Stephen Hawking’in Zamanın Kısa Tarihi adlı eserde anlattığı evrenin oluşumu ve durumu hakkındaki verileri Kur’anı-ı Kerimle karşılaştırdık. Kuran evrenin yaratılışı hakkında insanlığa neler söylüyordu. Karşılaştırma sonucumuz aşağıda belirtilmiştir. Biz net bir şekilde Bing Bang teorisinin Kuranla uyuşmadığını gördük. Benzer gibi görünen tarafların ise farklılıklarını ortaya koyduk. Çok fazla yorum yapmayacağız. Ayetlerle ilgili daha iyi anlaşılsın diyerek tefsirlerden alıntılar yaptık. Bu teorinin analize baktığımızda tamamen yaratıcının imtihan ve imtihan sonrasının sorgulandığını hatta kabul edilmediğini gördük. Bilim olarak sunulan savların aslında birer felsefik görüş olduğu, varsayım, ihtimal, tahmin, öngörü, eğerli teori olduğunu gördük. Ancak tüm bu ihtimalli görüşlerin sanki birer mutlak gerçekmiş gibi, kesinleşmiş doğrularmış gibi insanlığa sunulduğunu ve okullarda ders olarak okutulduğunu gördük. Aslında bilim dünyası kendi içerisinde bu teorileri tartışmış ve bu teori çürütülmüştür. Ancak bu tartışmalar kamuoyunda cılız kalmış üzerinde durulmamış ve genel kabul görmemiştir.  Şimdi sizi Bilim ve Kuranla karşı karşıya bırakıyoruz. Aynı şekilde bizlere yıllarca beynimize işlenmiş ve öğretilmiş olan güneş merkezli sistem, uzay, galaksiler, dünyamızın küre olması, yerçekimi, gökcisimlerinin dönüşü, güneş ve ayın hareketleri hakkında da Kurana müracaat ediyoruz….

1-BİTİŞİK HAL

BİLİM :

Bing Bang Büyük Patlama : 13,7 milyar yıl önce büyük patlamadan evren oluşmuştur.  Madde ve anti madde karşılaştığında birbirlerini büyük bir enerji patlamasıyla yok ediyorlar. Anti maddeden biraz daha fazla madde vardı. Ve sadece parçacıkların milyarda biri yaşamaya devam etti. 

KURAN:

Büyük patlama olmamıştır. Çünkü Arş su üzerindedir.

Ayet:Hem o odur ki Gökleri ve yeri altı günde yarattı, Arş’ı, su üstünde idi,…… (Hud 7)

Tefsiri:

İbn Mesud radıyallahu anh’ ve ashâbtan bir topluluktan nakleder ki: “Allah Azze ve Celle’nin arşı suyun üzerindeydi, suyun yaratılmasından önce hiç bir şey yaratılmamıştı. Allah yaratıkları yaratmak isteyince sudan buhar meydana getirdi. Buhar suyun üzerinden yükseldi ve bu yükselen şeye yükseklik mânasına “sema” dedi.

(Taberi Tefsirinde (23/524) Tarihu’t-Taberi (1/17) Acurri eş-şeria (s.178, 179) Tefsiru İbn Ebi Hatim (12/324))

2- AYRIŞMA

BİLİM:

Büyük patlama kozmolojisinde yüksek sıcaklık dört temel  kuvvetin elektromanyetizm yerçekimi zayıf nükleer etkileşim içindedir. Evren genişlemeye ve soğumaya başlayınca yer çekimi kuvveti, diğer temel kuvvetler olan elektromanyetizma ile zayıf nükleer kuvvetten, ayrılarak farklılaşmaya başlamıştır. Genişlemenin hızlanmasıyla evren daha homojen bir hale geldi. Büyük patlamadan yaklaşık 1 saniye sonra  nötrino çiftleri ayrışarak uzay boyunca sebestçe harekete başladı. Büyük patlamadan yaklaşık 10 saniye sonra evrenin sıcaklığı yeni lepton ve anti lepton çiftlerinin birbirini yok edemeyeceği noktaya kadar düşmüştür.

Yeniden Birleşme

Büyük patlamadan 377.000 yıl sonra Evrenin yoğunluğu düşmeye başlayınca hidrojen ve helyum atomları şekillenmeye başlamışlardır. Evren soğumaya başlayınca elektronlar iyonlar tarafından yakalıyor ve elektriksel nötr hale geliyorlardı. Yeniden birleşmeden ve bu rekombinasyondan sonra çoğu protonlar nötr atomlara bağlanmıştır.

“Karanlık Çağlar”  kozmik arkplan radyasyonun sıcaklığının 4000 K’den 60 K düştüğü bir dönemdir. Fotonlar, foton-baryon sıvıları içinde elektron ve protonlarla tepkimelere giriyorlardı.  Bunun sonucu olarak evren bir bulut tabakası yani sisli bir görünüme sahip oluyordu. Karanlık çağların büyük patlamadan sonra 150 ile 800 milyon yıl arasında devam ettiği düşünülmektedir.

KURAN:

Bilimin dediği elektromanyetizm kuvveti,  yerçekimi kuvveti ve zayıf nükleer etkileşim kuvveti yoktur ve OLMAMIŞTIR. Lepton ve anti lepton maddelerinin birbirini yok etme durumu yoktur. Yeniden birleşme dedikleri yani Evren soğumaya başlayınca elektronlar nötr atomları inşa ederek iyonlar tarafından ele geçirilmesi ve çoğu protonların nötr atomlara bağlanması OLMAMIŞTIR. Tam tersi ayrışma safhası vardır.

 

Ayet:

Peki, hakkı inkara şartlanmış olan bu insanlar, göklerin ve yerin (başlangıçta) bir tek bütün olduğunu ve Bizim sonradan onu ikiye ayırdığımızı ve yaşayan her şeyi sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Hâlâ inanmayacaklar mı? (Enbiya 30)

Tefsiri:

İmran İbnu Husayn rivayet etmektedir: Mescidde, Resulullah (sav)’ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Beni Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara: “Ey Beni Temim, size müjde olsun!” diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen: “Bize müjde verdin, öyle ise (beytül-malden) iki kere bağış yap!” diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resulullah (sav)’ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (sav)’in huzuruna (Hayberin fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş’ari) girmişti. Onlara: “Ey Yemenliler! Beni Temim ‘in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!” dedi. Onlar: “Kabul ettik ey Allah’ın Resulü!” dediler ve arkadan ilave ettiler: “Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!” dediler. Bunun üzerine Resulullah (sav), mahlükatın ve Arş’ın başlangıcını anlatmaya başladı: “Bidayette Allah vardı, O’ndan önce başka bir şey yoktu. O’nun Arş’ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı.”

(Buhari, Megazi, 67, 74, Bed’ul-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizi, Menakıb, 3946)

3-YERLERİN OLUŞMASI

Ayet:

De Ki: “Siz, arzı iki evrede yaratmış olan Allah’ı gerçekten inkar mı ediyorsunuz? Ve O’na, âlemlerin Rabbine rakip güçlerin bulunduğunu mu iddia ediyorsunuz?” (Fussilet 9)

O, (arzı yarattıktan sonra,) üzerine (kuleler gibi) sarsılmaz dağlar yerleştirdi, ona (sayısız) nimetler bağışladı ve oradaki geçim araçlarını onları arayanlar arasında eşit şekilde paylaştırdı: (ve bütün bunları) dört evrede (yarattı). (Fussilet 10)

Ve  O, (sadece) duman halinde olan göklere şekil verdi; onlara ve arza, “İkiniz de isteyerek yahut istemeden (varlık alanına) gelin!” diye buyurdu. İkisi birden: “Peki, boyun eğerek geliriz!” dediler. (Fussilet 11)

Ve (görmüyorlar mı ki,) onları sarsmasın diye arz üzerine sapasağlam dağlar yerleştirdik; ve kolayca yollarını bulabilsinler diye orada vadiler açtık; (Enbiya 31)

ENBİYA 31 ile ilgili görsel sonucu

Tefsiri:

Bir kişi, Abdullah b. Abbas’ın yanına gelerek Kur’an-ı Kerimin bazı âyetlerini anlamakta güçlük çektiğini ona söylemiş ve bu âyetler içinde, göklerle yerin yaratılmasındaki sıralamayı belirten bu surenin âyetîeriyle Nâziat Suresinin yukarıda zikredilen âyetleri arasında bir farklılık olduğunu söylemiştir. Yani bu suredeki âyetlerin önce yerin yaratıldığını, Nâziat Süresindeki âyetlerin ise önce göğün yaratıldığını beyan ettiğini söylemiştir.
Abdullah b. Abbas (r.anhuma) bu kişiye şu cevabı vermiştir:
“Allah önce iki günde yeryüzünü yaratmış sonra iki günde de göğü yaratıp düzene koymuş, daha sonra da yeryüzünü iki gün içinde düzene koymuştur.

Yeryüzünü düzene koymasından maksat ise, oradan sular çıkarma, otları bitirme, dağları, develeri, diğer hayvanları ve yerle gök arasında bulunan diğer varlıkları yaratmasıdır.

İşte Nâziat suresindeki “Bundan (göğün yaratılmasından) sonra yeryüzünü düzgün bir şekle koydu.” (Naziat 27) ifadesinden maksat budur. 
Yani: Gökten önce yaratıların yerin, göğün yaratılmasından sonra düzene konmasıdır.

Bu Fussılet suresinde geçen: “Yeri iki günde yaratan..” ifadesinden maksat, yeryüzünün gökten önce iki günde yaratılmasıdır. Yeryüzünü düzene koyması ve oradaki varlıkları yaratması ise, göklerin yaratılmasından sonraki iki günde olmuştur. Böylece yeryüzü tam dört günde gökler ise iki günde yaratılmıştır. 

(Buhari, K.Tefsir el-Kur’an, Sure: 41, bah: I)

Abdullah b. Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir:

……Suyun buharı yükseldi ve ondan gökleri yarattı.

Sonra yeryüzünün üzerinde bulunduğu nun’u yarattı.

Yeryüzünü Nun’un üzerinde yaydı. O hareket edince yeryüzü sallandı.

Bunun üzerine onu dağlarla sabitledi.

Muhakkak ki dağlar, yere karşı daha sağlam olmakla övünür.”

(Sahih mevkuf. Vekî A’meş’ten rivayet ettiği nüshasında (s.57 no:4) Taberi Tefsirinde (23/524) Tarihu’t-Taberi (1/17) Acurri eş-şeria (s.178, 179) Tefsiru İbn Ebi Hatim (12/324) Ebu’ş-şeyh el-Azamet 41 )

Suyuti Durru’l-Mensur’da diyor ki: Hakim, sahih kaydıyla İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Allah mahlukatı yaratmayı dileyince rüzgarı gönderdi ve su dağılıp kuru yer ortaya çıktı.

Burası Kabe’nin altıdır. Sonra Allah’ın dilediği uzunluk ve genişliğe ulaşıncaya kadar dünyayı uzattı.

Böylece yeryüzü sarsıldı. Buyurdu ki: “Bu benim elimdedir”

Allah sağlam dağları direk olarak yerleştirdi. Ebu Kubeys yeryüzüne konan ilk dağ oldu.”

(Zayıf. Hakim (2/556) Hakim sahih demiş, Zehebi ise Talha b. Amr’ın zayıf olduğunu söylemiştir. Durru’lMensur (8/390)

4-GÖKLERİN YÜKSELTİLMESİ

BİLİM:

Evrendeki ilk yapılar ilk aktif galaksiler olduğu düşünülen parlak kuasarlar ile üçüncü nesil yıldızlardır. 

İlk yıldız ve kasarlar  150 milyon ile 1 Milyar yıl içinde yerçekiminin çöküşüyle şekillendiler.

İlk yıldızlar -çoğu üçüncü nesil yıldızlar gibi- büyük patlama sonucunda şekillenen (hidrojen, helyum ve lityum) ışık elementlerinin daha ağır elementlere dönüşmesiyle şekillenmeye başladı.

Büyük patlamadan 560 milyon yıl sonra ilk kuşak yıldızları ortaya çıkmıştır.

Büyük hacimli maddelerin çökmesiyle galaksi oluşur.

Birinci nesil yıldızlar daha sonra olmak üzere bu süreçte ikinci nesil yıldızlar şekillenmiştir.

Evren şimdiki yaşının %5 inde iken, yani 13 milyar ışık yılı ötede büyük galaksileri oluşturmak için eriyen küçük yıldızlar olduğunu göstermiştir.

Güneşimiz daha eski yıldızların döküntülerinin birleşmesiyle 4,56 milyar yıl önce – kaba olarak büyük patlamadan 8-9 milyar yıl sonra- oluşmuş bir genç nesil yıldızdır.

KURAN:

Bilimin belirttiği yerçekiminin çöküşü ve elementlerin daha ağır elementlere dönüşmesiyle yıldız ve galaksilerin oluşması söz konusu değildir. Çünkü 2 evrede Yeryüzü ve diğer yerler oluşmuştur. Daha sonraki 2 evrede gökler yükseltilmiş ve 7 kat gök oluşmuştur. Bilimde ARZ ve 7 KAT GÖK oluşumu sözkonusu değildir.

 

BAKARA 29 ile ilgili görsel sonucu

Ayet:

O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir. (Bakara 29)

Ve onları iki evrede yedi gök  olarak yarattı, her göğe kendi işlevini yükledi. Biz, yere en yakın olan gökleri ışıklarla süsledik. Ve onları emniyetli kıldık:  İşte bu, Kudret Sahibi ve Her şeyi Bilen’in takdiridir. (Fussilet 12)

O, gök-kubbeyi yükseltmiş ve ona gerektiği gibi biçim vermiştir;

(Naziat 28)

Onun gecesini karanlık yapmış ve gündüzünü aydınlatmıştır. (Naziat 29)

Ve göğü güvenli bir kubbe, bir çatı olarak yükselttik? Ve yine de onlar (yaratılışın) bu açık işaretlerine inatla sırt çeviriyor, (Enbiya 32)

Ve (görmüyorlar ki,) geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı -hepsi de sema da dolaşan (o gök cisimlerini)- yaratan O’dur! (Enbiya 33)

ENBİYA 32 ile ilgili görsel sonucu

Gökleri, görülebilir herhangi bir destek, dayanak olmadan yükselten ve sonra da kudret ve hükümranlık tahtına  kurulan Allah’tır; her biri -(O’nun tarafından) belirlenmiş bir süre için – kendi seyrini sürdüren güneşi ve ayı (koyduğu yasalara) tâbi tutan O’dur; var olan her şeyi (yöneten), çekip çeviren de O. Bütün bu mesajları açık açık dile getiriyor ki, (Yargı Günü’nde) Rabbinizin huzuruna çıkacağınıza yürekten kesin bir biçimde inanasınız. (Rad 2)

O, gökleri görünür destekler olmadan yarattı; (Lokman 10)

Tefsiri:

İbn Mesud radıyallahu anh’ ve ashâbtan bir topluluktan nakleder ki: ….“Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi.” (Bakara 29) Bu duman suyun buharlaşmasından olmuştu ve bir tek gök halinde idi, sonra onları parçaladı, perşembe ve cuma günleri iki günde yedi gök haline getirdi. Cuma gününe, Cum’a denmesinin sebebi Allah’ın o günde göklerle yeri birleştirmiş olmasındandır. “Allah bunun üzerine iki gün içinde yedi gök var etti ve her göğün işini kendisine bildirdi.” (Fussilet, 12) Allah her gökte meleklerle beraber oranın yaratıklarını yarattı, denizleri, dağları ve daha bizim bilmediğimiz şeyleri. Sonra dünya göğünü yıldızlarla süsledi ve onu şeytânlardan korunan bir korunak ve süs yaptı.” (Taberi (1/435, 20/141) Beyhaki el-Esma ve’s-Sıfat (807) İbn Huzeyme Tevhid (2/887) İbn Ebi Hatim (1/78) İbn Kesir (1/214) Kurtubi (1/256) Zehebi el-Uluv (187) Durru’l-Mensur (1/61) Elbani Muhtasaru’l-Uluv (s.75 no: 54)) 

5-YERYÜZÜNÜN YAYILMASI VE DÜZENLEMESİ

Ayet:

Ve ardından yeri düzenleyip yaymıştır, (Naziat 30)

Yerden suyu ve bitki örtüsünü çıkartmış,  (Naziat 31)

Ve dağları sağlam şekilde yerleştirmiştir: (Naziat 32)

Ve yeryüzünü yayıp üzerine yerinden oynatılmaz dağlar yerleştirdik; ve orada (hayatın) her türünün dengeli bir biçimde büyüyüp boyvermesini sağladık;(Hicr 19)

hicr 19 ile ilgili görsel sonucu

Ve yeryüzü ki; Biz onu genişletip yaydık, üzerine sağlam dağlar yerleştirdik ve üstünde her cins güzel bitki yeşerttik

(Kaf 7)

Yeryüzünü yayıp genişleten ve onun üzerine yerinden oynatılmaz dağlar yerleştirip vadilerinden nehirler akıtan ve orada her tür bitkiden iki cins yaratan ve gündüzü geceyle örtüp bürüyen O’dur. Doğrusu, bütün bunlarda, düşünen insanlar için mutlaka (çıkarılacak) dersler vardır! (Rad 3)

Sizi sarsmasın diye yeryüzünü sabit dağlar ile donattı ve orada her çeşit canlı varlığın çoğalmasını sağladı. Biz gökyüzünden sular indirir ve bununla yeryüzünde her türlü faydalı (canlı)nın yetişip büyümesini sağlarız. (Lokman 10)

6-SEMALAR GENİŞLETİLMİŞTİR

BİLİM:

1920’li yıllarda astronom Edwin Hubble, evrenin durağan olmadığını keşfetti. Büyük Patlama’dan sonra evrenin genişlemesinin hiç durmadığı fikrini ortaya attı.

Bir süre, genişlemenin madde çekimi nedeniyle yavaşladığı düşünüldü. 1998 yılında Hubble Uzay Teleskobu’ndan elde edilen veriler, uzun zaman önce evrenin bugünkünden daha yavaş genişlediğini ortaya koydu. Bilim dünyasında büyük bir sır olan karanlık enerji, evrenin daha hızlı genişlemesine neden olmaktadır…

Harlow Shapley (1885-1972) ve Edwin Powell Hubble (1889-1953)
İki astronomda çağdaş ve meslektaşlardır.
Shapley yapmış olduğu araştırmalarında birinci semanın büyüklüğünü ölçmüştür. Kaliforniya’daki Mount Wilson Gözlemevi’nde bulunan 60 inçlik yansıtan teleskopla parlaklık periyodu ilişkisini kullanarak yakındaki globüler kümelere olan mesafeleri ölçtü. Bu kümelerin yerini çizdiğinde, birinci kat semanın genel bir resmi ortaya çıktı Shapley ve diğer gökbilimciler, bütün bu nesnelerin Samanyolu içinde yer aldıklarına ve aslında evrende sadece bir gökadanın bulunduğunu ortaya çıkarmışlardır. Işıltılı nebulalar ona göre tıpkı göründükleri gibiydi; bunlar görece olarak yakın olan ışıyan gaz bulutlarıydı. Shapley aynı zamanda semanın (samanyolunun) döndüğünü de söylemektedir.

Hubble Andromeda nebulasında bir Cepheid değişken yıldızı olduğunu iddia etti nebulanın yaklaşık 1 milyon ışık yılı uzakta olduğunu söyledi. Buna göre Andromeda nebulası birinci kat semanın daha ilerisindeydi. 
Hubble hızını alamadı bir adım daha attı. Ona göre nebulaların “kızıla-kayma” denen şeyin en muhtemel sebebi gözlemciden uzağa doğru hareketti. Hubble ve asistanı Milton Humason bu uzaklaşan nebulaların mesafelerini ölçmeye başladı ve bugün Hubble Yasası olarak bilinen şeyi ortaya attı. Ona göre bir galaksi dünyadan ne kadar uzaksa o kadar hızlı uzaklaşmaktadır.

Hubble ortaya attığı bu bilimsel olmayan tamamen varsayım ve teori üzerine kurulu düşünceleri Shapleyin görüşlerine rağmen bir anda popüler oldu. Einstein ve birtakım gökbilimciler tarafından neşeyle karşılandı. Çünkü artık istedikleri uzay evren modelinin temelini oluşturdular. Milyonlarca galaksi, genişleyen evren. Artık bing bang yani büyük patlama olabilirdi.

KURAN:

Bilimin belirttiği evrenin genişlemesi söz konusu değildir. Semalar kudretle genişletilmiştir.

 

Görüntünün olası içeriği: okyanus, gökyüzü, bulut, yazı, doğa, açık hava ve su

Ayet:

Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.(Zariyat 47)

Yeri de Biz döşeyip yaydık; ne güzel döşeyici(yiz).(Zariyat 48)

Tefsiri:

Semae                 : gök

Beneynaha         : binaa etmek

Eyd                       : kuvvetle

Biz sema’yı bina ettik büyük kudret ile.

inna                      :biz/ben

le                          :çok

musiun                 :genişletmek

ve biz (onu)genişleticiyiz.

Musiun evsa’a kökünden geliyor. Genişletmek…

Vasi : Yüce Allah’ın bağışlaması bol ve rahmeti çok olandır. Yarattıklarına maddi ve manevi genişlik verendir (el-Bakara, 2/247).” Anlamındadır.

Musiun da bu anlamda. Vasiun kelimesinin çoğulu. “Genişlik vereniz” demektir.

Ayetteki “le” (musiundan önce gelen) “çok fazla” anlamına geliyor.

Fahrettin Razı Mefatih ElGayb adlı tefsirinde Musiun hakkında şunları söylemiştir:

Bu ifâde,

a)”genişlik” maddesindendir. Yani, “Biz o semâyı, yer ve yeri kuşatan su ve hava, semâya ve onun genişliğine nisbetle, tıpkı çöldeki bir halka misâli olacak bir biçimde genişlettik” demektir.

b)”Kadir olucularız..” anlamındadır.

c) “Biz, mahlûkatın rızkını genişleticileriz” manasında olarak belirtmiştir.

7-GÖKLER VE YERLER YEDİ KATTIR..

BİLİM:

1954 yılında, Princeton Üniversitesi doktora adayı olan genç Hugh Everett çoklu dünyaları içine alan paralel evrenler hipotezini ortaya attı. Hugh Everett bir elektron kendi yörüngesinde aynı anda birden fazla konumda bulunabildiğine göre neden bu durum içinde bulunduğumuz evren için de geçerli olmasın savıyla hareket etti. Einstein’ın görecelik teorisi yani üç boyutun ötesinde dördüncü boyut olan zamanın göreceliği teorisini baz alarak İtalya’nın Lecce Üniversitesi’nden Ignazio Ciufolini ve ABD’deki Dünya Sistemleri Teknolojisi Birleşik Merkezi’nden Pavlis uzayın zamanı büktüğünü ve bu durumun  farklı evrenleri işaret ettiğini düşünmektedirler. Bilim adamları dördüncü boyutun ötesinde, fizikçilerin geliştirdiği her şeyin teorisi olarak nitelendirilen M teorisi diğer adıyla sicim teorisi 11 boyutlu evreni matematiksel olarak ifade edildiğini iddia etmektedirler. 

KURAN:

Bilimin varsayım ve kuramlar neticesinde ortaya koydukları M teorisine göre paralel evrenler bulunmamaktadır. Gökler ve yer yedi kat olarak yaratılmıştır.

Ayet:

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.(Talak 12)

O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? (Mülk 3) 

“Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? (Nuh 5) 

Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara 29 ) 

De ki: “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?” (Mü’minun 86) 

Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. (İsra 44 ) 

Tefsiri;

Ebû Zerr -Radıyallâhu anh-‘ın rivâyet ettiği bir hadiste Peygamber -Sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Yedi kat gök ve yedi kat yer, Allah’ın kürsüsü yanında, ancak geniş, çöl bir yere bırakılmış bir halka gibidir. Arşın kürsüye üstünlüğü ise geniş çölün bu halkaya üstünlüğü gibidir.”

Ahmed (5/178) Bezzar (160)

Cübeyr İbnu Mut’im rivayet ediyor: Resulullah (sav)’a bir bedevi gelerek: “Ey Allah’ın Resulü, (kuraklıktan) insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımız da helak oldular. Bizim için Allah’a dua et, su göndersin. Zira biz Allah’a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah’ın şefaatini taleb ediyoruz!” dedi. Resulullah (sav) adama şu mukabelede bulundu: “Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin? Sübhanallah!” Resulullah (sav) sübhanallahları o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab’ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resulullah (sav) sözüne şöyle devam etti: “Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah’ın şanı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah’ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O’nun Arş’ı, semavatının şöyle üzerindedir. -Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat-ı Zülcelal sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi.”

(Ebu Davud, Sünnet 19, (4726))

8-YERYÜZÜ YAYILMIŞ VE DÜZLENMİŞTİR.

BİLİM:

Evrende bulunan kütleler yakınlıklarına bağlı olarak birbirlerine bir çekim uygularlar. Bu çekimin sonucunda en nihayetinde öbeklenerek gruplar, kümeler oluştururlar. Bu gruplar ve öbekler de giderek küresel veya çembere ait bir geometri oluşturur. Bu tamamen çekim kuvvetinin ve kürenin kusursuz simetrisinin bir sonucudur.Kürenin yüzeyinin neresinden bir nokta alırsanız alın, uzaklık yarıçap(r) olacağından her noktaya uygulanan çekim kuvveti de aynıdır.Dolayısıyla kürenin kusursuz simetrisi, basit bir denge durumu oluşturur. Yasalar sürekli olarak gerçekleşmektedir, kütle çekim hala oradadır. Fakat kuvvetler, simetri sayesinde birbirini harika bir şekilde dengelediği için bir etki gözlenmez. Tıpkı duvarı itmeye çalışmak gibi, etkiye karşılık eşit bir tepki vardır.Eğer bu denge durumu yoksa, yasa işlemeye devam ettiği sürece yapı küresel olmaya çalışacaktır.

KURAN:

Bilimin belrttiği yerçekim kanunu diye bir şey yoktur. Yoğunluk vardır. Bu sebeple küresel bir biçim oluşması gerektiren bir durum yoktur.

Ayet:

Bundan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi (Naziat 30)

Yeri uzatıp yayan, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O’dur.

Geceyi de gündüzün üzerine o örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için ibretler vardır. (Ra’d 3)

Geniş yollarından geçebilmeniz için Allah size yeryüzünü sergi kıldı. (Nuh 19-20)

Yere bakmazlar mı; nasıl Düzlendi? (Gaşiye 20)

Yeryüzünü sizin için düz kılan, orada size yollar açan ve gökten su indiren O’dur (Taha 53)

Yeryüzünü size düz kılan ve belki doğru gidersiniz diye orada yollar yapan (Zuhruf 10)

Yeryüzünü de biz yaydık. ne güzel düzleyiciyiz .(Zariyat 48)

Yeryüzünü bir düzlük, dağları da birer kazık yapmadık mı? (Nebe 6-7)

Yere ve onu yayana yemin ederim (Şems 6)

Yeri uzatıp yaydık; üzerine sabit dağlar yerleştirdik. Ve orada ölçülü her şeyi bitirdik (Hicr 19)

O rab ki, sizin için yeryüzünü (korunup rahat edebileceğiniz) bir yaygı, göğüde, (onun üzerine) bir çatı yaptı

(Bakara 22)

Tefsiri:

Naziat 30 ayeti hakkında bazı müfessir ve kimseler, filozofların ve bilimin, dünyanın küre olduğu teorisine Kur’an’ı uydurabilmek için dahaye kelimesinin deve kuşu yumurtası anlamına geldiğini ve bu kelimenin dünyanın küre şeklinde olduğunu ifade ettiğini söylemişlerdir. 
Arap dilinde böyle bir anlam kesinlikle yoktur.

Bilakis, Arap lügatinde, udhiye kelimesi; deve kuşu yumurtasının kendisi değil, yumurtanın yayılmış yeri anlamına gelmektedir.

Fahreddin Razi tefsirinde ayeti şu şekilde açıklar: dehahe “onu yaydı” anlamındadır. 
Nitekim, Zeyd Ibn Amr Ibn Nufeyi şöyle demiştir: “Onu yaydı… Onun su yüzünde dümdüz olduğunu görünce de, onun üzerine (kazıklar misali) dağlar çaktı…”

Dil alimleri şunu söylemiştir: 
Bu kelime hakkında iki kullanış biçimi vardır: 
Bu tıpkı ifadelerinde olduğu gibidir. 
Hz. Ali (r.a)´nin bir sözünde (naklinde) de şöyle varid olmuştur. 
“Allahım, ey yayılmış olanların yayıcısı…” 
“Ey, yayılmış olan yedikat yeri yayan Allah´ım…”

Taberi, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor:
“Kâ’be, dünya yaratılmadan iki bin sene önce su üzerinde dört direk üzerine kuruldu. Sonra yeryüzü Kâ’benin altından yayıldı”
(Hasen mevkuf. Taberi (3/61, 24/208) Ebu’ş-Şeyh el-Azamet (4/1381))

Taberi, Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor:
“Allah Kâ’beyi yeryüzünü yaratmadan iki bin sene önce yarattı, dünyayı da oradan yaydı”
(Hasen mevkuf. Taberi (24/208) Beyhaki Şuab (3/431) İbn İshak es-Siyra (1/27))

Katade rahimehullah dedi ki:
“Bundan sonra da yeryüzünü yaydı” dehâhâ; yayıp sermek demektir.
(Sahih maktu. Taberi (24/210))

Katade rahimehullah diğer rivayette şöyle demiştir:
“Bana ulaştığına göre dünya Mekke’den yayılmıştır”
(Sahih maktu. Taberi (11/531) Abdurrazzak Tefsir (2/213))

9-GÜNEŞİN, AYIN, GECE VE GÜNDÜZÜN YÖRÜNGELERİ

BİLİM:

Uzay zaman teorisini ortaya atan Einstein Diyor ki: Yatağınızın üzerine serdiğiniz çarşafın iki boyutlu yüzeyi uzay-zaman olsun. avucunuzdaki çeşitli ağırlıktaki misketleri gelişigüzel serpiştirin yatağın üzerine. her misket kendi ağırlığı kadar bükecektir uzay-zaman. Şimdi elimizde 1cm çapında sonsuza yakın kütleye sahip bir misket olduğunu düşünelim. Yatağın üzerinde oluşturacağı bükülme öyle yüksek olacaktır ki çarşafı delecektir. gerçek üç boyutlu bir uzayda bu delik çarşaf üzerinde başka bir noktaya açılan bir kapı işlevi görebilir. 

Bu teoriye göre Dünya kendi etrafında saatte 1670 km hızla dönüyor ve aynı zamanda güneş etrafındaki  dolanımı saniyede 30 km’dir. Bu hızla Dünya bir saatte 108.000 km yol alır Bir günde aldığı yol ise 2.592.000 km’ye varır. Bu sırada Güneş; Dünya ve diğer gezegenlerle birlikte Herkül takımyıldızı yakınlarında bulunan Vega yıldızının bulunduğu yöne doğru yol almaktadır.

Güneş Sistemi içindeki bütün cisimler Güneş’in etrafında dönerken, Güneş ve Güneş Sistemi’nin tamamı Samanyolu Gökadası’nın merkezinin etrafındaki dönüşünü saniyede 220 km’lik bir hızla, yaklaşık 250 milyon yılda tamamlar.Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70.000 km hızla döner ve bir tam turunu yaklaşık 25 günde tamamlar.

KURAN:

Bilimin belrttiği şekliyle uzay zamanı bükme durumu yoktur. Galaksiler yoktur. Güneş ise Vega yıldızına doğru değil tayin edilmiş bir yörüngede gitmektedir. Güneş, Ay, gece ve gündüz sürekli devinim halindedirler. Güneş merkezli bir sistem yoktur. Zira güneş sabit değil hareketlidir. Güneş, Ay, Gece ve Gündüz dünya için zikredilmiş ancak dünyanın yörüngede olduğu belirtilmemiştir. Çünkü dünyamız merkezdedir ve sabittir. Sarsılmaması için dağlarla sabitlenmiştir.

Ayet:

Görmüyor musun ki,  gerçekten Allah, geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye  bağlayıp-katar. Güneş ile Ay’ı emre amade kılmıştır. Her biri, adı konulmuş bir  süreye kadar akıp gider. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Lokman 29) 

(Allah) Geceyi  gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar; Güneşi ve Ay’ı emre amade kılmıştır, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir; mülk O’nundur. O’ndan  başka taptıklarınız ise, ‘bir çekirdeğin incecik zarına’ bile malik olamazlar. (Fatır 13)

Gökleri ve Yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O’dur. (Zümer 5) 

Allah O’dur ki, Görleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (Rad 2)

Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya 33)

10-DÜNYA SABİTTİR.

Göğün ve yerin O’nun emriyle (hareketten kesilip olduğu yerde veya bu düzen içinde) durması  da, O’nun ayetlerindendir. (Rum 25)

(Onlar mı daha hayırlıdır,) yoksa yeryüzünü durgun yapan, aralarına ırmaklar koyan, üzerine sabit dağlar diken ve iki deniz arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte bir de ilâh mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. (Neml 61)

Yeryüzünü sizin için durgun yer , göğü de bina yapan, (Gafir/Mu’min 64)

Yeryüzünü  insanları sarsmaması için üzerinde sabit dağlar, dosdoğru gidebilsinler diye dağlar  arasında geniş yollar yarattık. (Enbiya 31)

Göktekinin sizi yere batırmayacağından emîn misiniz? İşte o vakit yer sarsılır durur” (Mülk 16)

Gördüğünüz gibi, gökleri direksiz yaratmış, sizi sarsmasın diye de, yeryüzüne sabit dağlar atmış ve orada her çeşit hayvanı yaymıştır. Gökten bir su indirip orada her güzel çifti bitirmişizdir (Lokman 10)

Yeryüzünde sizi sarsılmaktan koruması için sabit dağlar, yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yaratmıştır.

(Nahl 15)

Tefsiri:

İbn Kesir rahimehullah bu ayetin (Nemi 61) tefsirinde: “Kârre; durgun, sabit, meyletme yen ve hareket etmeyen demektir…” demiştir.

Mülk 16 tefsirinde İmam Şevkanî rahimehullah bu şöyle demiştir: “Yani daha önce bulunduğu durgunluk halinden sonra sarsılıp hareket etmesi demektir”

Nahl 15 ayeti için İmam Begavî rahimehullah Tefsir’inde bu ayeti açıklarken şöyle demiştir: “Meyd etmesin, yani kımıldamasın. «Meyd» sallantıdır, o yana bu yana sarsılıp durmaktır. Bu cümleden olarak gemi yolcusunun çarpıldığı baş dönmesine «Meyd» denilmiştir.”

11-YERÇEKİMİ YOKTUR.

BİLİM:

Newton’a göre her cisim, başka her cismi kendisine doğru çekmeye çalışır. Evrende her cisim çifti arasında yerçekimi kuvveti vardır. Cisimler ister gözle görülmez madde zerreleri, ister dev yıldızlar olsunlar, aralarındaki çekim kuvveti aynı kanunladır. Newton’un Gravitasyon kanunu iki cisim arasındaki çekim kuvvetinin, bunların kütleleri çarpımıyla doğru ve aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı (yani 1/uzaklık x uzaklık ile orantılı) olduğunu bildirir. Uzaklık cisimlerin merkezleri arasında ölçülür

KURAN:

Kuranda yerçekimi kanunu belirtilmemektedir. Gökler ve yer birbirini çekim kuvvetiyle dengelememektedir. Bilimin ortaya attığın yerçekimi kanunu tamamen teorik kanıtlanmamış bir savdır. Kuranda evrenin genişlemesine ve uzayın bükülmesine ve gökcisimlerinin biribirini çekmesini sağlayan yerçekimi kuvvetinin aksine göğün yere düşmesi engellenmekte ve gökler tutulmaktadır.Bu ise Yüce Allah’ın bir kudretidir

Ayet:

Görmüyor musun, Allah, yeryüzündeki her şeyi ve kendi emriyle denizde yüzen gemileri size boyun eğdirmiştir. Keza izni olmaksızın yer üzerine düşmemesi için göğü de tutmaktadır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatlidir; çok merhametlidir.” (Hac 65)

Yerlerinden oynamamaları için gökleri ve yeri Allah tutmaktadır. Onlar yerlerinden oynarsa, Allah’tan başka hiç kimse onları tutamaz. Onun içindir ki Allah, Halîm’dir; çok bağışlayıcıdır. (Fatır 41)

Gök boşluğunda Allah’ın emrine boyun eğmiş kuşu görmüyorlar mı? Onları Allah’tan başka hiçbir şey orada tutmaz. Bunda da îman eden kimseler için ibretler vardır.(Nahl 79)

Üzerlerinde, kanatlarını yayıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları havada tutan Rahman’dan başkası değildir. O, şüphesiz her şeyi hakkıyla görendir.” (Mülk 19)

Tefsiri:

İbn Kesir şöyle demiştir: “Buyruğu olmadıkça, göğü yerin üzerine düşmemesi için O tutar.” Şayet dileyip göğe izin vermiş olsaydı, yeryüzüne düşer ve ondakileri helak ederdi. Fakat lutfu, rahmeti ve kudretinden olarak göğü buyruğu olmadıkça yeryüzüne düşmemesi için O tutar.

(İbn Kesir 5/451)

Dünya küre şeklinde olsa idi, onun üzerinde kubbemsi tavan olan sema’nın onun üzerine düşmesinden bahsedilmezdi.

12-GÖKLER VE YER SINIRLIDIR.

BİLİM:

Bilim adamları Bing Bang teorisine ait haritalar üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu, evrenin 12 yüzlü aynalar dehlizi olduğu sonucuna ulaştı ve ayna yansımalarının bize uzayın sonsuz olduğu fikrini doğurduğunu belirtti. Stephen Hawking ‘Her Şeyin Teorisi’ olarak adlandırılan teorisine göre görülebilir evrenlerimizin dışında, iç içe geçmiş ve eşizlerimizin bulunduğu, görülemeyen sonsuz sayıda evrenlerin olduğunu iddia etmiştir.

KURAN:

Evren yada uzay sonsuz değildir. Uzay 12 yüzlü ayna dehlizleri yoktur. Görülemeyen sonsuz sayıda evren yoktur. Kuranda gökler ve yerin kıyametten sonra başka göklere ve yerlere değiştirileceği bildirilmiştir. Ayrıca arş gökler ve yeri kaplamaktadır. Gökler ve yer sonsuz değildir.

Ayet:

(O’nun intikamı) yeryüzünün ve göklerin başka bir yeryüzü ve gökle değiştirildiği ve (herkesin kabirlerinden çıkıp) tek ve kahredici olan Allah’ın huzurunda durdukları gündür.(İbrahim 48)

Osman ATIF

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here