıtlar hava boşluğundaki suların içinde yürürler ve Hak Teala şöyle buyurur: “Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler. Bütün yıldızlar ayrı bir felekte yüzerler” (Yasin,36/40). Eğer yüzmeselerdi Hak Teala yüzerler demezdi. Hemde bütün yıldızlar, bu beş yıldız dışında, her birisi gök boşluğunda yerli yerinde dururlar.) Bunlardan başka yıldızlar ise, kandillerin mescitlerde asılı bulunduğu gibi göklerde asılı dururlar. Bunlar Allah’ı takdis ve ona ibadet ederek gök ile birlikte dönerler. Allah Resülü (sav) sözüne devam edip şöyle dedi :

-Siz bunu açık bir surette görmek ve bilmek isterseniz, feleğin dönüp dolaşmasına bakınız, o, bir defasında şurada, diğer bir defasında başka bir yerde gözükür. İşte bu, seyyareler hariç olmak üzere göğün bütün diğer yıldızlarıda birlikte dönüp dolaşmasıdır. Bunların bugünkü dönüp dolaşmaları, gördüğünüz gibidir. Bu dönüp dolaşmalar, onların ibadetleri ve namaz kılmalarıdır. Bunlar kıyamet kopuncaya dek bu şekilde seyir ve hareket ederler. Bunların değirmen taşı gibi süratle hareketleri ise, kıyamet gününün korkunç hallerinden ve depremlerindendir. Yüce Allah kitabında ” O gün gök, sarsılıp çalkalanır. Ve dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür. İşte o gün, yalanlayanların vay haline, Ki onlar, ‘daldıkları saçma bir uğraşı’ içinde oynayan-oyalananlardır.” (Tur, 52/9-10-11-12) Güneş doğduğu vakit (Güneş her gün taşıtı üstünde bir pınardan doğar.), pınarlarlan birinden, arabası üzerinde olduğu halde, peyda olur, onun idaresine memur olan 360 melek, kanadlanın yaydıkları halde Allahı eksikliklerden tenzihle onu takdis ve ona ibadet ederek arabayı (enginliğin içinden) felekte çekerler. Onlar gece ve gündüzlerin saatleri sona erinceye kadar, gece, gündüz bu vazifeyi görürler.

TAM VE KISMİ GÜNEŞ VE AY TUTULMALARINDA ARAYA GİREN BİR CİSİM BULUNMAMAKTADIR.

Allah, Güneş ile Ay’ı denemek istediği vakit, kullar Allah’ın belgelerinden bazısını görürler. Allah bu belgeyi göstermekle kullarını günahlarından tövbe edip, kendisine itaat ve ibadete çağırır. Allah, bu belgesini göstermek istediğinde, (Güneşe taşıtından dışarı çık! Der.) Güneş arabasından yuvarlanarak denizin derinlikleri içine düşer, bu deniz felektir. Allah, bu belgesini büyütmek ve kullarını korkutmak istediği vakit, Güneş tamamıyla arabadan yuvarlanır, arabanın üzerinde Güneşin bir parçası bile kalmaz, (O vakit insanlar Güneş tutuldu! derler.) bu vakit gün kararır, yıldızlar gözükür (Dünyaya karanlık dolar). Bu, Güneşin tamamıyla tutulma halidir. Allah bundan daha küçük belgesini göstermek isterse, Güneşin yarısı, yahut üçte biri veya üçte ikisi suya düşer, diğer paçaları arabanın üzerinde kalır. Bu, Güneşin küçük ölçüde tutulma halidir. Allah, bu yolla Güneşi veyahut Ay’ı dener, kullarını korkutarak günahlarını affetmesi için yalvarmaya çağırır. Bu hallerden hangisi vukua gelirse gelsin, arabayı çekmeye memur olan melekler (360 melek şaşkınlaşırlar) ikiye bölünürler, bir kısmı Güneşi arabaya, diğer bir kısmı da arabayı Güneşe doğru çekerler (Güneşi engin sudan çıkarırlar), bu görevleri esnasında, Allah’ı bütün eksikliklerden tenzih edip, onu takdis ve ona ibadet ederek arabayı veyahut Güneşi çekerler, gerek yaz, kış ve gerek güz ve ilkbahar mevsimlerinde, gece ve gündüzlerin saatleri müddetince namaz kılarak, gece ve gündüzlerin uzunluğunu arttırmamasını temin ederler. Allah onlara bunun ilmini ilham etmiş, onlara bu kuvveti vermiştir. Siz Güneş ile Ay’ın kendilerini örten bu denizin derinliklerini içinden azar azar olarak çıktığını görüyorsunuz, Güneş veyahut Ay’ı tamamıyla denizin dalgaları içinden çıkardıktan sonra, memur olan bütün melekler bir araya toplanarak Güneşi (veyahut ayı) arabanın üzerine koyarlar, Allah’ı bütün eksikliklerden tenzih ederek, onu takdis ve ona ibadet ettikleri halde arabayı çekerek batıya getirirler. (O vakit halk: Güneş, tutulmaktan kurtuldu! Derler.) Batmakta olduğu yerine getirdikten sonra, Güneşi o pınara sokarlar. (Güneş o çeşmelerden birisinden dolanınca) Bunun üzerine Güneş. göğün ufkundan pınara düşer. Battıktan sonra Güneş, meleklerin süratli uçuşları ile, bir gökten diğer göklere götürülür, en yüksekteki yedinci göğe ulaşır (melekler onu gökten göğe Arş’ın altına iletirler), Arş’ın altında secdeye kapanır, Güneşin idaresine memur edilen melekler de onunla birlikte secde ederler. (Bu yolda Hak Teala şöyle buyurur: ” Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. ” (Yasin, 36/38) Güneş, bundan sonra bir gökten diğerine iner, dünya göğüne geldiği vakit tan yeri açılır. Pınarlardan birinden doğarak alçaldığı zaman tan yeri aydınlanır, gökten alçaldığında Güneş dünyayı aydınlatır.

GECENİN YARATILMASI VE GÜNDÜZÜ ÖRTMESİ

Allah Resülü (sav) sözüne devam edip dedi ki :

-Allah, doğu tarafın da yedinci denizin üzerinde karanlıktan bir perde yarattı. Bu perde Allah’ın dünyayı yaratmasından kıyamet (Ona bir meleği vekil bırakmıştır.) kopuncaya kadar olan gecelerin sayılarına göredir. Güneş batacağı yere geldiğinde, gecelerin idaresine memur olan melek. gelerek perdenin karanlığından bir avuç alır (o karanlıktan bir avuç alır), bundan sonra batıya gelir, avucundaki karanlığı azar azar parmakları arasından dağıtarak ufuktaki kırmızılığın bitmesini bekler. Kırmızılık bittikten sonra (Şafak kaybolunca), avucundaki bütün karanlığı dağıtır. Melek, bundan sonra kanadlarını yayar , onun kanadları yeryüzünün iki tarafında, göğün iki çevresine ulaşır. Yüce Allah irade ettiği nispette, gök ve yerin çevresi haricinde havada uzanır (kanadı doğudan batıya yetişir). Melek, Yüce Allah’ı her eksiklikten tenzih ve takdis eder ona ibadet edip, iki kanadı ile karanlığı sevk ve idare ve batıya ulaşıncaya kadar böylece hareket eder (ve kanadı ile o karanlığı doğu dan batıya kadar sürer). Melek, batıya geldiğinde, doğu tarafından tanyeri açılır (sabah vakti erişince). Melek bundan sonra, kanadlarını birbirine yanaştırır, iki avucu ile karanlığın parçalarını birbirine yanaştırdıktan sonra onu avucu içine alır. Bundan sonra doğudaki karanlığı alarak batıya getirip (o karanlığı yine kanadıyla sürüp doğudan batıya iletir) yedinci denizin üzerine, koyar (batıda yerleştirir). Bunun üzerine gecenin karanlığı yedinci denizin üzerinden başlar. Bu perde ( ne zaman) doğudan. batıya nakledilirse (gelirse), sur üfürülür, surun üfürülmesiyle (o vakitte Kıyamet kopar.)dünya yıkılır. Böylece dünya bozuluncaya dek günler doğu tarafından aydınlanır.

Allah Resülü (s.a.v.) şöyle dedi:

– Güneş, Arş’ın altında secde kılar, bütün melekler ki şimşek vekilidirler, vakit sabah olunca, Hak Teala’dan onlara Güneş yeniden doğu’ya varsın diye ferman gelir. Sonra da Güneş doğsun diye o melekler onu bir taşıta koyarlar. Gökten göğe götürürler. Taa Doğuya gelinceye dek. Vakta ki Güneş doğuya gelir. Doğudan doğmaya başlar. Ay’ında doğması ve dolanması Güneş gibidir. Taa kıyamet yaklaşıncaya kadar bunun gibidir. Gecelerin karanlığı öteki karanlık perdesi tarafından gelir.

KIYAMETİN KOPUŞU İÇİN GÜNEŞ VE AYIN DURMASI DÜNYAYI KARANLIĞIN SARMASI

Allah’ın, kullarını günahlarından tövbe ettirmek üzere tayin ettiği vakit gelinceye dek Güneş ile Ay kendilerinin doğacak yerlerinde doğmakta devam ederler, doğmakta oldukları yerlerden batıya doğru seyreder, oradan en yüksekteki yedinci göğe yükselirler. Arşın alt tarafına gelerek secdeye kapanırlar. Allah’ın kullarını tövbeye çağıracağı vakit geldiğinde, yeryüzünde günahkarlar ve günahlar çoğalır, hayırlı işler işleyen kalmaz, hayırlı işleri emir ve tavsiye eden bulunmaz, yeryüzünde kötülük çoğalır, yayılır. Kötülükten meneden de kalmaz. (Allahü Teala halkın üzerine tevbe kapısını kapar.) Yeryüzünün hali bu şekli aldıktan sonra, Güneş arşın alt tarafında bir gece kadar alıkonulur (Güneş, Arş’ın altına gelince, bir gün secdede kalır.), Güneş nereden doğacağı hakkında emir verilmesini isteyerek secdeye kapanır, fakat ay arşın alt tarafına gelerek Güneşle birlikte secdeye kapanıncaya dek ona cevap verilmez. Ay da nereden doğacağını sorar, ona da cevap verilmez, Güneş üç gece, Ay iki gece, kadar arşın altında alıkonulur (Bu cihan karanlık içinde kalır. Yıldızların nurundan başka nur kalmaz.),

KIYAMETİN KOPUŞU İÇİN GÜNEŞ VE AYIN BATIDAN DOĞMASI

Güneş ile Ay üç gece kadar bu halde kaldıktan sonra (Üç gün kadar bir zaman geçince ), Cebrail Güneş ile Ay’ın yanına gelerek : Yüce ve Ulu Allah size adeta battığınız yerinize dönerek oradan doğmanızı emrediyor, bundan sonra Rab size aydınlık vermiyecektir, der, Güneş ile Ay bundan müteessir olarak ağlarlar, onların ağlamasını yedi gök ahalisi ile arşın balkonlarında yaşıyanlar ve arşı kaldırmaya memur olan melekler de işitirler, Onlar da Ay ile Güneşin bu halinden, ölüm ve kıyamet gününün korkunç vaziyetinden müteessir olarak ağlarlar. Yeryüzünde yaşıyanlar Güneş ile Ay’ın adeta doğdukları yerlerinden doğacaklarını beklerlerken, kafalarının arka tarafından, iki kara kargaya benzer bir halde simsiyah ve tortop olarak doğduklarını, Güneş ve Ay tutulduğu vakitlerde olduğu gibi Güneşi ziyasız, Ay’ı nursuz bir halde görürler (Nursuz ve kara kalkan gibi göğün ta ortasına gelirler ). Bunun üzerine yeryüzünde yaşayanlar bağırıp çağırmaya başlarlar. Analar çocuklarını, dostlar, kalblerinin meyvası hükmünde olan dostlarını unuturlar, herkes karşılaştığı bu dehşetli hal ile meşgul olur. İyi ve hayırlı kimselerin ağlamaları o gün faydalı olur, onların bu hareketi amel defterlerine ibadet olarak yazılır. Azgın ve bozuk kişilerin ağlamaları o gün kendilerine fayda vermez, onların ağlaması amel defterlerine azgınlık olarak yazılır. Ay ile Güneş birbiriyle yarışan, öne geçmek için birbiriyle çekişen ve birbirinin dengi olan iki deveye benzer bir halde göğe doğru yükselirler. (Her gün dolandıkları pınardan dolanmamak isteyince Hak Teala ‘nın emri ile melekler buna engel olurlar.) Göğün ortasından ibaret olan göbeğine geldikleri vakit, Cebrail yanlarına gelerek boynuzlarından yakalayıp onları batıya iade eder onları eskiden batmakta oldukları pınara gurup ettirmeden tövbe kapısınıda batırır.

GÖĞÜN BATI TARAFINDAKİ TÖVBE KAPISININ KAPATILMASI

Allah Resülu (sav) bunu anlatırken Ömer bin Hattap ; Ey Yüce Allah Resülü ! Kendim ve ailem yolunda feda olsun. tövbe kapısı nedir ? diye sordu. Allah Resülü (sav) onun bu sorusuna şöyle cevap verdi : Ey Ömer ! Allah, tövbe için batının arka tarafında ayrı bir kapı yarattı, bu kapının iki tane kanadı olup, inci ve mücevherle süslenmiştir, bu iki kapının arası, süratle koşan süvari için kırk yılda geçilecek kadar bir yoldur. Bu kapı, Allah tarafından yaratıldıktan beri açık olup, ancak Güneş ile Ay’ın batıdan doğduğu gecenin sabahında kapanacaktır. Adem’den bugüne kadar kulların tekrar günahkar olmamak üzere kıldıkları doğru tövbeler o kapıdan içeriye girer, Yüce ve Ulu Allah’ın katına yükselir…

…Dünyanın nizamı bozulduğu vakit. Cebrail o kapıya gelir, her iki kanadını kapatır, kanadları birbirine bitiştirerek, aralarında hiçbir açıklık bulunmayacak bir hale getirir. Tövbe kapısı böylece kapandıktan sonra İslamiyette yapılan hiçbir hayırlı amel fayda vermez, ancak bundan önce hayırlı olan insanların amelleri leh ve aleyhlerinde olmak üzere Allah katına ulaşır. Ve Hz. Muhammed (s .a.v.) şu ayeti okudu: Yüce Allah bunu şu ayetinde anlatır : ” Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: ‘Bekleyin, biz de elbette beklemekteyiz.’ (Enam, 6/158)

GÜNEŞ VE AYIN TEKRAR IŞIKLARINA KAVUŞMASI VE KIYAMETİN KOPMASI

Söz buraya geldiğinde Ubey bin Kaab : Ey Allah Resülü ! Atam ve anam sana feda olsun, bundan sonra Güneş ile Ay’ın ve dünya ile halkının hali ne olacaktır? diye sordu. Allah Resülü (sav) ona şu cevabı verdi :

-Ey Übey ! Güneşle Ay bu hadiselerden sonra tekrar nur ve aydınlık giyimlerini giyerek (Ay’a Güneş’e Allahü Teala yine nurunu bollaştırır, feyizlendirir ) eskiden olduğu gibı, doğacak ve batacaklardır (Önceleri olduğu gibi doğu ‘dan doğarlar batıdan dolanırlar.), insanlara gelince, onlar, belgelerin acı ve kaygılı olduğunu gördükten sonra, dünyalarını onarmaya başlarlar, kanallar kazarlar, ırmaklar akıtırlar, ağaçlar dikerler, yapılar yaparlar. Fakat dünyanın ömrü kısa olup, surun üfürülmesiyle Güneşin batıdan doğuşuna kadar geçen müddet yeni doğan at yavrusunun binilecek kadar büyümesi için kafi gelmez (henüz üzerine binilmeye gücü olmadan Kıyamet kopar ve İsrafil de borusunu çalar. diye cevap verdi.

KIYAMET KOPTUKTAN SONRA GÜNEŞ VE AY ASILLARINA RÜCU EDERLER

Yüce Allah Ay ile Güneşi hesap yerine çağırır. Güneş ile Ay siyah ve tortop oldukları halde getirilirler, onlar kaygu, ıstırap içinde ve titrek bir halde bulunurlar, o günün dehşetinden Ay ve Güneş korkudan kapkara olurlar. Allahü Teala onlara: – Arş ‘ın altında ikiniz de secde ediniz! .. Diye emreder. Arşın hizasına geldiklerinde secdeye kapanırlar ve : Ey Rabbimiz ! bizim itaatimizi, sana ibadet edip dönüp dolaştığımızı, dünya günlerinin devamı müddetince senin emrine boyun eğerek süratle seyir ve hareket etmiş olduğumuzu biliyorsun, müşriklerin bize taptıklarından dolayı bizi azaba çarptırma biz sana ibadet etmeyi unutmadık, derler. Kutlu ve Yüce Allah onlara : doğru söylüyorsunuz, ben sizi yeni baştan yaratarak eski halinize iade etmeyi kararlaştırdım, sizi ne gibi bir maddeden yaratmış isem, aslınıza dönünüz,der. (Siz benim itaat edici kullarımsınız. Arş’ımın nurundan yarattım sizi, yine arşımın nuruna geri göndereceğim.) Bu ilahi emir üzerine her ikisinden bir yıldırım parlar, bunun parlaklığı gözleri kamaştıracak dereceyi bulur. Bundan sonra bu parlayan madde arşın nuruyla birleşir. Yüce Allah şöyle der : ” Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır. ” (Buruc, 85/13).

İkrime diyor : İbn Abbas (r.a.) ‘ın yanından kalkarak bu hadisi işitenlerle birlikte Ka’b’ın yanına geldik. İbn Abbas (r.a.) ‘ın sözlerini ve Allah Resülünden rivayeti anlattık. Kab yerinden kalktı, hep birlikte İbn Abbas (r.a.) ‘ın katına geldik. Ka’b, İbn Abbas (r.a.) ‘ya : benim hadisim hakkında sözlerini duydum, ben, Allahdan kendimi yargılamasını diler, tövbe ederim, ben, o sözleri eski bir kitapta okumuştum (Ben söylediğim o sözleri eski kitaplardan söyledim.), o kitap elden ele dolaşıyordu. Bunun Yahudiler tarafından ne derece değiştirilmiş olduğunu bilmiyorum, sen ise yeni bir eserden, Yüce ve kudreti büyük olan Yüce Allah tarafından son zamanda indirilmiş olan kitaptan, peygamberlerin ulusundan ve hayırlısından naklediyorsun. Ben, o hadisi senden işitip ezberlemek isterim, onu bana nakledersen. bu benim öteki hadisimin yerini tutar, dedi. ibn Abbas (r.a.) , onun bu ricasiyle hadisi tekrarladı. (Abbas oğlu Abdullah bu hadisi başından sonuna kadar bir harfi eksiksiz olarak okudu. ) Ben de bunu parça parça olarak kalbimde yerleştirdim. İbn Abbas (r.a.) hadisi tekrarlarken önce bize söylediklerine bir şey de eklemediği gibi bir şey de eksiltmedi, hiçbir parçasını öne geçirmedi, sona da bırakmadı. Bunun üzerine benim İbn Abbas (r.a.)’ya olan saygım ve sevgim arttı ve hadis ezberlemeye de rağbetim fazlalaştı.

(Milletler ve Hükümdarlar Tarihi Taberi 1.cilt- MEB (Not: parantez içindekiler Tarih-i Taberî Tercemesi Cit: 1 Sağlam Yayınları) )

Osman ATIF

Birinci Bölüm link

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here