Abdullah İbn Abbas (r.a.) Kimdir?

Abdullah İbn Abbas (r.a.) hicretten üç yıl kadar önce Mekke’de doğdu. Mekke’nin fethinden sonra Medine’ye hicret etmiştir. Bu sıralarda henüz 11-12 yaşlarında bulunuyordu. Peygamber’in zevcelerinden olan Meymûne teyzesi olduğu için bazı geceler Peygamber evinde konuk edilirdi. Peygamber’e karşı olan sevgisi, bağlılığı ve samimi hizmetleri sebebiyle onun takdirini kazanmış ve “Allahım, ona Kitab’ı öğret ve dinde mütehassıs kıl!” duasına nâil olmuştur (Buhârî, “ʿİlim”, 17; “Vuḍûʾ”, 10). Abdullah İbn Abbas (r.a.) ( radıyallahü anh ) Eshâb-ı kiram arasında ilminin üstünlüğü ile tanınmıştır. Eshâb-ı kiramın en üstünlerinin meclisinde bulunmuş, hadis, fıkıh ve Kuran tefsiri konusunda ilim öğrenmiştir. İbn Abbas’ın (r.a.) talebeleri arasında birçok büyük alim bulunmaktadır. İkrime, Mücâhid, Atâ, Saîd b. Cübeyr, Tâvûs, Saîd b. Müseyyeb bunlardan bazılarıdır. hicri 68 milad. 687 senesinde Taifte vefât etmiştir.

GÖKLER VE YERİN YARATILIŞI

Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara, 2/29)

ibn Abbas (r.a.), “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı…”(Bakara 2/29.) âyetiyle ilgili olarak şöyle söylemiştir.

Allah’ın arşı su üstünde idi. (Hud 7)

Sudan önce hiçbir şey yaratmadı. Allah mahlûkatı yaratmayı murad edince sudan bir duman çıkarttı ve bu duman suyun üstünde yükseldi. (Fussilet 11)

O bakımdan ona “sema” adını verdi. Daha sonra suyu kuruttu, onu tek bir arz halinde yarattı. Sonra bu arzı birbirinden ayırarak iki günde (Fussilet 9) , pazar ve pazartesi günlerinde yedi arz haline getirdi.

Arzı NUN üstüne koydu. NUN ise, Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de:

” Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun”(Kalem 68/1.) buyrugunda sözü geçen “nun”dur. NUN su içerisindedir, su da dümdüz bir kayalık üstündedir.

Dümdüz kayalık da bir meleğin sırtı üzerindedir.

Melek bir baska kayanın üstündedir.

Kaya ise, rüzgâra maruzdur.

Burada sözü geçen kaya, Lokman sûresinde kendisinden söz edilen

ve yerde de gökte de olmayan kayadır.(Lokman, 31/16.)

NUN harekete geçti ve kıpırdadı.

O bakımdan yer de sarsıldı. Allah yere dağları bırakınca yer kararını buldu. O bakımdan dağlar yere karşı öğünür. İşte Yüce Allah’ın şu buyruğunda kastedilen budur:

“O sizi çalkalayıp sallar diye yeryüzünde saglam dağlar bıraktı…”(Nahl 16/15; Lokman 31/10.)

Allah yerde dağları, orada yaşayacak olanların gıdalarını, yerin ağaçlarını ve orası için gerekli olanları da iki günde(Fussilet 10),

yâni salı ve çarsamba günlerinde yarattı. İşte Yüce Allah şu buyruklarında bunu anlatmaktadır:

“De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. O, yeryüzüne sabit dağlar yerlestirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.”(Fussilet 41/9-10.)

Yâni soran kimseler bilsin ki durum işte böyledir.

“Sonra duman halinde olan göğe yöneldi…”(Fussilet 41/11.)

Sözü geçen bu duman ise, suyun teneffüs etmesi ile(buharlaşması) ile meydana gelmistir. Allah ondan sonra (buharın yükselmesi sonucu) bir tek sema halinde göğü yarattı.

Sonra onu ayırarak iki günde(Fussilet 12), perşembe ve Cuma günlerinde yedi sema haline getirdi. Cuma gününe bu ismin veriliş sebebi ise, göklerin ve yerin yaratılısının bu günde tamamlanmasıdır. “… Ve her göge görevini vahyetti…”(Fussilet 41/12.)

Yâni her bir semada oraya has olan melekleri yarattı. Yerde de bulunan dagları, denizleri, dolu ve bilinmeyen daha pek çok seyleri varetti. Sonra dünya semasını yıldızlarla süsledi.(Mülk 5)

Bu yıldızları hem bir süs hem de şeytanlara karşı bir koruma aracı kıldı. Yüce Allah dilediğini yaratmayı bitirdikten sonra bu sefer Arşa istiva etti.(Araf 54)

(Şevkânî, Fethü’l-Kadîr, I, 99. – Tarihul Ümem vel Müluk İbn Cerir Taberi)

O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. (Hud,11/7)

İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir.“Allah arşı yarattıktan sonra, sudan büyük bir deniz yarattı, arşı da bu denizin üzerine koydu.” (Lütfullah Erzurumî, Râmûzu’t-Tahrîr ve’t-Tefsir, vrk. . 231b-232a. )

Dahhak bin Muhadim’ın İbn Abbas (R.A.)’tan rivayetine göre: “Allah’ın ilk yarattığı şey Arş’tır; sonra onun üzerine istiva etmiştir. (Ruhul Beyan İsmail Hakkı Bursevi Erkam Yayınları 13.cilt)

İbn Abbas’a (r.a.) bu altı gün sorulduğunda İbn Abbas’ın (r.a.) “Bunların her biri, sizin saydığınız bin yıl kadar olan altı âhiret günüdür.” dediği rivâyet olunur.(Ateş, Süleyman, Kuranı Kerim Tefsiri,IV, 200.)

İLK YARATILAN SUDUR…

Adamın biri Abdullah ibn Abbas ‘a (r.a.) gidip ona; yaratıklar neden yaratıldılar, diye sorar, o da yaratıkların su, nûr, karanlık, hava ve topraktan yaratıldıklarını, söyler. Sonra adam, çevresindeki nesneleri ve âlemi kastederek; bütün bunların kaynağının ne olduğunu, neden yaratıldıklarını, sorar. İbn Abbas (r.a.) bu soruya; önce su yaratıldı. Su her hangi bir asıldan yaratılmamış ve daha önce bulunan bir misale (örneğe) göre de meydana getirilmemiştir. Su yaratıldıktan sonra Allah onu, daha sonra yarattığı her şey için bir asıl yapmıştır” tarzında cevap verir. (Beyhakî, el-Esmâ’ ve’s-Sıfat, 388-389.)

Allah, her canlıyı sudan yarattı. (Nur, 24/45)

Tibyan da İbn Abbas (ra.) dan nakledilir ki, “Hak Teala bir cevher yarattı ve ona heybet nazarıyla baktı; o eridi ve su oldu. O  sudan bir kısmını ateşe üstün kıldı ve ondan cinleri yarattı. Sonra bir miktarını toprağa üstün kıldı, ondan da Ademi  ve diğer canlıları yarattı. Bunların hepsinin aslı sudur (Ruhul Beyan İsmail Hakkı Bursevi Tefsiri Erkam Yayınları 13.cilt)

SUDAN SONRA YARATILAN KALEM DİR…

Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. (Kalem, 68/1)

Resûl-i Ekrem kalem hakkında şunları söylemiştir: Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Allah kalemi yaratınca ona kıyamete kadar vuku bulacak olan her şeyi yazmasını emretmiş, o da yazmış ve artık bir daha yazmamak üzere kalem kurumuştur (Müsned, V, 317; Buhârî, “Ḳader”, 2; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 16; Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 67).

İbn Abbas (r.a.) dedi ki: “Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Sonra Nunu yarattı ve yeryüzünü Nun’un sırtına yerleştirdi.” (ibn Ebi Şeybe (7/271) ibn Fudayl – Ata – Said b. Cubeyr – İbn Abbas (r.a.) isnadıyla rivayet etmiştir)

İbn Abbas (r.a.) ilk yaratılan KALEM’min nûrânî büyük bir cisim olduğunu söylemiştir.(Fahreddin er-Râzî, XXX, 78; İbn Kesîr, IV, 401; Bâcûrî, s. 410).

SONRA NUN YARATILMIŞTIR…

Bize İbn Humeyd söyledi, ona ve arkadaşlarına Cerir söylemiş, o, Ata Saib,den, o, Ebu Duha Müslim bin Subeyh’ten, o da İbn Abbas’tan (r.a.) şunu rivayet eder : «Yüce Yüce Allah ilk önce kalemi yarattı, Yüce Allah kaleme yaz, diye emretti, kalem kıyamete dek olup bitecek şeyleri ve hadiseleri yazdı, bundan sonra suyun üzerinde Nun’u yarattı, yeri, Nun üzerine döşedi, onu toprakla Örttü. (Tarihi Taberi, XIX, 14. Hz. Peygamber’den gelen benzer bir hadis için bk. Süyûtî, ed-Dürrü’lmensûr, Beyrut 1993, VIII, 211.)

İbn Abbas (r.a.) ; arştan sonra suyun ve daha sonra da “nûn”‘un yaratıldığını ve dünyanın da “nûn” üzerine döşenip oluşturulduğunu, söyler. Sonra da oradan çıkıp yükselen su buharından, parçalanıp ayrılma suretiyle gökler yaratılmıştır. (Beyhakî, 378.)

RÜZGARLA DAĞILAN SUYUN ARDINDA İLK ÇIKAN KURU YER KABENİN BULUNDUĞU YERDİR…

İbn Abbas (r.a.) radıyallahu anhuma’nın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Kabe, dünya yaratılmadan iki bin sene önce su üzerinde dört direk üzerine kuruldu.  Sonra yeryüzü kabenin altından yayıldı” (Hasen mevkuf. Taberi (3/61, 24/208) Ebu’ş-Şeyh el-Azamet (4/1381) )

Suyuti Durru’l-Mensur’da diyor ki: Hakim, sahih kaydıyla İbn Abbas (r.a.) ’nın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Allah mahlukatı yaratmayı dileyince rüzgarı gönderdi ve su dağılıp kuru yer ortaya çıktı. Burası Kabe’nin altıdır. Sonra Allah’ın dilediği uzunluk ve genişliğe ulaşıncaya kadar dünyayı uzattı. Böylece yeryüzü sarsıldı. Buyurdu ki: “Bu benim elimdedir” Allah sağlam dağları direk olarak yerleştirdi. Ebu Kubeys yeryüzüne konan ilk dağ oldu.”(Hakim (2/556) Hakim sahih demiş, Zehebi ise Talha b. Amr’ın zayıf olduğunu söylemiştir. Durru’lMensur (8/390) )

SONRA YER YAYILMIŞTIR.

Yeryüzünü; döşedik, yaydık ve oraya sağlam dağlar attık. (Kaf, 50/7)

Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. (Nuh, 71/19)

Bundan sonra da yeri yayıp döşedik. (Nâziât, 79/30)

Yeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz) (Zâriyât, 51/48)

ibn Abbas (r.a.) der ki: Biz arzı su üzerinde yaydık, demektir. (Kurtubi- el-CÂMİ‘ li-AHKÂMİ’l-KUR’ÂN)

Said İbnu Cübeyr rivayet etmektedir. Bir adam gelerek, İbn Abbas (ra)’a “Ben Kur’an’da bazı ayetler görüyorum onlar bana aralarında ihtilaflı geliyor” dedi. İbnu Abbas (r.a.) : “Nelermiş onlar?” diye sorunca adam şu ayetleri okudu: Naziat suresinde: “Ey inkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. Gecesini karanlık yapmış, gündüzümü aydınlatmıştır. Ardından yeri düzenlemiştir” (27-30) buyuruyor. Burada göğün yaratılışı yerin yaratılışından öncedir. Halbuki şu ayette yerin yaratılışı göğün yaratılışından öncedir: “Ey Muhammed onlara de ki: “Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O’na eşler koşuyorsunuz! O alemlerin Habbedir. O yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi, onu bereketli kıldı. Arayanlar için yeryüzünde gıdaların normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde yetiştirmesi kanununu koydu. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne “İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin”dedi, ikisi de: “İsteyerek geldik” dediler (Fussilet, 9-11). İbn Abbas (r.a.) şu cevabı verdi: Allah yeri iki günde yarattı. Sonra göğe yöneldi, başka iki günde de onu yedi kat olarak tanzim etti, sonra diğer iki günde arzı düzenledi yani yaydı, arzdan su ve otlak çıkardı. Arzda dağlar, ağaçlar, tepeler ve arzla sema arasında bulunan şeyleri yarattı. Bunu Cenab-ı Hakk: “Ardından yeri düzenlemiştir” (Naziat, 30) kelam-ı şerifleriyle ifade buyurmaktadır. Böylece arz ve içindekiler dört günde yaratılmış olmaktadır. Semavat da iki günde yaratılmış olmaktadır…..” (Buhari, K.Tefsir el-Kur’an, Sure: 41, bah: I)

YER DAĞLAR İLE SABİTLENMİŞTİR.

Hiç dağlara bakıp gözlemezlermi? Nasıl dikilmiştir onlar. (Gâşiye, 88/19)

Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik. (Hicr, 15/19)

İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: “Allah yeryüzünü suyun üzerine yayınca içindekilerle birlikte gemi gibi sallandı. Allah da böyle sallanmasın diye ağır dağlarla yeryüzünü sabitleştirdi.” (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 16/131 – Kurtubî. XV/342, IX/280.)

KAF DAĞI (KITASI)

Kaf. ‘Şerefli üstün’ Kur’an’a andolsun. (Kaf, 50/1)

İbni Cerir ve İbni Münzir’in rivayetlerine göre, İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: “Allah Teâlâ bu arzın arkasından onu kuşatan bir deniz, onun arkasında bir dağ yaratmıştır, ona Kaf denir. Dünya seması onun üzerine sarkmaktadır…”
(İbn Keslr, IV, 236-237)

İbn Abbâs (r.a.) söylemiştir ki:”Yüce Allah, Kâf adnda bir dağ yarattı. Bu dağ tüm dünyayı kuşatmakta vealttan damarlar da yeryüzünün merkezine kadar uzanmaktadr. Yüce Allahbir kasabayı deprem ile sarsmak istediğinde bu dağa emir verir. Dağ da okasabann altnda bulunan damarını oynatarak onu sarsıp harekete geçirir. Bundan dolayıdır ki kasabalardan biri depremle sarsılırken yanındakikasabada bir şey olmaz . (İbn Ebü’d-Dünya Ukûbât, Ebu’-Şeyh Azame)

YERLER YEDİ KAT DÜZENLENMİŞTİR

O Allah ki yedi gökleri ve yerden de onlar gibisini yaratandır… (Talak, 65/12)

el-Kelbi, ibn Abbas’tan (r.a.) rivâyet etmiştir. Buna göre yerler düz yedi yer halindedir. Bunları birbirinden denizler ayırmakta ve her birini bir sema örtmektedir. Kurtubî, el-CÂMİ‘ li-AHKÂMİ’l-KUR’ÂN XVII, 453.

İbn Abbas’tan (r.a.) gelen bir rivâyette : “Yedi arz denizlerle ayrılmıştır ve hepsini gök kaplar.”( Hak Dîni Kur’ân Dili, VIII, 127.)

GÖKLERLE YER BİTİŞİKTİ VE ÖNCE KARANLIK VARDI

O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya, 21/30)

Abdullah ibn Abbas (r.a.) ilk önce ortada yalnız karanlığın bulunduğunu söyler (Sâbûnî, II, 506).

İbn Abbas (r.a.) ise şöyle demiştir: “Gökler bitişikti yağmur yağdırmazdı, Yerler bitişikti, bitki bitirmezdi. Allah, gökleri yağmurla, yerleri de bitkilerle yardı.”(Es-Sâbûnî, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefâsir, (Terc: Sadrettin Gümüş, Nedim Yılmaz), Ensar Neşr., İstanbul, 1992, IV, 79.)

GÖKLER YERDEN YÜKSELTİLDİ.

Allah O’dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. (Rad, 13/2)

İbn Abbas (r.a.) bu ayet için göklerin görünmez direkler üzerinde durduğunu söylemiştir. Taberî, Câmiu’l-beyân an te’vîli âyi’l-Kur’ân, Beyrut 1405, XIII, 93–94

Göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat, 51/47)

“Ve muhakkak Biz genişleticiyiz.” 
İbn Abbas (r.a.) güç yetirenleriz, kudret sahibi olanlarız, diye açıklamıştır. Kurtubî, el-CÂMİ‘ li-AHKÂMİ’l-KUR’ÂN XVII, 453.

GÖK DÜZDÜR

Yollara sahip göğe andolsun ki siz çelişkili sözler söylüyorsunuz. Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür. (Zâriyât 51/ 7-9)

Firyâbî, Saîd b. Mansûr, ibn Cerîr, ibnu’l-Münzir, ibn Ebî Hâtim ve Ebüş Şeyh’in Azame’de bildirdiğine göre ibn Abbâs (r.a.) : “Düz ve güzel bir şekilde yaratılmış göğe andolsun” şeklinde açıklamıştır. (ibn Cerîr (21/487) Ebu’ş-şeyh (556) )

GÖKLER YEDİ KAT OLARAK DÜZENLENMİŞTİR

O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. (Mülk, 67/3)

Mukâtil b. Süleyman, İbn Abbas’ın (r.a.) Hz. Peygamber’den naklettiği bir rivayeti tefsirinde şöyle aktarmıştır: “Allah, yakın göğü tutulmuş bir dalgadan yaratmıştır. İkinci göğü demirden, üçüncü göğü gümüşten, dördüncü göğü pirinçten, beşinci göğü altından, altıncı göğü kırmızı yakuttan, yedincisini nurdan yaratmıştır.”(Mukâtil, Tefsîr, IV, 693.)

ÇIKILAMAYAN KORUNMUŞ TAVAN

Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya, 21/32)

İbn Abbas (r.a.) , Allah Rasûlü’nün göğe bakıp; “Gök yüksek bir tavandır. Tutulmuş bir dalgadır. Ok kovayı delip geçtiği gibi şeytanlardan korunmuş olarak delip gidiyor” dediğini rivayet etmiştir. (Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları)

Taberî; İbn Abbas (r.a.) , İbn Mes’ud ve ashabdan kimilerinin semâyı arz üzerinde bulunan kubbe şeklinde bir tavan olarak tasvir ettiğini nakletmiştir. (Taberî, Tefsîr, I, 367.)

Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya, 21/33)

Mâtürîdî’nin İbn Abbas’tan (r.a.) naklettiğine göre de ” Allah yakın göğün altında üç fersahlık bir deniz yaratmıştır. Bu deniz mevcün mekfûftur (dalgaları karar kılmış, durgunlaşmış) . Allah’ın emri ile havada durur. Ondan bir damla dahi düşmez. Denizlerin tamamı durgundur. Ancak bu deniz, bir ok hızında hareket eder. Havada paralel ve dengeli bir şekilde durur. Doğu ve batı arasında uzatılmış bir ip gibidir. Güneş, ay ve yıldızlar bu denizde yüzer.” Buyurmuştur (Mâtürîdî, Tefsîr, VII, 343.)

ARŞ, KÜRSÜ VE GÖKLER

O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır… (Bakara, 2/255)

İbn-i Ebî Şeybe “Sıfetu’l-Arş” adlı kitabında, Hâkim de “el-Mustedrak” adlı kitabında şöyle demişlerdir: “Buhârî ve Müslim’in şartına göre olmasına rağmen tahriç etmedikleri, Saîd b. Cubeyr’in İbn Abbas’tan (r.a.) rivâyet ettiği hadis o şöyle demiştir: “İbn Abbas’tan (r.a.) rivâyet olunduğuna göre O, Allah Teâlâ’nın: ‘Kürsü’sü, gökleri ve yeri kuşatmıştır’ âyeti hakkında şöyle demiştir:”Kürsü” Rab Teâlâ’nın iki ayağını koyduğu yerdir.Arş ise, onun ne kadar büyük olduğunu, Allah Teâlâ’dan başka hiç kimse bilemez.”(Tahâviye Akîdesi Şerhi, sayfa:312)

Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah’tır. (Yunus, 10/3)

İbn Abbas’tan (r.a.) rivayetle Dahhak; Arş’a Arş isminin verilmesinin sebebi onun yüksekliğindendir, demiştir. İbn Ebu Hatim İbni Abbas’tan (r.a.) gelen bir rivâyette şöyle demiştir: Arş’ın ölçüsünü hiç kimse bilemez. Bir başka tarikte ise Arş’ın ölçüsünü Allah’tan başka hiç kimse takdir edemez, demiştir. (İbni Kesir, a.g.e., X, 5665.

İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir; Göklerin efendisi içinde Arş olan göktür. Yerlerin efendisi de bizim üzerinde bulunduğumuz yeryüzüdür. (Suyuti el-Dürr, VI / 239.

GÖKLERİN ARŞA DURUMU SAHRADAKİ KUBBE MİSALİDİR.

İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: “Arş’ın kıymetini ancak onu yaratan takdir edebilir. Muhakkak ki gökler, arşın yaratılışında tıpkı sahradaki bir kubbe gibidir.” 
Taberi (10/3) Taberani (12/39) 
Hakim (2/282) Darekutni es-Sıfat (s.30) 
Ebu’ş-şeyh el-Azamet (2/552, 582) 
Beyhaki el-Esma ve’s-Sifat (s.354) 
Abdullah b. Ahmed es-Sunne (590, 1091) 
Darimi er-Reddu Ala Merisi (s.71, 73, 74) 
Ebu Cafer Osman b. Ebi şeybe el-ArŞ (s.114) 
Hatib Tarih (9/251) Herevi Erbain (s.125) 
İbn Huzeyme et-Tevhid (s.107-108) 
Tefsiru İbn Ebi Hatim (1/194) 
Hakim etTirmizi er-Reddu Ale’l-Muattila (s.102) 
Durru’l-Mensur (4/335)

Andolsun Ma’mur eve, (Tur, 52/4)

İbn Abbas (r.a.) demiş ki: Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Beytu’l-Mamur’un semada: “ed-Durah” denilen karşılığı vardır. Bu, Beytu’l-Haram’ın (Kâbe’nin) tam üzerine karşılık gelir. Şayet o düşerse, Beytu’l-Haramın üzerine düşer.” (Rivayet yollarıyla sahihtir. Taberani (11/417) Beyhaki Şuab (3/439) Abdurrazzak (5/28) iUNbn Asakir (8/192) Ezraki Ahbaru Mekke (1/25, 2/117) Ebu ishak el-Haşimi, Emali (73) Bkz.: Elbani es-Sahiha (1/476) )

es-Sıhah’da: “ed-Durah” semada bir ev olup, İbn Abbâs’tan (r.a.) rivâyete göre o Beyt-i Ma’mur’dur. Oranın mamur olması ise oraya çokça meleklerin girip çıkmasından dolayıdır. el-Mehdevî de İbn Abbâs’tan (r.a.) şöyle demektedir: Beyt-i Mamur Arşın hizasındadır.

GÖKLER YER ÜZERİNDE, YERLER NUN ÜZERİNDE, NUN SU ÜZERİNDE, SU DÜZ BİR KAYA ÜZERİNDE

Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah latif olandır, (her şeyden) haberdardır. (Lokman, 31/16)

İbn Abbas (r.a.) dedi ki: (Sözü edilen) kaya yedi arzın altındadır, yer de onun üstündedir. ( Kurtubî, XIV/68 )

İbn Abbas (r.a.) onu, yedi arzın ötesinde veya yedi kat yerin altında ve dünyanın üzerine kurulduğu bir kaya olarak düşünmüştür. (Taberî,XXI/46)

Görüldüğü üzere İbn Abbas (r.a.) kozmoloji konusunda büyük bir ilim adamıdır. Şu unutulmamalıdır ki suyun üzeri her zaman düzdür. Su akışkan bir madde olduğu için düz bir kaya üzerine konulmuştur. Nun bizim için gaybi bir konudur. Kozmosa baktığımızda çok katmanlı bir yapıyla karşılaşırız. Ancak tüm bu katmanları kuşatan kürsüyü de unutmamak gerekir. Yerin göklerden ayrı olduğunu göklerin içinde bir cisim olmadığını ve hatta sonraki bölümlerde yer katmanları hakkında bilgiler verilecektir.

Osman Atıf

İkinci Bölüm Link

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here